İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

8,9.ayetler

 

Münafıklar:

 

Allah (c.c) sureye mü'minlerin vasıflarını anlatan dört ayetle başladıktan, ardındaki bu iki ayette kafirlerin durumunu bildirdikten sonra, küfrü gizleyip imanı izhar eden münafıkların durumunu açıklamaya başladı. Durumları birçok insana kapalı olduğundan dolayı da onlardan uzun uzadıya bahsetti, birçok nifak hasletini anlattı. Ayrıca onlar hakkında Tevbe ve Münafikun ayetlerini indirdi, Nur suresinde ve başka surelerde onlardan bahsetti. Bu uzun açıklamalardaki hikmet münafıkların hallerinden ve niteliklerinden haberdar ederek hem bu vasıflardan sakınılmasını, hem de bu niteliklere sahip kimselerden uzak durulmasını sağlamaktı.

 

8. İnsanlardan bazıları da vardır ki inanmadıkları halde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler.

9. Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve mü'minleri aldatırlar. Halbuki onlar yalnız kendilerini aldatırlar da bunun farkında değillerdir.

 

Tefsiri:

 

Nifak / münafıklık, içindeki kötülüğü gizleyip açığa iyiliği vurmaktır. Nifak çeşit çeşittir. Biri itikadi nifaktır ki bu sahibini ebediyen cehenneme götürür.

 

Diğeri ise ameli nifaktır ki o da en büyük günahlardandır. Bunun detayı inşaallah yerinde gelecek.

 

İbn Cüreyc'in söylediği gibi, münafık; sözü fiiline, gizli hali görünüşüne, girişi çıkışına, insanların yanındaki hali onlardan uzaktaki haline uymayan kişidir.

Münafıkların niteliklerinden Medeni surelerde bahsedilmiştir; çünkü Mekke'de münafık ve münafıklık yoktu. Hatta orada durum aksine idi; kimi insanlar gerçekten inanmış oldukları halde istemeyerek küfürlerini izhar ediyor, kafirmiş gibi görünüyorlardı. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye hicret ettiğinde, orada Ensardan, Evs ve Hazrec kabilesi bulunmaktaydı. Bunlar cahiliyye dönemlerinde müşrik Araplar gibi putlara tapıyorlardı. Medine'de bir de seleflerinin yolu üzerinde devam eden Ehl-i kitap'tan Yahudiler vardı ve bunlar üç kabileydi; Hazreclilerin müttefiki Beni Kaynuka ile Beni Nadr ve Evs'in müttefiki Beni Kureyza kabilesi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye geldiğinde Evs ve Hazrec kabilelerinden Müslüman olan olmuş, Yahudilerden de Abdullah b. Selam gibi çok az sayıda kişi İslam'a girmişti ve hala münafıklık yoktu. Çünkü henüz Müslümanların korku lacak bir güçleri yoktu. Hatta Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Yahudiler ve Medine çevresindeki birçok Arap kabileleriyle andlaşmalar yapmıştı. Büyük Bedir muharebesi olup da Allah (c.c) sözünü üstün kılıp, İslam'ı ve Müslümanları aziz ve galip kılınca Hazrec kabilesinden Abdullah b. Übeyy b. Selul problemi başladı. Hazrec kabilesine mensup, Medine'nin önde gelenlerinden ve cahiliyye döneminde her iki kesimin efendisi, hatta kendilerine hükümdar yapmayı düşündükleri biri olan bu adam, İslam nimeti gelip Medineliler Müslüman olunca ve onunla ilgilenmeyi bırakınca nefsinde İslam'a ve Müslümanlara karşı bir kin oluştu. Bedir savaşı olunca Abdullah b. Übeyy "Bu iş revaç bulmaya başladı" dedi ve İslam'a girdiğini ilan etti. Onunla birlikte onun yolunda ve dini üzere olan kimseler ile kitap ehli başka kimseler de İslam'a girdiklerini ilan ettiler. İşte Medine ile çevresindeki Arap kabilelerinde nifak böyle zuhur etti. Muhacirler arasında ise hiçbir münafık yoktu. Çünkü onlardan hiçbiri zorla hicret etmemişti, hatta her biri Allah'ın (c.c) ahiret yurdundaki mükafatına erişme arzusuyla malını, çocuklarını ve toprağını bırakıp hicret ediyordu.

 

Muhammed b. İshak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: "İnsanlardan bazıları da vardır ki inanmadıkları halde ''Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler" ayetinde bahsedilenler Evs ve Hazrec kabilesinden münafıklar ile onların yolunda olan kimselerdir. Bunu Ebu Aliye, Hasan-ı Basri, Katade ve Süddi de münafıklar diye tefsir etmişlerdir. Bu yüzden Allah (c.c), mü'minlerin onların görünüşteki hallerine aldanmamaları, böylece onlardan sakınmamaktan, hakikatte kafir oldukları halde mü'min olduklarına inanmaktan büyük fesat doğmaması için münafıkların bu sıfatlarına dikkat çekmiş ve uyarmıştır. Zira fücur ehlinin iyi kimseler sanılması, büyük tehlikelerdendir.

 

Bu yüzden Allah (c. c) "İnsanlardan bazıları da vardır ki inanmadıkları halde ''Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler" buyurmuştur. Yani bunu, ötesinde hiçbir şey olmaksızın sadece dilleriyle söylerler. Şu ayet-i kerimede buyrulduğu gibi: "Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah'ın Peygamberisin, derler." (Münafikun, 1) Yani; bunu sana bir vakıa olarak değil sadece yanına geldiklerinde söylerler. Onun için "şahitlik ederiz ki ... " derken, sözlerini Arapçadaki pekiştirme ed atların dan .... ile onun haberinin başına gelen te'kit lam'ı ile pekiştirirler. Nitekim "Biz hem Allah'a hem ahiret gününe inanırız" derken de sözlerini pekiştirmişlerdir. Oysa durum öyle değildir. Nitekim Allah (c.c) oradaki şahimklerini ve buradaki inandıklarına dair haberlerini ''Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir" ve "inanmadıkları halde" sözleriyle yalanlamıştır.

 

"Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve mü'minleri aldatırlar." Yani, içlerinde küfür olduğu halde inanmış gibi gözükürler. Bunlar cahilce, kendilerinin bu şekilde Allah'ı kandırdıklarına, bunun Allah (c.c) katında kendilerine bir fayda vereceğine, bu yalanların mü'minler tarafından kabul gördüğü gibi Allah (c.c) tarafından da kabul göreceğine inanıyorlar. Nitekim Allah (c.c) şöyle buyurur: "O gün Allah onların hepsini yeniden diriltecek, onlar da dünyada size yemin ettikleri gibi O'na yemin edeceklerdir. Kendilerinin bir şey (hakikat) üzerinde olduklarını sanırlar. İyi bilin ki onlar gerçekten yalancıdırlar. " (Mücadele, 18) O yüzden Allah (c.c) onların bu inançlarına, "Halbuki onlar yalnız kendilerini aldatırlar da bunun farkında değillerdir." sözüyle karşılık vermiştir. Yani şöyle buyurmaktadır: Onlar bu davranışlarıyla yalnızca kendilerini aldatıyar ve kandırıyorlar da kendilerine yaptıkları bu kötülüğün farkında değiller. Nitekim Allah (c.c) başka bir ayette de: "Şüphesiz münafıklar Allah'ı aldatmaya çalışıyorlar, halbuki asıl Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. " (Nisa, 142) buyurmuştur.

 

Bazı kariler ''.....'' yerine "....." okumuşlardır. İkisinin manası birdir.

 

İmam Taberi der ki: Şayet birisi: "Münatık, diliyle inandığından farklı şeyler söylerken bunu sadece takiyye (kendisini koruma) maksatlı yaptığı halde nasılolur da Allah'ı ve mü'minleri aldattığı ve onlara hile yaptığı söylenebilir?" derse;

 

el-Cevap: Korkmakta olduğu bir şeyden kurtulmak için takiyye yapıp diliyle içinde olandan başkasını söyleyen kimseye "aldatıcı, hileci" denmesinde Arapça açısından bir engel yoktur. Münatık da böyledir. O da öldürülmek, esir alınmak ve dünyada azaba düçar olmaktan korunmak için takiyyeye başvurarak dışarıya diliyle içindekilerden farklı şeyler yansıtır. Bu dünyada mü'minleri aldatmış olsa da bu fiiliyle hakikatte kendisini aldatmaktadır. Çünkü bunu yaparken ona arzu ve temennilerini veriyormuş ve mutluluk şarabından içiriyormuş gibi gösterir. Oysa helak uçurumuna götürmekte, ona azap ve işkence şarabından içirmekte ve Allah'ın gazabına ve karşı konulmaz elim azabına maruz bırakmaktadır. İşte bu, kendi kendisini aldatmasıdır. Ahiretine yönelik kötülük yaptığı halde ona iyilik yaptığını zannetmektedir. Bu sebeple Allah (c. c) "Oysa sadece kendilerini aldatırlar." buyurarak mü'min kullarına şunu duyurmaktadır: Münatıklar küfürleri, şüpheleri ve yalanlamalarıyla Rabblerinin gazabını çekmek suretiyle kendilerine yapmakta oldukları kötülüğün farkında ve idrakinde değillerdir. Bilakis onlar içinde bulundukları duruma kör bir halde devam etmektedirler.

 

İbn Ebi Hatim, İbn Cüreyc'den şöyle nakleder: "Allah'ı aldatırlar"; yani "La ilahe illallah" diyerek canlarını ve mallarını güvence altına almaya çalışırlar. İçlerindeki ise başkadır. Katade’den şöyle rivayet edilmiştir: "Bu iki ayet çoğunluğa göre münatıkların niteliklerini anlatmaktadır. Münatık kötü huyludur. Kalbi inanmadığı halde diliyle tasdik eder. Davranışları, sözlerinden farklıdır. Akşama başka, sabaha başkadır. Gemi gibi sağa sola sallanır. Esen her rüzgarla birlikte gider.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

10. Onların kalblerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır.