|
m u s a n n e f İbn Ebi Şeybe |
Fitneler |
Hz. Osman'ın Katliyle
ilgili Fitne
38809. Hasan (el-Basri)
anlatıyor. Bana Vessab anlattı. -Vessab, Müminlerin emiri Ömer tarafından azat edilen
kölelerdendi ve genellikle Osman'ın önünde olurdu.- Dedi ki: Ben Osman'ın
boynunda iki mızrak / hançer yarası gördüm. Onları, evinde öldürüldüğü gün
almışa benziyordu. Beni müminlerin emiri Osman, Eşter'e göndererek "Onu
bana çağır" dedi. Eşter geldi -ibn Avn der ki:
Sanırım şunu da söyledi:
Müminlerin emirinin altına, kendisine ait bir minder attım-. Osman: "Ey
Eşter! Bu insanlar benden ne istiyorlar?" diye sordu. Eşter şöyle cevap
verdi: "Senden, muhakkak birinin yerine getirilmesi gereken üç şey istiyorlar.
Senden şunlardan birini seçmeni istiyorlar: Ya ''Alın yönetiminiz sizin olsun,
dilediğiniz kişiyi onun başına getirin'' deyip yönetimi onlara bırakacaksın ya
da kendine kısas uygulayacaksın. Bu iki şeyi yapmayı reddedersen, topluluk seni
öldürecek!" Osman: "Bunlardan biri muhakkak yapılmalı mı?'' deyince,
Eşter: "Evet. Muhakkak biri yapılmalıdır" diye karşılık verdi.
Bunun üzerine Osman
şöyle devam etti: "Yönetimi onlara teslim etmeye gelince, ben Allah'ın
bana giydirmiş olduğu bir elbiseyi asla çıkarmanı.
Ravilerinden İbn Avn'ın
bildirdiğine göre Hasan el-Basri dışındaki kaynaklar burada şu ifadeleri
nakleder: "Muhammed ümmetinin yönetimini bırakıp da onları birbirine
düşürmektense, ortaya çıkarılıp boynumun vurulmasını yeğlerim.'' İbn Avn der
ki: Bu, onun sözlerine daha çok benzemektedir-
"Onlar adına
kendime kısas uygulamaya gelince, Vallahi ben biliyorum ki, benden önceki iki
dostum (Ebu Bekr ve Ömer) kendilerine kısas uygularlardı. Ama benim bedenim
kısasa dayanamaz. Son olarak beni öldürmelerine gelince, Vallahi eğer beni
öldürürlerse, benden sonra bir daha birbirleriyle barışık olamazlar, benden
sonra bir daha (ortak) düşmana karşı topyekün savaşamazlar."
Bu cevap üzerine Eşter
kalkıp gitti. Bir müddet bekledik. Belki insanlar (vazgeçtiler) dedik. Derken
ufak tefek bir adam, kurt gibi gelerek kapıdan içeriyi gözetledi ve dönüp
gitti. Sonra Muhammed b. Ebi Bekir on üç adamıyla birlikte geldi, Osman'ın
yanına kadar giderek sakalından tutup çekti. Öyle ki verdiği acıdan azı
dişlerinin gıcırdadığını işittim. Osman'a: "Sana Muaviye'nin faydası
olmadı! İbn Amir'in faydası olmadı! Yazdığın mektupların faydası olmadı!''
dedi. Osman: "Yeğenim sakalımı bırak! Yeğenim, sakalımı bırak!" dedi.
Vessab der ki: Sonra
Muhammed'in, yanındakilerden birini Osman'ın üzerine saldırttığını, kendisinin
de yardım ettiğini gördüm. Adam, eline ucu demirli bir ok alıp Hz. Osman'ın
başına sapladı. -Ravi- "Sonra ne oldu?'' diye sordu. O da: "Sonra hep
birden içeri dalarak -vallahi- Osman'ı öldürdüler" dedi.
38810. Nu'man b.
Beşir'in bildirdiğine göre Hz. Aişe kendisine şöyle demiş:
Sana Allah Resulü'nden
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) işittiğim bir hadisi nakledeyim mi? Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün Osman'a birini göndererek yanına
çağırttı. Osman geldiğinde, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona:
"Osman! Muhakkak ki
Allah sana bir gömlek giydirecektir. Eğer senden, o gömleği çıkarmanı
isterlerse, çıkarma" diye buyururken işittim. Bunu üç defa tekrarladı.
Nu'man der ki: Ben "Ey müminlerin annesi! Sen bu hadisi daha önce neden
nakletmedin?" deyince, "Sanki onu hiç işitmemişim gibi, bana
unutturulmuştu" dedi.
38811. Abdullah b. Ömer
anlatıyor: Hz. Osman, evinde muhasara altında tutulduğu sırada bana "Muğire
b. el-Ahnes'in bana yaptığı önerilerine ne dersin?" diye sordu. Ben de:
"Sana neyi önerdi?" diye sordum. Dedi ki: "Bu topluluk benden,
yönetimi bırakmamı istiyor. Eğer yönetimden vazgeçersem, beni bırakacaklar;
vazgeçmezsem öldüreceklermiş." Bunun üzerine ben de dedim ki: "Eğer
yönetimi bırakırsan, dünyada ebedi yaşayacağını mı düşünüyorsun?"
"Hayır" dedi. "Bari cennet ve cehenneme de sahipler
miymiş?" dedim. "Hayır" dedi. Sonra dedim ki: "Eğer sen
islam'da böyle bir çığır açarsan, o zaman yöneticiye öfke duyan her topluluk,
onu azleder! Allah'ın sana giydirmiş olduğu gömleği çıkarma!"
38812. Ebu Sehle'nin
bildirdiğine göre Hz. Osman bir gün şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) bana bir sır verdi ve ben, o sırda sabredeceğim. insanlar, bu sırrın
(öldürüldüğü) o günle ilgili olduğunu düşünmektedirler.
38813. Ebu Leyla
el-Kindi anlatıyor: Ben Osman'!, muhasara altındayken insanların karşısına
çıkıp şöyle konuşurken gördüm. "Ey insanlar! Beni öldürmeyin! Beni
kınayın! Vallahi eğer beni öldürürseniz, ondan sonra bir daha birlikte
savaşamazsınız, (ortak) düşmana karşı cihad edemezsiniz. Muhakkak ihtilafa
düşersiniz ve -parmaklarını birbirine geçirerek- şu şekle dönersiniz: "Ey
kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hud kavminin, yahut
Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza
getirmesin. (ye unutmayın ki) Lut kavmi sizden uzak değildir.''[Hud, 89]
Sonra Abdullah b.
Selam'a birini göndererek ne yapmasını önereceğini sordurdu. O da:
"Direnme, direnme! Bu senin için daha güçlü bir kanıttır" dedi. Sonra
topluluk içeri girerek Osman'ı öldürdüler.
38814. Muhammed b. Sirin
anlatıyor: Hz. Osman yönetim binasından, topluluğa bakarak: "Bana,
kendisiyle birlikte Allah'ın Kitab'ını müzakere edeceğim bir adam getirin"
dedi. Onlar da genç biri olan Sa'sa'a b. Suhan'ı götürdüler. Osman: "Bana
getirecek bu gençten başka kimse bulamadınız mı?!" dedi. Sonra Sa'sa'a
bazı şeyler söyledi. Osman ona: "Oku!" dedi. O da:
"Kendilerine savaş
açılan Müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe
yok ki Allah'ın onlara yardım etmeğe gücü yeter"[Hac, 39] ayetini okudu.
Osman, bu ayet ne senin, ne de arkadaşların için hüccet teşkil eder. Tam
tersine bu, benim ve arkadaşlarım için hüccettir" dedi ve sonra şu
ayetleri okudu:
"Kendilerine savaş
açılan Müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe
yok ki Allah'ın onlara yardım etmeğe gücü yeter. Onlar, haksız yere, sırf,
''Rabbimiz Allah'tır'' demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir.
Eğer Allah'ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı,
içlerinde Allah'ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler
muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah kendi dinine yardım edene
mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
Onlar öyle kimselerdir ki, şayet kendilerine yeryüzünde imkan ve iktidar
versek, namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü
yasaklarlar. Bütün işlerin akıbeti Allah'a aittir"[Hac 39-41]
38815. Ebu Salih'in
bildirdiğine göre, Hz. Osman evinde muhasara edilince, Abdullah b. Selam:
"Onu öldürmeyin; zaten ecelinin yetmesine pek az süre kaldı. Vallahi, eğer
onu öldürürseniz, bir daha birlikte namaz kılamazsınız" demiş.
38816. Abdullah b. Amir
der ki: Ben Osman'ı, "Benim nezdimde sizin en faydalınız, silahına ve
eline sahip olanınızdır" derken işittim.
38817. ibnü'z-Zübeyr
anlatıyor: Evi muhasara" edildiği gün Hz. Osman'a dedim ki: "Dışarı çık
ve onlarla savaş. Zira Allah, (geçmişte) senin yanındakinden daha az askerle
zafer nasip etmiştir. Vallahi, onlara karşı savaşmak caizdir." Ama
reddetti ve "Üzerinde itaat hakkım bulunanlar, (benden sonra) Abdullah b.
ez-Zübeyr'e itaat etsin" diyerek o gün onu (evde bulunanlara) emir tayin
etti. Kendisi o gün oruçlu idi.
38818. Azatlısı Ebu
Said'in bildirdiğine göre Abdullah (ibn Mes'ud): "Vallahi, eğer Osman'ı
öldürürlerse, onun yerine geçecek birini bulamazlar" demiştir.
38819. İbn Sirin anlatıyor:
Zeyd b. Sabit, Osman'ın yanına giderek "Ensar kapının önündedir. Diyorlar
ki, eğer istersen, ikinci kez Allah'ın Ensar'ı (dininin yardımcıları)
oluruz!" dedi. O da: "Eğer savaşmayı kastediyorlarsa, asla (böyle bir
şeyi istemem)" diye cevap verdi.
38820. Said b. Zeyd dedi
ki: "Ben, Ömer'in, beni ve kız kardeşini Müslüman olduğumuz için
bağladığına tanık oldum. Uhud dağı, sizlerin Osman'a yaptığınızdan ötürü
gözyaşlarına boğulsa, hakkıdır."
38821. Amir b. Zühl
oğullarından Ebu Muhammed Hanzala b. Kanan anlatıyor: Hz. Osman, muhasara
altındayken evin penceresinden bize baktı ve "Aranızda Mahduc'un iki oğlu
var mı?" diye sordu. Bu kişiler orada yoklardı. Uyuyorlardı. Uyandırılıp
getirildiler. Osman onlara şöyle konuştu: "Size Allah'ın cezasını hatırlatırım.
Siz ikiniz bilmez misiniz ki Ömer, ''Rabia ancak facir veya haindir'' demişti.
Vallahi, ben ne onların, ne de bir aylık mesafeden gelen topluluğun paylarını
eksiltmiyorum. Onlardan her birinin olması gerektiği yer, kendi evidir. Sonra
ben onların (yiyeceklerini) bir günde 500 500 artırıp, kendilerine ulaştırmadım
mı?" "Evet. Yaptın" dediler.
Osman sözlerine şöyle
devam etti: "Size Allah'ın cezasını hatırlatırım. Bilmez misiniz ki, siz
ikiniz bana geldiniz ve dediniz ki: ''Kinde, yenmeye hazır kelle.'' işte o
kelle, Rabia kabilesidir. Eş'as b. Kays onları yedi, bitirdi. Ben de idareyi
ondan alıp siz ikinize vermedim mi?" "Evet, verdin "dediler.
Bunun üzerine Osman şöyle yakardı: "Allahım! Eğer bunlar benim bu
iyiliğimi inkar ediyorlar, onlara olan ihsanımı reddediyorlarsa, onları hiçbir
yöneticiden, hiçbir yöneticiyi de onlardan memnun eyleme.''
38822. Cündüb el-Hayr
anlatıyor: Mısırlılar Hz. Osman'ın üzerine yürümek üzere yola çıktıklarında,
Huzeyfe'nin yanına gittik ve ''Bunlar bu adamı öldürmek üzere yola çıktılar. Bu
hususta sen ne dersin?'' diye sorduk. "Vallahi onu öldürecekler"
dedi. "Yeri neresidir?'' diye sorduk. "Vallahi, cennettir'' dedi.
"Peki katillerinin yeri neresidir?" diye sorduk. "Vallahi,
cehennemdir'' dedi.
38823. Abdullah b. Ebi'l-Huzeyl
anlatıyor: Hz. Osman öldürüldüğünde Huzeyfe: "insanlar bugün islam'ın
kıyısına indiler. Fersah fersah islam'dan uzaklaştılar!" dedi.
İbn Ebi'l-Huzeyl der ki:
Vallahi, bu topluluk doğru yoldan çıktı. Öyle ki tekrar doğru yolu bulmalarının
önünde güçlükler vardır; ne doğru yolu bulabiliyorlar, ne de ona nasıl
ulaşacaklarını biliyorlar.
38824. Huzeyfe -Osman'ı
anarak- şöyle yakarmış: "Allahım! Ne (onu) öldürdüm, ne (öldürülmesini)
emrettim ve ne de (öldürülmesinden) razı oldum.''
38825. Abdülazız b.
Rufey' anlatıyor: Hz. Ali, Sıffin'e doğru hareket edince, geride insanların
başına Ebu Mes'ud'u geçirdi. (Ebu Mes'ud) Cuma günü onlara hutbe irat etti ve
sayılarının az olduğunu görünce dedi ki: "Ey insanlar! Yola çıkın. Sizden
yola çıkan, güvendedir. Vallahi biz biliyoruz ki, içinizde bu olayı hoş
görmeyen ve bu yüzden ağır davrananlar var. Yola çıkın. Kim yola çıkarsa,
güvendedir. Vallahi biz bu savaşı, bu iki ordunun karşı karşıya gelip birinin
diğerinden korunmaya çalıştığı bir olayalarak görmüyoruz. Bilakis, biz bu
savaşı, Allah'ın, Muhammed ümmetini ıslah edip onun birlik ve bütünlüğünü
sağlayacağı bir vesile olarak görüyoruz. Ben size Osman'ı ve insanların neye
öfkelendiklerini anlatayım mı? insanlar, Osman'ı günahıyla baş başa bırakmadılar
ki Allah günahı sebebiyle onu cezalandırsın ya da affetsin. Diğer yandan,
hedefledikleri amaca da ulaşamadılar. Çünkü onlar, Allah'ın, kendisine verdiği
nimetler yüzünden onu kıskanmışlardı."
2. Ali gelince ona (Ebu
Mes'ud'a) şöyle dedi: "Kulağıma gelen o sözleri sen mi söyledin ey Ferruh!
Sen, aklı gitmiş bir ihtiyarsın." O da şu karşılığı verdi:
"Annem bana, bundan
daha güzel isim verdi. Allah ve Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) benim
cennetlik olduğumu söylemişken, benim aklım gitmiş, öyle mi?! Sen de biliyorsun
ki, geride kalan aklımla söylüyorum: Bizler her gelen dönemin, bir öncekinden
daha kötü olduğunu konuşur dururduk," Sonra çıkıp gitti.
3. (Ebu Mes’ud) Seylehın
veya Kadısiyye'ye geldiğinde insanların yanına çıktı. Göz kapaklarından aşağı
yaşlar damlıyordu. insanlar, onun ihram için hazırlık yaptığını düşünüyorlardı.
Ayağını üzengiye koyup, semerin kaşından tutunca, bir grup insan yanına gitti
ve "Ey Ebu Mes’ud! Bize tavsiyede bulunsan" dediler. O da: "Her
zaman Allah'tan sakının ve topluluktan ayrılmayın. Zira Allah Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ümmetini dalalet üzerinde birleştirmez"
dedi. Yine "Bize tavsiyede bulunsan" dediler. Yine, "Her zaman
Allah'tan sakının ve topluluktan ayrılmayın! Ta ki iyi olan zafere ulaşıp rahatlasın
ya da facir olan mağlup olup yok olsun" dedi.
38826. Hz. Ali -üç kere-
şöyle demiştir: "Ben -Osman'ı- ne öldürdüm, ne de onun öldürülmesini
emrettim. Fakat onun öldürülmesi karşısında aciz kaldım."
38827. Yine Hz. Ali der
ki: "Ben -Osman'ı- öldürmedim; aksine, onun öldürülmesini doğru
bulmadım."
38828. Hz. Ali der ki:
"Vallahi, ne Osman'ın öldürülmesine iştirak ettim, ne onu öldürdüm, ne
öldürülmesini emrettim ve ne de öldürülmesine razı oldum.''
38829. Zeyd b. Erkam'ın
cariyesi anlatıyor: Hz. Ali hasta döşeğinde yatan Zeyd b. Erkam'ı ziyarete
geldi. Zeyd'in yanında kalabalık bir topluluk vardı. Onlara: "Susun, sakin
olun. Vallahi bugün bana ne sorarsanız, size aynen haber veririm'' dedi. Zeyd
de ona: "Allah aşkına doğru söyle! Osman'ı sen mi öldürttün?" diye
sordu. Ali bir süre başını yere doğru eğip öylece durdu. Sonra dedi ki:
"Taneyi yaran, canlıyı yaratan (Allah)a yemin ederim ki, onu ben
öldürmediğim gibi öldürülmesini de emretmedim. Ama üzülmedim de."
38830. Münzir b. Ya'la
anlatıyor: Hz. Osman'ı öldürmeyi planladıkları gün Mervan, Hz. Ali'ye: "Şu
kişinin yanına gidip onu savunsanız olmaz mı? Çünkü onlar, sensiz bir işe karar
veremezler" diye haber gönderdi. Ali de "Mutlaka yanlarına gideceğiz"
dedi. Sonra ibnü'l-Hanifiyye'yi iki omzundan tutup kucağına aldı. Çocuk:
"Baba, nereye gidiyorsun? Vallahi onlar seni daha da korkuturlarlı dedi.
Bunun üzerine Ali, sarığını gönderip, bu yolla onları bu işten vazgeçirmeye
çalıştı.
38831. Ebu Cafer
el-Ensarı anlatıyor: Mısırlılarla beraber ben de Osman'ın yanına girdim. Onu
vurup öldürdüklerinde, çıkıp hızla oradan uzaklaştım. Doğruca mescide girdim.
Baktım, bir adam, başında siyah bir sarık, on kişi kadar bir cemaatle orada
oturuyor. "Sakin ol. Neyin var" dedi. "-Vallahi- adamın işini
bitirdiler" dedim. "Ömrünün sonuna kadar dertten kurtulmayasın!"
dedi. Baktım ki o kişi Ali imiş.
38832. Hakım b. Cabir
anlatıyor: Hz. Osman muhasara edilince Hz. Ali, Talha'ya gitti. Talha evinde
yastığa yaslanmış oturuyordu. Ona dedi ki: "Allah aşkına söyle! insanları
/ isyancıları, müminlerin emirinin başından savmayacak mısın? Onu
öldürecekler" dedi. Talha da: "Vallahi, asla yapma; ta ki Ümeyye
oğulları, her hak sahibine hakkı teslim edene dek.''
38833. Ebu Miclez der
ki: "insanlar, mushafları parçaladı diye Osman'ı kınadılar, sonra onun
kendileri için yazdığına inandılar.!''
38834. Muhammed (İbn
Sirin) anlatıyor: Hz. Ali, Basra'da bir hutbe verdi.
Hutbesinde şunları
söyledi: "Vallahi Osman'ı ne öldürdüm, ne de öldürülmesine yardimcı
oldum." Hutbeden inince taraftarlarından bazısı yanına giderek "Sen
ne yaptın? Şimdi taraftarların senden ayrılacaklar" dediler. Bunun üzerine
tekrar minbere dönerek "Osman'ın kanını kim soruyorsa, bilsin ki Allah,
onu öldürdü, ben de onunla beraberdim" dedi.
Muhammed der ki: Kureyş
lehçesine ait olan bu cümlenin tek bir manası vardır.
38835. Meymun anlatıyor:
Hz. Osman öldürülünce, Huzeyfe: -eliyle halka yaparak- "islam'da bir delik
açıldı. Onu dağ bile kapatamaz" dedi.
38836. Abdullah b.
Abdirrahman b. Ebza, babasından naklediyor: Osman öldürülüp de insanlar ileri
geri konuşmaya başlayınca, Ubey b. Ka'b'ın yanına gittim ve ona dedim ki:
"Ey Ebu'I-Münzir! Bu fitneden çıkış yolu nedir?" Dedi ki:
"Allah'ın Kitabı. Onun ayetlerinden manasını anladıklarınla amel et,
onlardan faydalan; anlamadıklarına inanıp, manasını bilenine havale et.''
38837. Cuzey b. Bukeyr
el-Absı anlatıyor: Huzeyfe, vedalaşmak ya da selam vermek için Osman'ın yanına
gitti. Arkasını dönüp gidince, Osman: "Onu bana geri çağırın" dedi.
Geldiğinde ona: "Gıyabında senden kulağıma gelen haber neyin
nesidir?" diye sordu. Huzeyfe: "Vallahi, ben ne seni sevdiğim günden
beri sana buğzettim, ne de sana nasihatte bulunduğumdan beri seni aldattım"
dedi. Bunun üzerine Osman: "Sen o insanlardan daha dürüst ve daha iyisin.
Gidebilirsin" dedi. Arkasını dönüp gidince, yine "Onu bana geri
çağırın" dedi. Gelince "Gıyabında senden kulağıma gelen haber neyin
nesidir?" diye sordu. Bunun üzerine Huzeyfe, eliyle işaret ederek şöyle
dedi: "Gıyabında senden kulağıma gelen haber neyin nesidir! Tamam.
Anlatayım. Vallahi, boğa gibi (ağıldan) çıkarılacaksın. Sonra erkek deve gibi
boğazlanacaksın." Bu sözler üzerine Osman'ı titreme aldı. Hemen Muaviye'ye
haber gönderdi ve Muaviye, onu savunmak için geldi. Osman: "Huzeyfe ne
söyledi, biliyor musun? Dedi ki: ''Vallahi sen boğanın (ağıldan) çıkarılması
gibi dışarı çıkarılacaksın ve erkek devenin boğazlanması gibi
boğazlanacaksın''." Muaviye de: "Unut onları, unut onları" dedi.
38838. Sellam b. Miskin
der ki: Bana, Osman'ın öldürüldüğü gün Abdullah b.
Selam'ı gören biri
bildirdi. Onu ağlarken ve "Bugün Araplar helak oldu" derken görmüş.
38839. Ebu Said
anlatıyor: Bir grup insan Aişe'nin çadırının yanında duruyordu. Derken
yanlarından Osman geçti. -sanırım bu olay Mekke'de yaşandı- Benim dışımda hepsi
ona lanet okudu, sövdü. içlerinde Kufe halkından da biri vardı. Osman, Kufeliye
karşı daha cesurdu ve ona "Ey Kufeli! Sen bana sövüyor musun? Sen bir
Medine'ye gel, o zaman görüşürüz!" dedi. Sanki tehdit ediyordu. Medine'ye
gelince o zata: "Talha'nın yanına git" dediler. Talha onunla beraber
Osman'ın yanına gitti. Osman: "Vallahi, sana yüz sopa vuracağım"
dedi. Talha: "Vallahi, zina etmemişse, ona yüz so pa vuramazsın"
deyince, "Sana maaşını vermeyeceğim" dedi. Talha da: "Onun
rızkını Allah verecektir" dedi.
38840. Abbas'ın azatlısı
Suheyb anlatıyor: Bir gün Abbas, beni Osman'ı çağırmam için gönderdi. Yanına
vardığımda, insanlara öğle yemeği verdiğini gördüm. Çağırdım, geldi ve "Ey
Ebu'I-Fadl! Allah sağlık afiyet versin" dedi. O da:
"Allah sana da
sağlık afiyet versin, ey müminlerin emiri" diye karşılık verdi. Osman:
"Elçin geldiğinde, insanlara yemek veriyordum. Yemeklerini verir vermez
hemen geldim." Abbas kendisine şunları söyledi: "Sana, Ali hakkında
Allah'ı(n azabını) hatırlatırım. O senin amca oğlun, dayı oğlun, din kardeşin,
Allah Resulü ile beraberken (Sallallahu aleyhi ve Sellem) arkadaşın ve
hısımındır. Duydum ki, Ali ve arkadaşlarını teşhir etmek (halka şikayet etmek)
istiyormuşsun. Bunu benim için yapma ey müminlerin emiri." Osman şöyle
karşılık verdi: "Ben, senin bu isteğini ilk kabul edenim. Aracılığını
kabul ettim. Eğer Ali isterse, en yakınımdaki kişi olur. Fakat o, kendi
bildiğinden şaşmıyor." Sonra Ali'ye haber gönderdi ve dedi ki: "Sana,
Osman hakkında Allah'ı(n azabını) hatırlatırım. O, senin amcaoğlun, halaoğlun,
din kardeşin ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraberken
arkadaşın ve aynı zamanda biat ettiğin kişidir .. " Ali de şöyle karşılık
verdi: "Vallahi, evimden çıkmamı emretse, çıkarım. Fakat Allah'ın
Kitab'ının uygulanmaması karşısında hoşgörülü olmam istenirse, bunu asla
yapmam."
Muhammed b. Cafer der
ki: Ben bu haberi, sayısız kere sema yoluyla, defalarca da arz yoluyla
öğrendim.
38841. Kays anlatıyor:
Muaviye ile Amr, Kufe'ye gelince, Haris b. el-Ezma' Amr'ın yanına gitti. Amr,
bineğine binmiş çıkmak üzereydi. Haris: "Bir mesele için gelmiştim. Eğer
kalsaydın, onu sana sormak istiyordum" dedi. Amr da:
"Kalacak olsaydım,
bana sormak istediğin her şeye, şu an cevap verebilirim" dedi. Bunun
üzerine Haris: "Bize Ali ve Osman'dan bahsef' dedi. O da: "Öfke ile
diğergamlık bir araya geldi ve öfke diğergamlığa baskın çıktı" dedi ve
yoluna devam etti.
38842. Akra' anlatıyor:
Hz. Ömer, birini göndererek papazı çağırttı. Sonra ona soru sormaya başladı.
Ben de ikisini Güneş'ten korumak için gölge yapıyordum. Papaza: "Siz
kitabınızda bizimle ilgili bilgi görüyor musunuz?" diye sordu. Papaz:
"Evet. Özelliklerinizi ve yaptıklarınızı görebiliyoruz" dedi. Ömer:
"Beni hangi sıfatla
görüyorsunuz?" diye sordu. Papaz: "Demir boynuz gibi" dedi.
Ömer, yüzünden öfke okunarak "Demir boynuz mu?" dedi. Papaz:
"Yani, sert ve güvenilir" dedi. Ömer bundan memnun kalmış bir ed ayla
"Peki benden sonrası için ne görüyorsunuz?" diye sordu. Papaz:
"Akrabalarını (diğerlerine) tercih eden dürüst bir halife" dedi. Bunu
duyan Ömer: "Allah Affan'ın oğlunu esirgesin" demeye başlar. Sonra
"Peki ondan sonrası için ne görüyorsun?" diye sordu. "Demirin
parçalandığını" dedi. Papaz bunu söylerken Ömer, elinde bir şey, onu aşağı
yukarı evirip çeviriyordu. Birden onu elinden attı ve iki üç kere "Vay
iğrenç dünya!" dedi. Papaz: "Ey müminlerin emiri böyle söyleme. O da
Müslüman bir halife ve salih bir kişidir. Ne var ki hilafet makamına geldiği
zaman, kılıçlar çekilmiş ve kanlar dökülmüş olur" dedi. Sonra Ömer bana
dönerek "Milleti namaza çağır" dedi.
38843, Yusuf b. Abdillah
b. Selam'ın bildirdiğine göre babası Abdullah b.
Selam şöyle demiş:
"Kılıçlarınızı çekmeyin. Onları bir kere çektiniz mi, bir daha kıyamete
kadar kınlarına girmezler. Bana 18 gün süre verin." Bununla Osman'ın
öldürüldüğü günü kastediyor.
38844. Ka'b(u'I-Ahbar)
-elinde ateşten iki kıvılcım olduğu halde- dedi ki:
"Sanki o kişiye bakıyor
gibiyim," -Osman'ın katilini kastediyor.-
38845. Ebu Esıd
el-Ensari'nin azatlısı Ebu Said anlatıyor: Hz. Osman, Mısır halkının
temsilcilerinin hareket ettiklerini işitince, onları karşılamaya çıktı. Medine
dışında bir köye -veya ravinin dediği yere- kadar gitti. Temsilciler Osman'ın
çıktığını işitince, onun bulunduğu yere doğru yöneldiler. -Sanırım dedi ki:-
Osman onların Medine içinde yanına gelmelerini uygun görmedi. Veya böyle bir
şey- Heyet yanına gelerek ona: "Mushaf'ı getir" dediler. Mushaf'ı
getirtti. "Yedinci sureyi aç" dediler. Onlar yedinci sureyi, Yunus
suresi diye isimlendiriyorlardı. Sureyi okumaya başladı. "De ki:
"Allah'ın size indirdiği; sizin de, bir kısmını helal, bir kısmını haram
kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?" De ki: "Bunun için Allah
mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"[Yunus, 59]
ayetine gelince, "Söyle bakalım. O koru olarak ayırdığın bölge neyin
nesidir? Böyle yapman için sana Allah mı izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı
ediyorsun?" dediler. Osman da: "Geçin bunu. Bu ayet, şu şu olay
üzerine nazil olmuştur. Koru meselesine gelince, benden önce Ömer zekat
develeri için koru alanı belirlemişti. Ben yönetime gelince, zekat develerinin
sayısı arttı ve bu yüzden ben de zekat develerinin artış oranına göre koru
alanını genişlettim" dedi. Bu şekilde temsilcililer, onu ayetle sorguya
çekiyorlar, o da "Geçin onu. O ayet şu şu olay hakkında nazil
olmuştur" diyerek karşılık veriyordu.
2. O zaman Hz. Osman'ın
sözlerini aktaran kişi, senin yaşındaydı. (Ravilerden) Ebu Nadre der ki: Bunu
bana Ebu Said demişti. "Ben o gün senin yaşındaydım. Henüz sakallarım
çıkmamıştı" demişti. Hatırlamıyorum, belki de bir defasında "O gün
otuz yaşındaydım" demiş olabilir.
3. Daha sonra Hz.
Osman'!, kabul etmek zorunda kaldığı bir takım şeylerle muaheze ettiler. O da
onları itiraf ederek "Allah'tan af diler, tövbe ederim" dedi. Sonra
temsilcilere: "Ne istiyorsunuz?" diye sordu. Onlar da kendisinden söz
aldılar. Sanırım (ravi), bağlayıcı bir şart yazdıklarını da söyledi. Osman da
kendilerinden, şartlarını yerine getirdiği ya da onlara verdiği sözü tuttuğu
sürece isyan etmemeleri ve topluluktan ayrılmamaları yönünde söz aldı.
4. Osman, "Başka ne
istiyorsunuz?" diye sordu. Mısırlılar: "Medine halkının maaş
almamasını istiyoruz. Çünkü bu mal, onu elde etmek için savaşmış olanlarla
Muhammed'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından geride kalan şu yaşlılara
aittir" dediler. Hepsi bu şartlar üzerinde anlaştılar ve durumdan memnun
olarak hep birlikte Medine'ye geldiler. Sonra Osman, ayağa kalkarak şöyle hitap
etti: "Vallahi, benim ihtiyaçlarım bakımından, kalkıp yanıma kadar gelen
bu heyetten daha hayırlı bir heyet görmedim. -Ravi, diğer bir keresinde ise:
Sanırım, "Mısır halkını temsilen gelen bu heyetten daha hayırlısını görmedim"
ifadesini kullanmıştı, demiştir- Dinleyin. Ekini bulunan, ekinine gitsin.
Sağımlık hayvanı bulunan, sütünü sağsın. Bilin ki, benim yanımda size verilecek
mal yoktur. Bu mal, asılonun için savaşanlara ve bir de Muhammed'in (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ashabından geride kalan şu yaşlılara aittir." Halk, bu
sözlere öfkelendi ve "Bu, Umeyye oğullarının bir hilesidir!" dediler.
5. Sonra Mısır heyeti
memnun bir şekilde geri döndü. Yollarına devam ederlerken, bir binekli
gördüler; kah yaklaşıyor kah uzaklaşıyordu. Sonra bir yaklaşıyor, bir
uzaklaşıyordu. Bazen de onlara sövüp sayıyordu. Sonra ona:
"Senin bir derdin
var; ama neyin var?" dediler. "Ben, dedi, müminlerin emirinin Mısır
valisine gönderdiği elçisiyim." Araştırdılar ve üzerinde, Mısır valisine
verilmek üzere Osman adına yazılmış mühürlü bir mektup buldular. Mektupta
valiye, gelenleri öldürmesini ya da ellerini ve ayaklarını kesmesini
emrediyordu!
6. Bunun üzerine heyet
Medine'ye geri döndü. Doğruca Ali'nin yanına giderek "Şu Allah düşmanının
yaptığına bak. Bize şöyle şöyle yapılmasını emretmiş. Vallahi kendi kanını
helal hale getirdi. Haydi, bizimle gel de birlikte ona gidelim" dediler.
Ali: "Hayır, Vallahi olmaz. Sizinle birlikte gidemem" dedi. Sonra
heyet gidip Osman'a: "Bizim hakkımızda niçin mektup yazdın?" dediler.
Osman: "Hayır.
Vallahi ben sizinle ilgili asla mektup yazmadım" dedi. Heyettekiler biri
birlerine bakarak kendilerine: "Bu yüzden mi savaşıyorsunuz, bu yüzden mi
öfkeleniyorsunuz!?" dediler. Bu arada Hz. Ali de Medine dışına çıkarak bir
köye -veya kendisine ait bir köye- gitti.
7. Heyet yollarına devam
edip Osman'ın yanına girdiler. Ona: "Sen bizim hakkımızda şöyle şöyle
yazmışsın" dediler. Osman şöyle karşılık verdi: "Bunu ispat etmenizin
iki yolu vardır. Ya Müslümanlardan iki kişiyi şahit getirirsiniz ya da
kendisinden başka ilah olmayan Allah adına, öyle bir şeyi ne yazdığıma, ne de
yazdırdığıma dair yemin ederim. Siz de bilirsiniz ki, başka biri adına mektup
yazılabileceği gibi, aynı mühürden bir başka mühür de kopya edilebilir."
Ama heyettekiler:
"Vallahi, Allah senin kanını helal kıldı. Anlaşma ve sözleşme
bozuldu" dediler.
8. Sonra onu evinde
muhasara ettiler. Osman (penceresinden) onlara bakarak "Esselamü
aleyküm" diye seslendi. Ama kimsenin, onun selamını aldığını işitmedim.
Ancak içinden sessizce selamını alan olduysa bilmem. Sonra Osman: "Allah
için söyleyin. Bilmez misiniz ki, Rume kuyusunu ben, tatlı suyundan içeyim diye
kendi malımla satın aldım? Sonra onun suyundan istifade için kendi kovama
(kuyudan su çekme kovasının ipine), Müslümanlardan herhangi birinin kovasına
göre ayrıcalık tanımadım." "Evet. Doğru" denince "Öyleyse
niçin benim oranın suyundan içme me engeloluyorsunuz da beni deniz suyuyla
iftar etmek zorunda bırakıyorsunuz?!" dedi.
9. Sonra Osman şöyle
devam etti: "Allah için söyleyin. Bilmez misiniz ki, ben şu şu yerleri
(kendi malımla) satın alıp Mescid'e kattım?" "Evet. Doğrudur"
dediler. "Peki, benden önce insanlardan orada namaz kılması engellenen
birini biliyor musunuz?" dedi. Sonra: "Allah için söyleyin. Hz.
Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) -onunla ilgili söylediği bazı
sözlerini zikrederek- şu, şu sözlerini duymadınız mı?" Sanırım, Mufassal'ı
(Allah'ın her şeyin açıklayıcısı olan kitabını) yazmasından bahsetti.
10. Bunun üzerine
insanlar birbirlerini uyarmaya ve "Müminlerin emirinden uzak durun"
demeye başladı. Hatırlamıyorum, o gün veya bir başka gün, Eşter ayağa kalkarak:
"Belki de ona ve size hile yapıldı" dedi. Ama insanlar dinlemedi, onu
ezip geçtiler, hatta şöyle şöyle kenara atıldı.
11. Sonra Osman bir
başka gün daha onların karşısına çıktı, onlara vaaz ve nasihatte bulundu. Fakat
vaazı onlar üzerinde etkili olmadı. Çünkü insanlar vaazı ilk duyduklarında
ondan etkilendiler. Ancak aynı şeyi ikinci kez dinlerlerse, onun üzerlerinde
bir tesiri olmadı.
12. Sonra kapıyı açıp
Mushaf'ı önüne koydu. Bize Hasan'ın (el-Basri) anlattığına göre Muhammed b. Ebi
Bekir, Osman'ın yanına girip sakalından tutmuş. Osman: "Bana karşı babanın
(Hz. Ebu Bekir'in) davrandığından farklı davranıyorsun" deyince, bırakıp
dışarı çıkmış.
13. Ebu Said hadisinde
ayrıca şöyle geçer: Derken yanına bir adam girdi. Ona "Seninle benim
aramda Allah'ın Kitabı var" deyince, bırakıp çıktı. Sonra "kara
ölüm" lakabıyla bilinen başka bir adam girdi, Osman'ın boğazını sıktıkça
sıktı, sonra dışarı çıkarak "Vallahi, onun boğazından daha yumuşak bir şey
görmedim! Vallahi, boğazını öyle sıktım ki canının, ince ev yılanının canı gibi
cesedi içinde titrediğini gördüm!!" dedi.
14. Sonra yanına bir
başkası girdi ve ona da "Seninle benim aramda Allah'ın Kitabı var"
dedi. -Mushaf önünde duruyordu-o Adam kılıcıyla üzerine saldırdı. Osman eliyle
darbeden korunmaya çalıştı. Kılıç elini kesti. Bilmiyorum, acaba tamamen
kopardı mı, yoksa kesik mi oluşturdu da koparmadı mı? Osman:
"Unutma ki,
Vallahi, o el, Mufassal'ı (Kur'an'ı) yazan ilk eldir" dedi.
15. (Ebu Nadre diyor ki)
Ebu Said hadisi dışında da, bana bu konuyla ilgili şunlar anlatıldı: Derken
yanına et-Tücibi girdi ve ucu demirli bir oku onun vücuduna sapladı. Mushaf'a
şu ayet üzerine kan aktı: ''Allah onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla
işitendir, hakkıyla bilendir''[Bakara, 137] Bu kan lekesi hala Mushaf'ta olup,
kazınmamıştır.
16. -Ebu Said hadisine
göre- Bintü Ferafisa (Hz. Osman'ın eşi) ziynetlerini alıp kucağına koydu. Bu,
Osman öldürülmeden önceydi. Vücuduna ok saplanınca ya da öldürülünce, üzerine
abanarak onları korumaya çalıştı. Onu o şekilde görenlerden biri: "Allah
belasını versin. Kalçası ne kadar büyükmüş!" dedi. Anladım ki, Allah
düşmanlarının istediği, dünyalıktan başka bir şey değilmiş.
38846. Husayn b.
Abdirrahman anlatıyor: Bana -Fihr oğullarından- Cehm anlattı. Dedi ki: Ben
şunlara şahit oldum: Sa'd ve Ammar gelerek Osman'a, "Yanımıza gel. Sana,
senin icat ettiğin bir takım şeyleri ya da senin yaptığın bir takım şeyleri
anlatmak istiyoruz" diye haber gönderdiler. Osman: "Bugün gidin. Ben
meşgulüm. Şu şu gün gelin. Ben de -onların tartışması için- hazırlanmış
olurum" diye geri haber gönderdi.
2. Sa'd dönüp gitti.
Fakat Ammar dönüp gitmek istemedi. -ravilerden Ebu Mihsan bunu iki kez
tekrarladı- Bunun üzerine Osman'ın elçisi, onu yakalayıp dövdü. insanlar
belirlenen o günde toplanıp geldikleri zaman Osman: "Bana neden
kızıyorsunuz?" diye sordu. "Sana Ammar'ı dövdürdüğün için
kızıyoruz" dediler. Osman: "Sa'd ve Ammar geldiler. Kendilerine dönüp
gitmeleri için haber gönderdim. Sa'd çekip gitti. Ama Ammar gitmeyi reddetti.
Elçim de benim bilgim olmaksızın onu yakalayıp dövmüş. Vallahi ben ne böyle bir
şeyi emrettim, ne de ona rıza gösterdim. işte elimi Ammar'a teslim ediyorum.
Kısas uygulasın" dedi.
3. insanlar: "Yine
bütün harfleri (Kur'an okunuşlarını) tek bir harfe indirgediğin için sana
kızgınız" dediler. Osman buna da şöyle cevap verdi: "Huzeyfe bana
geldi ve ''Ehl-i kitabın ihtilafa düştükleri gibi falan kişinin kıraati, falan
kişinin kıraati, falan kişinin kıraati diye ümmet ihtilaf ederse ne
yaparsın?!'' dedi. Eğer bu yaptığım doğru ise, Allah'tandır. Yanlış ise
Huzeyfe'den kaynaklanmıştır."
4. insanlar: "Yine,
bazı yerleri koru ilan ettiğin için sana kızıyoruz" dediler.
Osman bunu da şöyle
yanıtladı: "Kureyşliler bana geldi ve ''Bizim dışımızdaki bütün Arap
kabilelerinin, hayvanlarını otlattıkları bir korusu vardır'' dediler. Ben de
bunu onlar için yaptım. Eğer buna razı iseniz, olduğu gibi kabul edin. Memnun
değilseniz, değiştirin ya da kabul etmeyin." -Tereddüt, ravi Ebu
Mihsan'dan kaynaklanmaktadır-.
5. Yine dediler ki:
"Sana, ahmak yakınlarını vali tayin ettiğin için kızgınız."
Osman buna da şöyle
karşılık verdi: "Her bölge halkı kalkıp bana sevdikleri valiyi
söylesinler. Başlarına onu tayin edip, istemediklerini azledeyim." Bunun
üzerine Basralılar: "Biz Abdullah b. Amir'den memnunuz" dediler. O da
onu aynen başlarında bıraktı. Kufeliler: "Said'i azlet" dediler.
Velid -burada Ebu Mihsan tereddüt etmiştir-: ''Başımıza Ebu Musa'yı vali ata''
dedi. Öyle yaptı. Şamlılar: "Biz Muaviye'den memnunuz" dediler. Onu
olduğu gibi başlarında bıraktı. Mısırlılar: "ibn Ebi Serh'i başımızdan uzaklaştır,
bize Amr b. el-As'ı vali ata" dediler. Öyle yaptı. Ne istedilerse,
dediklerini yaptı. Böylece hepsi memnun olarak oradan ayrıldılar.
6. Bazıları
(memleketlerine dönerken) yolda, yanlarına bir binekli geldi.
Ondan kuşkulandılar ve
üzerini aradılar. Üzerinde deri bir torba içinde, valilerine hitaben:
"Falan, falan kimseleri yakalayıp boyunlarını vur!" diye yazılmış bir
mektup buldular. Bunun üzerine insanlar geri döndüler. Önce Hz. Ali'nin yanına
gittiler. Ali'yle birlikte Osman'ın yanına geldiler ve ona: "Bu senin mektubun
ve senin mührün" dediler. Osman: "Vallahi, ben ne o mektubu yazdım,
ne yazıldığını biliyordum, ne de yazılmasını emrettim" dedi. "Öyleyse
kimin yazmış olacağını düşünüyorsun?" diye sordular. "Sanırım,
katibim ihanet etmiş olabilir. Bunu senin yaptırdığını düşünüyorum ey Ali"
dedi. Ali: "Neden bunu benim yaptırdığımı düşünüyorsun?" deyince de
"Çünkü sen, topluluk nezdinde sözü dinlenen birisin ve onları başımdan
savmadın" dedi.
7. Topluluk geri dönmeyi
reddedip direndiler ve onu evinde muhasara ettiler. Osman pencereden onlara
bakıp şöyle seslendi: "Niçin kanımı helal görüyorsunuz? Vallahi
Müslüman'ın kanı ancak şu üç şeyden dolayı helal olur:
Ya islam'dan dönen
mürteddir, ya zina eden evlidir, ya da cana kıymış katildir. Vallahi ben
Müslüman olduğumdan beri bunlardan hiçbirini yapmadım." Fakat topluluk
kararında ısrar etti. Osman, insanlardan, onun için bir damla bile kan
dökülmemesini istirham etti!.
8. ibnü'z-Zübeyr'in bir
müfrezeyle çıkıp topluluğu dağıttığını gördüm. Eğer isteselerdi, onlardan
birçoğunu öldürürlerdi. Yine Said b. Esved el-Bahterı'nin bir adama kılıcının
tersiyle vurduğunu gördüm. Eğer onu öldürmek isteseydi, öldürürdü. Fakat Osman
insanlar kesin olarak kan dökmemelerini istedi, onlar da bundan uzak durdular.
9. Sonra Osman'ın yanına
Ebu Amr b. Budeyl el-Huza'ı ve et-Tüdbı girdi. Bu ikisinden biri ucu demirli
bir oku onun can damarlarına (boynuna) sapladı. Diğeri de kılıcıyla üzerine
çıkarak onu öldürdü. Sonra kaçarak hızla oradan uzaklaştılar. Geceleri yürüyüp,
gündüzleri saklanıyorlardı. Sonunda Mısır ile Şam arasında bir şehre ulaştılar
ve orada bir mağaraya girip saklandılar. O bölge halkından Nebatlı biri
eşeğiyle geldi. Eşeğinin burun deliğine bir sinek girdi. Bundan huylanan eşek
kaçıp mağaraya onların yanına girdi. Sahibi onu yakalamaya gittiğinde onları
orada gördü. Hemen Muaviye'nin valisine giderek onları ihbar etti. Muaviye de,
onları yakalayıp boyunlarını vurdurdu.
38847. Amr b. Dinar
anlatıyor: insanlar, Osman'ın yapıp ettiklerinden iyice yakınmaya başlayınca, Abdurrahman
b. Avf bir grup arkadaşıyla birlikte Abdullah b. Ömer'in yanına gitti. Ona:
"Ey Ebu Abdirrahman! Şu zatın yaptığı icatları görmüyor musun?"
dediler. O da: "Allah Allah! Bana ne söylemek istiyorsunuz? Sizler,
hükümdara kızınca onu öldüren Rumlar (Bizanslılar) ve Farslar (iranlılar) gibi
mi olmak istiyorsunuz. Allah, Osman'a bir görev vermiştir. O, en iyisini bilir.
Ben onun hakkında bir şey söylemem" dedi.
38848. Bişr b. Şeğaf
anlatıyor: Abdullah b. Selam bana Haricileri sordu. Ben de şöyle dedim:
"insanların namazı en uzun kılanları, en çok oruç tutanlarıdırlar. Ne var
ki, köprüyü geçince kan döküp malları yağmalarlar." Dedi ki: "Zaten
bunun için onları sana sordum. Ben onlara dedim ki: Osman'ı öldürmeyin. Onu
kendi haline bırakın. Vallahi eğer onu 11 gün olduğu gibi bıraksalardı,
yatağında normal ölümle ölecekti. Ama yapmadılar. Bil ki, ne zaman bir
peygamber öldürülmüşse, muhakkak ona karşılık 70 000 insan öldürülmüştür. Ne
zaman bir halife öldürülmüşse, muhakkak ona karşılık 35 000 insan öldürülmüştür."
38849. Ebu Kılabe
anlatıyor: Hasan b. Ali, Osman'ın yanına giderek ona:
"Kılıcımı çekeyim
mi?" dedi. Osman: "Hayır. Allah nezdinde senin kanının vebalinden
kurtulamam. Şimdi kılıcını kınına koy ve babanın yanına geri dön" dedi.
38850. A'meş anlatıyor:
İbn Ebi'l-Huzeyl'in yanına girdik. Dedi ki: "Osman'ı öldürdüler. Sonra
benim yanıma geldiler." Biz de ona: "Yoksa sen kendinden kuşku mu
duymaya başladın?" dedik.
38851. Said b. İbrahim,
babasından naklediyor: "Şu iki ayağım var ya, eğer Allah'ın Kitab'ında
onlara pranga vurulmasına dair bir hüküm bulabiliyorsanız, onlara pranga
vurun."
38852. Muhammed (b.
Sirin) anlatıyor: Osman öldürüldüğü zaman Huzeyfe şöyle dua etti:
"Allahım, eğer Araplar Osman'ı öldürmekle bir hayra, doğruya ya da rızaya
ulaştılarsa, ben bu faydadan uzağım. Benim onda bir payım yoktur. Eğer Osman'ı
öldürmekle yanlış yapmışlarsa, sen zaten benim bu hususta masum olduğumu
biliyorsun." Sonra şöyle devam etti. "Ey insanlar, ibret alın. Benim
size söylediklerimi tekrarlayın: Vallahi, eğer Araplar Osman'ı öldürmekle
isabet etmişlerse, süt sağarsınız. Yok, eğer Araplar Osman'ı öldürmekle yanlış
yapmışlarsa, o zaman da kan sağarsınız.''
38853. Humeyd b.
Hilal'in bildirdiğine göre Ebu Zer, Hz. Osman'a "Eğer bana, bir semer
kaşına yapışıp durmamı emredersen, ölünceye kadar ona yapışıp dururum"
demiş.
38854.
ibnü'I-Hanefiyye'nin bildirdiğine göre Hz. Ali şöyle demiş: "Eğer Osman
beni Sırar'al sürseydi, kendisini dinler, itaat ederdim.''
38855. Ebu Zer der ki: "Osman
bana, başımın üstünde yürümeyi emretseydi, yürürdüm."
38856. Ubeyd b. Amr
el-Harifi anlatıyor: Ben, yola çıkıp Zu'l-Merve'de kamp kuran gruptan biriydim.
Bizi, "Gelelim mi? Yoksa geri mi dönelim?" diye sormamız için
Muhammed'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bazı ashabıyla onun eşlerine
gönderdiler. (Sorduk) Bize: "Bunu soracaklarınızın sonuncusu Ali
olsun" dendi. Sorduklarımızın hepsi gelmemizi söyledi. Son olarak Ali'nin
yanına gittik ve aynı şeyi ona sorduk. Ali: "Bunu benden önce kimseye
sordunuz mu?" dedi. "Evet. Sorduk" dedik. "Size ne
söylediler?" dedi. "Gelmemizi söylediler" dedik. Bunun üzerine:
"Fakat ben size aynı şeyi söylemeyeceğim. Eğer kabul etmezseniz, varsın
yumurta civciv çıkarsın" dedi.
38857. Avvam, tuğlacılardan
bir adam kanalıyla Sa'lebe oğullarından karı koca olan iki ihtiyardan
naklediyor: Rebeze'ye vardık. Orada saçı sakalı beyazlamış, dağınık bir halde
olan bir adama rastladık. Denildi ki: Bu zat Allah Resulü'nün (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ashabındandır. Sonra ona: "Sana o adam (Osman) şunları,
şunları yaptı. Bir bayrak aç, sana dilediğin kadar adamla gelelim"
denildi. O bu teklife şöyle karşılık verdi: "Ey islam ehli! Bana size
zarar verecek teklifler yapmayın, yöneticinizi güçsüz duruma düşürmeyin. Zira
kim yöneticiyi güçsüz duruma düşürürse, Allah da onu güçsüz yapar. Vallahi,
eğer Osman beni en yüksek dağın tepesinde ya da en uzun darağacında assaydı,
muhakkak dinler, itaat ederdim; sabredip, ecrini Allah'tan beklerdim. Bunun
benim için daha iyi olacağını düşünürdüm. Aynı şekilde, eğer Osman beni bir
ufuktan diğer ufka ya da Doğudan Batıya sürseydi, yine dinler, itaat ederdim;
sabredip ecrini Allah'tan beklerdim. Bunun benim için daha iyi olacağını
düşünürdüm."
38858. Ebu Vail
anlatıyor: Hz. Osman öldürülünce Ebu Musa şöyle dedi: "Bu fitne, karın
ağrısı gibi büyük bir fitnedir. Nerden geleceği bilinmez. Kendinizi güvende
hissettiğiniz bir anda gelir ve aklı başındaki yetişkin kişiyi bile, dünkü
çocuğa dönüştürür. Bu yüzden akrabalık ilişkilerini koparın, mızraklarınızın
demirlerini çıkarın."
38859. Zeyd b. Ali der
ki: "Zeyd b. Sabit, evi muhasara edilen Osman için ağlayanlardandı."
38860. Hasan (el-Basri)
anlatıyor: Ensar, Hz. Osman'ın yanına gelerek şöyle dediler: "Ey
müminlerin emiri! (Müsaade et) Allah'ın dinine iki kere yardım etmiş olalım.
Daha evvel Allah Resulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yardım etmiştik. Şimdi
de sana yardım edelim." Osman ise: "Benim buna ihtiyacım yoktur. Geri
dönün" deyip teklifi reddetti. Hasan der ki: Vallahi, eğer Ensar
gömlekleriyle Osman'ı korumak isteselerdi, muhakkak korurlardı.
38861. Ebu Salih'in
naklettiğine göre Abdullah b. Selam -Osman'ın evi kuşatılınca- şöyle demiş:
"Onu öldürmeyin. Zira ecelinin yetmesine çok az süre kaldı. Vallahi, eğer
onu öldürürseniz, bir daha asla birlikte namaz kılamazsınız."
38862. Münzir es-Sevr!
anlatıyor: Muhammed b. el-Hanefiyye'nin yanındaydık. Topluluktan biri Hz.
Osman'a dil uzatınca, "Sus!'' dedi. Biz de:
"Senin baban da
Osman'a söverdi" dedik. Muhammed buna şöyle karşılık verdi: "Babam
ona sövmedi. Eğer sövecek olsaydı, benim ve zekat memurlarının yanına gittiği
gün söverdi. O gün babam, "Memurların hazırladığı (zekat miktarları ve
sarf yerleri yazılı) listeyi al, Osman'a götür!" dedi. Ben de alıp
götürdüm. Osman, "Ona ihtiyacımız yoktur" dedi. Ben de dönüp bunu
babama anlattım. "Onu, aldığın yere koy" dedi. Eğer babam Osman'a
sövecek olsaydı, o gün söverdi.
38863. Ala b. el-Minhal
der ki: Bana falan kimse anlattı. Dedi ki: Ben Rusafe'de Zühri'den şöyle
işittim: "Vallahi Ali, Osman hakkında nasihat edip, doğruyu söylemiştir.
Fakat (Mısırlılar) o mektubu3 bulmasalardı, (ülkelerine) geri dönmüş
olacaklardı.''
38864. Alkame anlatıyor:
Eşter'e dedim ki: Sen, Osman'ın evının kuşatılmasını istemiyordun. Fikrinden
nasıl caydın?" Şöyle cevap verdi: "Doğru. Vallahi, evinin
kuşatılmasını istemiyordum. Fakat Ümmü Habıbe binti Ebi Süfyan'a gittim. Onu
eve sokup, (onun yerine) Osman'ı hevdeç içinde dışarı çıkarmak istiyordum.
''Bizim işimizden sana ne, Eşter'' deyip, bana müsaade etmediler. Fakat ben
şunu da gördüm: Talha, Zübeyr ve topluluk, zorlama olmaksızın kendi
istekleriyle Ali'ye biat ettiler. Sonra biatlerini bozdular."
Ben: "Beni ve Malik'i
öldürün, diye bağıran ibnü'z-Zübeyr miydi?" diye sordum. "Hayır,
Vallahi. Ben ibnü'z-Zübeyr'de azıcık da olsa can gördüğüm müddetçe kılıcımı
tepesinden hiç eksik etmedim. Çünkü ona kin güdüyordum. O, müminlerin annesini
kandırıp sefere çıkardı. Onunla karşılaşınca, sadece kollarımın gücüyle
yetinmedim; iki üzenginin üzerinde direnerek başına darbeyi indirdim. Sonra onu
öldürdüğümü anladım. Fakat ''Beni ve Malik'i öldürün'' diye bağıran,
Abdurrahman b. Attab b. Esıd idi. Onunla karşılaşınca, kollarımla onu
kucakladım. O da ben de (bu şekilde) atlarımızın sırtından yere düştük. Bunun
üzerine: ''Beni ve Malik'i öldürün'' diye bağırmaya başladı. insanlar
yanlarından geçiyorlar, ne demek istediğini anlamıyorlardı. Eğer, Eşter'i
(öldürün) deseydi, o anda öldürülmüştüm."
38865. Katade anlatıyor:
Bir gün Hz. Ali, Eşter'in elinden tutup, Talha'nın yanına götürdü ve "Ey
Talha! Bunlar -Yani Mısırlılar- seni dinleyip sayarlar. Onları Osman'ı
öldürmekten vazgeçir" dedi. Talha: "Allah'ın dökülmesini murat ettiği
bir kanı ben durduramam" dedi. Bunun üzerine Ali, Eşter'in elinden tutup
oradan ayrıldı. Bir taraftan da şöyle söylüyordu: ibnü'I-Hadramiyye'nin halamın
oğlunun öldürüleceğini, sonra da iktidar konusunda beni mağlup edeceğini
düşünmesi ne kötüdür. Ne kötü düşünüyor."
38866. İbn Sirin der ki:
"Hz. Ali'nin, kendisine biat edilinceye kadar Osman'ın öldürülmesinde
parmağı olmakla suçlandığını bilmiyordum. Kendisine biat edilince, insanlar onu
bununla suçlamaya başladılar."
38867. Amıre b. Sa'd
anlatıyor: Talha, Zübeyr ve beraberindekiler geldiğinde biri, insanların
toplandığı bir mecliste ayağa kalkarak: "Ben falan oğlu falanım. -Cüşem
oğullarından bir zat-o Eğer sizin memleketinize gelen bu insanlar sadece
korktukları için gelmişlerse, bilin ki geldikleri yerde kuşlar bile güvendedir.
Eğer Osman'ı öldürmek amacıyla gelmişlerse, onu öldürdüler. Onlar hakkında
yapılması gereken şudur: Bineklerine bindirilsinler ve (Medine'den) çıkıncaya
kadar hayvanları kamçılansın."
38868. Ebu Osman der ki:
"Osman, teşri k günlerinin ortasında öldürüldü."
38869. Muhammed b. Sirin
anlatıyor: Hz. Osman öldürülünce, Adi b. Hatim "Bu yüzden iki keçi bile
tokuşmaz'' dedi. Sıffin vakası olunca, gözünün biri çıktı. Kendisine:
"Osman'ın öldürülmesi yüzünden iki keçi tokuşmaz mıymış?" dendiğinde,
"Hayır, tokuşur. Hem de bu yüzden pek çok göz çıkar" dedi.
38870. Ebu Zabyan
el-Ezdi anlatıyor: Hz. Ömer bana: "Ebu Zabyan, sana verilen ata / devlet
yardımı ne kadar?" diye sordu. "2500 (dirhem, dinar?)" dedim.
"Kendine sığır ve davar yetiştir; çünkü pek yakında Kureyş'in körpe
bebeleri gelip, bu atayı sizden engelleyebilirler" dedi.
38871. Ebu Hureyre der
ki: "Vallahi benim bildiğimi bilseydiniz, az güler, çok ağlardınız. Vallahi
Kureyş'in bu kolunda katliamlar ve ölümler yaşanacaktır. Hatta biri çöplüğe
gider ve orada bir ayakkabı bulur da insanlar ''Bu, Kureyşli birinin
ayakkabısına benziyor'' derler.
38872. Amir b. Şehr der
ki: Ben bir söz Hz. Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem), bir söz de
Necaşi'den işittim. Hz. Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem) işittiğim
söz şudur: "Kureyş kabilesini izleyin; sözlerini dinleyin, fakat
yaptıklarını yapmayın."
38873. Ebu Mes'ud'un
bildirdiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kureyşlilere
şöyle buyurmuştur: "Bu iş, sizin hakkınızdır. Allah'ın bu işi sizden çekip
almasına sebep olacak bir amel işlemediğiniz sürece, bu işi sizler
yürüteceksiniz. Eğer böyle bir fiil işlerseniz, Allah yarattıklarının en
şerlilerini size musallat eder, ağaç dalının kabuğunun soyulduğu gibi sizi
soyup atarlar."
38874. Ebu Musa
anlatıyor: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bazı Kureyşlilerin durup
konuştuğu bir kapıda durarak şöyle buyurdu: ''Bu görev / iş, Kureyş'in
hakkıdır. Kendilerinden merhamet dilendiğinde merhamet ettikleri;
hükmettiklerinde, adaletle hükmettikleri ve bölüştürdüklerinde, eşit
davrandıkları sürece bu böyledir. Onlardan kim bunlara riayet etmezse,
Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Böyle
birinin ne tövbesi, ne de fidyesi kabul olunur.''
38875. Ebu Hilal'in
bildirdiğine göre Ebu Berze el-Eslemi şöyle anlatmış:
Kendiler! Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte bulunurlarken şarkı sesi duymuşlar.
Ne olduğunu anlamak için kulak kabartmışlar. Bir adam kalkıp şarkıyı dinlemiş.
Olay, içki haram kılınmadan önce yaşanmış. Sonra gelmiş, tekrar dönmüş ve demiş
ki: Bunlar falan ve falan kimselerdir; karşılıklı şarkı söylüyorlar. Biri
diğerine diyor ki: "Bir Ensarlının kemikleri hala güneş altında parlıyor,
Savaş, onu gömecek birinin bulunmasına engeloldu."
Bunu duyan Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ellerini semaya kaldırarak: "Allahım!
ikisini de fitneye duçar eyle. Allahım! ikisini de cehenneme atıl diye beddua
etti.
38876. Ezher b. Abdillah
anlatıyor: Ubade b. es-Sam it hac ziyareti için Şam'dan yola çıktı. Medine'ye
geldi. Doğruca Osman b. Affan'a giderek: "Osman! Sana, Allah Resulü'nden
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) duyduğum bir şeyi söyleyeyim mi?" dedi. O
da: "Olur, söyle" deyince dedi ki: Ben Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "Başınıza öyle yöneticiler
geçecek ki, size iyiliği emredecekler; ama kendileri kötülük işleyecekler. Böyle
yöneticilere itaat göreviniz yoktur".
38877. Ma'kil b.
Yesar'ın kızının anlattığına göre babasının hastalığı ağırlaşınca, (vali) İbn
Ziyad ziyaretine gelir ve onun öleceğini anlayınca "Ma'kil! Bize bir şeyler
anlatsan. Senden duyduklarımızdan, Allah bizi istifade ettiriyordu" der. O
da şöyle anlatır: Ben Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyururken işittim: "Sayıları az ya da çok olsun, bir millete yönetici
olan kimse, eğer adil davranmazsa, muhakkak Allah onu yüzüstü cehenneme
atar". Hayırsız adam İbn Ziyad bir süre başını önüne eğerek düşünür.
Sonra: "Bu, senin Allah Resulü'nden (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
işittiğin bir şey mi? Yoksa sonrakilerden mi duydun?" diye sorar. İbn
Ma'kıl: "Hayır. Allah Resulü'nden (Sallallahu aleyhi ve Sellem) işittiğim
bir şeydir. Yine Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken
işittim: "Kim bir tebaanın başına geçirilir de nasihatiyle onları gözetip
kollamazsa, beş yüz yıllık mesafeden duyulan cennetin kokusunu alamaz."
ibn Ziyad: "Bunu
bana daha önce niçin anlatmadın?" der. O da: "Eğer bu halde
olmasaydım, onu sana şimdi de anlatmazdım" diye karşılık verir.
38878. Kays'ın
bildirdiğine göre bir adam Huzeyfe ile beraber Fırat nehrine doğru yürürKen,
Huzeyfe: "Buralardan sürüldüğünüz, Fırat'ın suyundan bir damla bile
tadamadığımız zaman haliniz nice olur?" dedi. Biz: "Sen böyle bir
şeyin olacağını sanıyar musun?" deyince de "Sanmıyorum. Kesin olarak
biliyorum" diye cevap verdi.
38879. Ebu'l-Ala
anlatıyor: Mutarrif'e: "Abdurrahman b. el-Eş'as harekete geçmiş"
denince şöyle dedi: "iki sonuçtan biri gerçekleşir: Galip gelirse, bir
daha Allah'ın dini ayağa kalkmaz. Mağlup olursa, kıyamete kadar siz zelil
olarak yaşarsınız.''
38881. Hz. Ömer der ki:
"Kim hakkını istiyorsa, ortaya çıksın".
38882. Abdullah b.
Mes'ud anlatıyor: Bizler Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile
beraberdik. Derken Haşim oğullarından bir grup genç çıkageldi. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları görünce gözyaşlarına boğuldu, rengi
değişti. Ben: "Yüzünde alışık olmadığımız bir belirti görüyoruz, sebebi
nedir?" diye sordum. Buyurdu ki: "Biz Ehl-i Beyt için Allah, ahireti
dünyaya tercih etmiştir. Benden sonra Ehl-i beyt'im bir takım sıkıntılar ve sürgünlere
maruz kalacaktır. Sonra Doğu taraflarından bir millet ellerinde siyah
bayraklarla çıkıp gelecekler; hak isteyecekler, fakat hakları verilmeyecek.
Onlar da bunun için savaşacaklar ve galip gelecekler. O zaman istedikleri
kendilerine verilecek; ama kabul etmeyecekler. Nihayet yönetimi Ehl-i
beyt'imden gelecek birine teslim edecekler ve o kişi, zulümle dolmuş dünyada
adaleti hakim kılacak. Kim o zamana yetişirse, kar üzerinde emekleyerek de
olsa, onlara katılsın."
38883. Ebu Mehl der ki:
Ebu Cafer'e: "Sultan bana görev veriyor (kabul edeyim mi?)" diye
sordum. "Sakın onlardan görev isteme. Görev verilirse de Allah'tan kork ve
emaneti yerine getir" dedi.
38884. Ebu Cafer der ki:
"Onlar (yöneticiler) için ne sefer hazırlığı yap, ne de kalemini oynat."
38885. Ebu Vail
anlatıyor: Basra'da Ubeydullah b. Ziyad'ın yanına girdim. 3000 (dirhem, dinar?)
isfahan cizyesi getirilip önüne konmuştu. “Ebu Vail! Geride bu kadar mal
bırakıp ölen biri hakkında ne dersin?" diye sordu. -imalı bir şekilde-
"Ya ganimet mallarından çalmışsa?" dedim. "O daha kötü ya"
dedi ve ekledi: "Ey Ebu Vail! Ben Kufe'ye gelince, yanıma gel. Belki sana
iyiliğim dokunur." Sonra Kufe'ye gelince doğruca Alkame'ye gidip, bu
durumu kendisine sordum. Dedi ki: Eğer bana danışmadan önce, Ubeydullah'ın
yanına gitseydin, sana bir şey demezdim. Madem ki bana sordun, öyleyse sana
nasihatte bulunmam bana farz oldu. Ben, ganimet malını elde eden askerlerin en
güçlüsü olsam bile, ganimet malından iki bin (dirhem veya dinar) im olsun istemem.
Çünkü ben ne zaman onların dünyalıklarından bir şeyalsam, onlar da daha
fazlasını benim dinimden alırlar."
38886. Muaz der ki:
"Ahir zamanda bir takım fasık kariler, facir vezirler, hain ümena
(kendilerine güvenilen emanetçiler, genel sekreterler, mu'temedler vs.), zalim
kayyimler (urefa) ve yalancı yöneticiler (ümera) çıkacaktır.
38887. Seleme b. Kays
anlatıyor: Bir gün Ebu Zer'le karşılaştım. Bana dedi ki:
"Ey Seleme b. Kays!
Ben şu üç şeyi ezberleyip belledim: Birden fazla kadınla evlenme; çünkü ne
kadar istesen de aralarında adaleti sağlayamazsın. Zekat memuru olma; çünkü
zekat memurunda eksiklik ve fazlalık olur. Yöneticilerle haşır neşir olma;
çünkü sen onların dünyalıklarından ne koparırsan, onlar da daha fazlasını senin
dininden koparıp alırlar."
38888. Huzeyfe der ki:
"Valilerin kapısına yaklaşmayın. Çünkü oralar fitne kapılarıdır. Dikkat
edin! Fitne, önce belirsiz olarak çıkar, sonra yok olurken mahiyeti herkese
belli olur."
38889. Kays b.
es-Seken'in bildirdiğine göre Hz. Ali minberde şöyle hitap etmiş: "Asıl
fitnenin gözünü ben çıkardım. Eğer ben aranızda olmasaydım, falan, falanı falan
kimseler ve Nehrevan halkıyla (Haricilerle) savaşılmazdı. Allah adına yemin
ederim ki, güvenip çalışmayı bırakmanızdan endişe duymasaydım, onların sapıklıklarını
görüp, bizim davamızı öğrenip onlarla savaşanlar için daha evvel
Peygamberinizin söylediklerini size anlatırdım."
2. Sonra şöyle dedi:
"Bana istediğinizi sorun. Sormayacak mısınız?! Bana bugünden kıyamete
kadar olacak her neyi sorarsanız ya da yüz kişiyi hidayete erdirip diğer yüz
kişiyi dalalete sevk eden fırkayı sorarsanız, muhakkak o fırkanın daisini,
liderini ve rehberini size bildiririm." Sonra bir adam ayağa kalkarak
"Ey müminlerin emiri! Bize beladan bahsefi dedi. Müminlerin emiri bu söz
üzerine şöyle dedi: "Biri bir soru sordu mu, akıllıca sorsun. Birine bir
soru soruldumu da, cevabından iyice emin olsun. Kuşkusuz önünüzde yaşanacak
büyük olaylar, yorucu ve üz ücü sıkıntılar durmaktadır. Taneyi yaran ve canlıyı
yaratan (Allah)a yemin ederim ki, beni kaybederseniz, sonra istenmeyen olaylar
ve gerçek sıkıntılar baş gösterirse, soru soranlardan pek çoğu bocaları
kendilerine soru sorulanlardan pek çoğu da başını öne eğer, kara kara düşünur.
Bu, aranızda savaş patlak verip de iyice şiddetlenince ve artık dünya, insanlar
için çekilmez bir hal alınca olur. Sonunda Allah, geride kalan iyi insanların
hatırı için belayı (sıkıntıları) defeder."
3. Sonra bir adam ayağa
kalkarak "Ey müminlerin emiri! Bize fitneyi anlat" dedi. O da şöyle
anlattı: "Fitne ortaya çıktığında, mahiyeti bilinmez. Sona erdiğinde ise
ne olduğu açığa çıkar. Asıl fitneler rüzgarların (havada) dolaşması gibi
dolaşır. Kimi beldeyi vurur, kimisini ise es geçer. Eğer Bedir ve Huneyn
savaşlarının bayraktarlarına destek verirseniz, zafere ulaşır, sevap
kazanırsınız. iyi dinleyin! Sizin adınıza en çok korktuğum fitne, kör ve zifiri
karanlık fitnedir. Bu, özel bir fitnedir; ama zararı herkesi sarar. Onunla
ilgilenene bela bulaşır. Ondan uzak durana ise bir şeyolmaz. Batıl yanlıları hak
yanlılarına üstün gelir ve bunun sonucunda yeryüzü düşmanlık ve zulüm le dolar.
Bu fitnenin kılıcını ilk kıracak, onun hükümranlığına son verecek ve dayandığı
temellerini çökertecek olan, alemlerin rabbi Allah'tır."
4. "iyi dinleyin.
Sizler benden sonra size kötülük yapan kimselerle karşılaşacaksınız. Onlar
hırçın deve gibidirler. Ağzıyla ısırır, arka ayağıyla tekmeler, ön ayağıyla
debelenir. Süt vermez. Dikkat edin. Bunların size verdikleri sıkıntılar sürer
gider. Ta ki, size ait olan bir şehirde onlar için çalışan ya da onlara zararı
dokunmayan kimseden başkası kalmayıncaya ve her birinizin onlara olan desteği,
kölenin efendisine yardımı gibi sönük ve zayıf kalıncaya dek. Allah adına yemin
ederim ki, onlar sizi, her bir yıldızın altına (birer birer) dağıtıp,
parçalasalar dahi, Allah, sürpriz (sır) olarak sakladığı bir günde hepinizi bir
araya getirip birleştirir,"
5. Bir adam ayağa
kalkarak: "Ondan sonra birlik / bütünlük olur mu? Ey müminlerin
emiri" diye sordu. "Hayır. Bilakis, muhtelif gruplar oluşur. Ancak,
sizin mkınız, hüccetiniz ve seferleriniz hep aynı kalır, değişmez,
-parmaklarını birbirine geçirerek- Kalpler bu şekilde farklılaşır" dedi.
Adam: "Niçin böyle olur ey müminlerin emiri?" diye sordu. Şöyle dedi:
"Birbirlerini öldürürler, Bu, Cahiliyeden kalma korkunç bir fitnedir.
Ortada ne bir hidayet rehberi, ne de dikilmiş bir bayrak (işaret, delil)
vardır. Biz Ehl-i beyt fitneye bulaşmayız. Fitnenin davetçileri olmayız."
Adam: "Ondan sonra ne olur, ey müminlerin emiri?" diye sordu. Şöyle
dedi: "Allah bu belayı biz Ehl-i beyt'ten bir kişi vasıtasıyla, derinin
etten sıyrılması gibi sıyırıp atar. Bu kişi, fitnecileri yerin dibine geçirir,
zelil eder, onları şiddetle cezalandırır. Kureyşliler, mezbahada boğazlanmadan
belki hayatta kalabiliriz diye, dünya ve dünyadakileri fidye olarak vermeyi
kabul ederler. Bugün kendilerine teklif ettiğim ve reddettiklerini, o zaman
onlar teklif ederler. Ama o, öldürme dışında hiç bir öneriyi kabul etmez."
38890. Ka'b(u'I-Ahbar)
der ki: "Her zamanın belli hükümdarları vardır. Allah bir millete hayır
murat ederse, kendilerine ıslahatçılar gönderir; şer murat ederse, şımarık
zenginler gönderir."
38891. Zazan anlatıyor:
Veba salgını olduğu günlerde Uleym ve bir de Hz. Peygamber'in (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ashabından bir adamla birlikte bir damın üzerinde
oturuyorduk. Önümüzden cenazeler geçmeye başlayınca, sahabi olan zat: "Ey
veba! Benim canımı da all" dedi. Bunun üzerine Uleym dedi ki:
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hiçbiriniz ölümü temenni
etmesin; zira, kişinin ameli bir kere kesildi mi, o kişi bir daha geri dönüp
Allah'ın rızasını arayamaz" buyurmadı mı?" O da şöyle cevap verdi:
Ben aynı zamanda Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim:
"Şu altı şey vuku bulmadan ölmek için acele edin: Ahmakların yönetime
geçmesi, polislerin sayısının artması, hükmün satılması, adam öldürmenin
sıradanlaşması, Kur'an'ı müzik aletine çeviren yeni yetmelerin türemesi ki
insanlar, içlerinde bilgisi en kıt olanı da olsa, kendilerini eğlendirsin diye
bunları öne çıkarırlar."
38892. Hasan (el-Basri)
der ki: "Yüce Allah, hükümdarı, Allah'ın kullarına ve dinine yardım etsin
diye o makama getirmiştir. Allah'ın kullarına zulmedenlerin, Allah'ın kullarını
köle edinenlerin hali nasılolur? Bunlar insanların malları ve canları hakkında
diledikleri gibi hükmederler. Vallahi, bundan kimse kurtulamaz. Vallahi, bu
ümmetin, peygamberinden sonra gördüğü fitne ve zilleti, başka hiçbir ümmet
peygamberinden sonra görmemiştir!"
38893. Hemmam anlatıyor:
Ehl-i kitaptan bir adam Hz. Ömer'e gelerek: "Ey Arapların kralı! Selam
olsun sana!" dedi. Ömer: "Siz kitabınızda öyle mi okuyorsunuz? Önce
Peygamber, sonra halife, sonra müminlerin emiri, sonra da melikler / krallar
diye okumuyor musunuz?" diye sordu. Adam da: "Doğru! Öyle
okuyoruz" diye cevap verdi.
38894. Şakık'in
bildirdiğine göre Abdullah (b. Mes’ud): -birinden bahsederken- "Onu
cimrilik ve kötü dost mahvetti" demiş.
38895. Ebu Burde b.
Niyar'dan nakledildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Alçak oğlu alçak, yönetici olmadan dünyanın sonu gelmez"
buyurmuştur.
38896. Sa'd b. ibrahim,
babasından şöyle işitmiş: Mina'da Abdurrahman b.
Avf'ı başını tıraş
etmiş, ağlarken gördüm: "Osman öldürülünceye kadar yaşamaktan endişe
ediyorum" diyordu.
38897. Abdullah b. Amr
der ki: "Biz Allah'ın gökten indirilmiş (kutsal) kitabında iki sınıf
cehennemlik okuyoruz. Bunlardan bir topluluk ahir zamanda çıkacak; ellerinde sığır
kuyrukları gibi kırbaçlarla, suçsuz yere insanlara vururlar.
Midelerine haramdan
başka bir şey yemezler. Diğer sınıf ise bir takım kadınlardır ki, bunların
giysileri vardır; ama gerçekte çıplaktırlar, hem kendileri baştan çıkarlar, hem
de başkalarını baştan çıkarırlar. Bunlar cennete giremeyecekleri gibi cennetin
kokusunu da duyamazlar."
38898. İbn Abbas'ın
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
'Yaptıklarını bazen onayladığınız, bazen onaylamadığınız
bazı yöneticiler
olacaktır. Onlarla mücadele eden, kurtulur. Onlardan uzak duran, emin-olur ya
da emin olması muhtemeldir. Onlarla haşır neşir olan ise helak olur.''
38899. Yusey' anlatıyor:
Nu'man b. Beşir, "Polislere haber gönderin, yeryüzünü bozgunculuktan
korusunlar" dedi. Bunun üzerine Ka'bu'I-Ahbar şöyle dedi: "Dur! Sakın
yapma! Allah'ın münezzel (kutsal) kitabında şöyle yazıyor: "Ellerinde
sığırkuyruğu gibi kırbaçlar taşıyan, adına emele (polis) denen bir grup,
cennetin kokusunu alamaz. Onlara birini gönderen ilk kişi sen olma." O da
dediği gibi yaptı.
Ravi der ki: Yahya'ya
(hocası): "Emele nedir?" diye sordum. "Siz Irak'ta onları şurat
(polis) diye iSimlendiriyorsunuz" dedi.
38900. Halıfe b. Said
anlatıyor: Medine sokaklarında Osman'ı gördüm. Diyordu ki: "Başınıza en
şerlileriniz geçirilmeden iyiliği emredin, kötülükten menedin. Sonra
iyileriniz, beddua eder de bedduaları kabul edilmez."
Sonra, ona bir yerden
başka bir yere taşınan bir yük çarptı. (Sahibini) Elleriyle tutarak: "Ben,
çocukların yönetici olduğu döneme yetişmeden ölmeyeceğim" dedi.
38901. Şeddad Ebu Ammar
anlatıyor: Bir gün Avf b. Malik ''Ey veba! Beni yanına al!'' dedi.
Yanındakiler: Sen Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Müslümanın ömrü uzadıkça, hayrı artar" buyurduğunu işitmedin mi?
dediler. O da şöyle karşılık verdi: ilEvet. işittim. Fakat ben şu dört şey(e
yetişmek)den korkuyorum: Ahmakların idareye geçmesi, hükmün satılması
(rüşvetleL kan dökülmesi, akrabalık bağlarının koparılması, polislerin
sayısının artması, bir de yeni yetmelerin çıkması ki bunlar, Kur'an'ı müzik
aletine çevirirler.''
38902. Ömer b. el-Hattab
der ki: ''Şu geniş yüzlü, kısa burunlu insanlar size ilişmedikçe siz de onlara
ilişmeyin. Vallahi, bizimle onlar arasında, aşılmaz bir denizin bulunmasını çok
isterdim.''
38903. Abdülmelik b. Ebi
Süleyman anlatıyor: Ebu Cafer'e: ''Bu ümmetten inkarcı çıkar mı?'' diye sordum.
''Bilmiyorum. Şirk olup olmayacağını bilmiyorum'' dedi. Ben: ''Ya ne
olur?" diye sorduğumda ise ''Azgınlık / isyan olur'' dedi.
38904. Ebu Hureyre der
ki: "Bir fitne çıkacak. Ondan ancak boğulmak üzere olan kimsenin yaptığı
dua gibi (yapılan) dua kurtarır."
38905. Ebu Umame der ki:
"Şam halkının kötüleri, Irak'a; Irak halkının iyileri de Şam'a
taşınmadıkça kıyamet kopmaz.''
38906. Ebu Hureyre der
ki: "Yaklaşmakta olan şer sebebiyle vay Arapların haline! O şer,
çocukların yönetime geçmesidir. Öyle ki halk kendilerine itaat etse, cehenneme
girerler; isyan etse, boyunları vurulur.''
38907. Muhammed (İbn
Sirin) der ki: "Bizler, büyük dinden dönme olayları yaşanacağını, hatta
Araplardan bazılarının tekrar Zü'l-Halasa'daki putlara tapacaklarını
konuşurduk.''
38908. Ebu ishak der ki:
"Bana hapiste İbn Mülcem'in yanına girmiş birinin anlattığına göre İbn
Mülcem, yanmış kütük gibi kapkara kesilmiş!"
38909. Ebu'l-Celd der
ki: Birbiri peşİsıra iki fitne çıkacak. Bunlardan birincisi ikincisine göre,
kırbacın ucuna nispetle sapı gibidir. Ondan sonra öyle bir fitne patlak verecek
ki, o zaman bütün yasaklar çiğnenecek. Sonra halifelik makamı, evinde rahat bir
şekilde oturan ve yeryüzündekilerin en hayırlısı olan birine tevdi
edilecektir.''
38910. Ebu Umame der ki:
"Gökten görevlendirilen bir adamın isminin ilan edilmesi pek yakındır. Ki
ne zayıf onu reddeder, ne de güçlü ondan kurtulur.''
38911. Huzeyfe b.
el-Yeman anlatıyor: Bir topluluk aralarında konuşurlarken birden başıboş
bırakılmış deve sürüsüne rastlarlar ve "Ey develer! Sizin sahipleriniz
nerede?" diye sorarlar. Onlar da: "Bizim sahiplerimiz kuşluk vaktinde
toplandılar" derler.
|
SONRAKİ SAYFA İÇİN
AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLAN |
CEMEL VAKASl -
Aişe, Hz. Ali, Talha ve Zübeyr'in Harekete Geçmeleri