İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

255.ayet

 

Allah'ı Anlatan Ayet (Ayete'I-Kürsi):

 

255. Allah, O'ndan başka İlah yoktur; O, hayydir, kayyumdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun Kürsi'si, gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.

 

Tefsiri:

 

Bu, Ayete'l-Kürsı denen ayet olup, büyük değer ve kıymeti haizdir.

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) 'tan gelen sahih bir hadiste bunun, Allah'ın Kitabı'ndaki en faziletli ayet olduğu ifade edilmiştir.

 

 

[1169] İmam Ahmed b. Hanbel'in Übeyy b. Ka'b'dan naklettiğine göre:

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona ''Allah'ın Kitabı'ndaki en büyük ayet hangisidir?" diye sordu. Übeyy: "Allah ve Rasulü daha iyi bilir" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bunu birkaç defa tekrarlaması üzerine Übeyy: Ayete'l-Kürsı, diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İlim sana mübarek olsun ey Ebu Münzir! Canımı elinde tutan Allah'a and olsun ki onun bir dil ve iki dudağı olup Arş'ın yanında sürekli Melik olan Allah'ı tenzih eder." buyurdu. Bunu Müslim de rivayet etmiştir. Fakat onda "Canımı elinde tutan Allah'a and olsun ki. .. " den sonrası yoktur.

 

 

[1170] (Başka bir hadis): Hafız Ebu Ya'la el-Mevsılı, Übeyy b. Ka'b (r.a.)'ın oğlu Abdullah'tan şöyle naklettiğine göre, o babasının kendisine şöyle dediğini anlatmıştır: Benim hurma kuruttuğum bir arsam vardı. Oraya sürekli gidip geliyordum ve her gidişimde onu eksilmiş halde buluyordum. Bir gün orada bekçilik yaptım. Birden ergenlik çağındaki bir gence benzeyen bir hayvan çıkageldi. Selam verdim, aldı. "Sen necisin? Cin misin, insan mısın?" dedim. "Cinim" dedi. "Bana elini uzat" dedim, uzattı. Bir de baktım ki eli köpek eli, kılları köpek kılı. "Cinler böyle midir?" dedim. "Cinler, aralarında benim kadar güçlü birinin olmadığını bilirler" dedi. "Seni bu yaptığın şeye sevk eden şey nedir?" dedim. "Senin sadaka vermeyi seven birisi olduğunu öğrendim de yiyeceklerinden bir şeyler azaltmayı istedim" dedi. "Bizi sizden koruyan şey nedir?" dedim. "Şu ayet, Ayete'l-Kürsı" dedi. Übeyy sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e giderek olayı anlattı.

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Pis doğru söylemiş" buyurdu. Hadisi Hakim de Müstedrek'inde Ebu Davud Tayalisi'nin senediyle Übeyy b. Ka'b'dan tahric etmiştir. Hakim: Buhari ve Müslim tahric etmemiş olsalar da senedi sahihtir, demiştir.

 

 

[1171] (Başka bir tariki): İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Selil'den şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından biri, insanlara bir şeyler anlatıyordu. İnsanlar kalabalıklaşınca yüksek bir yere çıktı ve insanlara anlatmaya devam etti. Konuşmasında şunları söyledi: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kur'an'daki en büyük ayet hangisidir?" diye sorunca bir adam: "Allah, O'ndan başka İlah yoktur; O, hayydir, kayyumdur.' ayetidir" dedi. Ebu Selil der ki: Elini iki kürek kemiğimin arasına koydu. Öyle ki elinin soğukluğunu iki göğsümün arasında hissettim -başka bir rivayette:

 

Elini iki göğsümün arasına koydu, hatta soğukluğunu iki küreğimin arasında hissettim- ve şöyle buyurdu: "İlim sana mübarek olsun ey Ebu Münzir!"

 

 

[1172] (Başka bir hadis): İmam Taberani, Esfa' el-Bekri'den şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir topluluğa Muhacir şeklinde geldi. Birisi ona "Kur'an'daki en büyük ayet hangisidir?" diye sorunca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): '''Allah, O'ndan başka İlah yoktur; o, hayydir, kayyumdur..' ayetidir" buyurdu ve ayeti sonuna kadar okudu.

 

 

[1173] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sahabesinden birine "Ey filan, evlendin mi?" diye sordu. O "Hayır, evlenecek param yoktur." dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sende Ayete'l-Kürsi yok mu? (onu ezbere bilmiyor musun?)" diye sordu. "Evet, var" deyince, "O, Kur'an'ın dörtte biridir" buyurdu. Sonra "Sende Kafirun suresi yok mu?" diye sordu. Adam: Var, deyince, "o, Kur'an'ın dörtte biridir" buyurdu. Sonra "Sende Zilzal suresi yok mu?" dedi. Adam: Var, deyince, "O Kur'an'ın dörtte biridir" buyurdu. "Sende Nasr suresi yok mu?" diye sordu. "Evet, var" deyince "o, Kur'an'ın dörtte biridir" buyurdu. [Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üç defa: "Evlen, evlen, evlen" buyurdu.] 

 

 

[1174] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Zerr (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) camide iken yanına gidip oturdum. "Ey Ebu Zerr! Namaz kıldın mı?" diye sordu. "Hayır" deyince, "Kalk ve namaz kıl" buyurdu. Kalkıp namaz kıldım, sonra oturdum. "Ey Ebu Zerr, insan ve cin şeytanların şerrinden Allah'a sığın" buyurdu. "Ya Rasulallah! İnsanlardan da şeytanlar var mı?" dedim, "Evet" buyurdu. "Ya Rasulallah! Bana namazdan bahset" dedim. "o, konulmuş ibadetlerin en faziletlisidir; ona göre, dileyen bundan az, dileyen çok yapsın" buyurdu. "Peki oruç?" dedim. "Mükafatı olan bir farz olup Allah katında bir de ziyadesi vardır" buyurdu. "Peki sadaka?" dedim, "Mükafatı katlanarak verilecek bir ibadettir" buyurdu. "Ya Rasulallah! Hangi sadaka daha üstündür?" dedim. "Fakirin gayret sarf ederek verdiği ile fakire gizlice verilen sadakadır" buyurdu. "Ya RasUlallah! İlk peygamber hangisiydi?" dedim, ''Adem (a.s) idi" buyurdu. "O nebi miydi?" dedim, "Hem de Allah'ın konuştuğu bir nebi idi." buyurdu. "Rasullerin sayısı kaçtır?" dedim. "Büyük bir topluluk olarak üç yüz on küsur -bir rivayetle on beş- kişiydi" buyurdu. "Ya Rasulallah! Sana (Kur'an'dan) indirilenlerin en büyüğü / değerlisi hangisidir?" dedim, "Ayete'l-Kürsi'dir, Allahu la ilahe illa huve'l-hayyu'l-kayyum'dur" buyurdu. Bunu Nesai rivayet etmiştir.

 

 

[1175] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel'in Ebu Eyyub elEnsari (r.a.)'tan nakletliğine göre; Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ebu Eyyub'un (r.a.) evinde kaldığı sıralarda bir cin gelip Ebu Eyyub'u tutuyordu. Ebu Eyyub, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bu durumdan şikayetçi oldu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Onu gördüğünde 'Bismillah, ya Rasulallah! Cevap ver' de" buyurdu. Ebu Eyyub der ki: Geldiğinde onu böyle söyleyerek yakaladım. Ama cinin "bir daha gelmeyeceğim" demesi üzerine onu bıraktım. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gittiğim de "Esirin ne yaptı?" dedi. "Yakaladım ve 'bir daha yapmayacağım' deyince bıraktım" dedim. "O bir daha gelecek" buyurdu. Onu bu şekilde iki-üç defa yakaladım ve her defasında "bir daha yapmayacağım" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gittiğim de yine "Esirin ne yaptı?" dedi. "Yakaladım ve bir daha yapmayacağını söyledi" dedim. "O yine gelecek" buyurdu. Onu yakaladığımda bu defa bana "Beni bırak ki sana, söylediğinde hiçbir şeyin yaklaşamayacağı bir şey öğreteyim. O, Ayete'l-Kürsi'dir" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gittim ve haber verdim. "O yalancı olmasına rağmen (bu kez) doğru söylemiş" buyurdu. Bunu Tirmizi, Fezailu'l-Kur'an'da Bündar'ın Ebu Ahmed ez-Zebidi'den nakliyle rivayet etmiş ve "Hasen ve gariptir" demiştir. Hadiste geçen "ğul", gece gözüken cin demektir.

 

 

[1176] Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlatır: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Ramazan' da verilen zekatları korumam için bana vekalet vermişti. Bu arada (bir gece) birisi geldi ve yiyeceklerden (hurma) avuçlayıp aldı. Hemen onu yakaladım ve "Vallahi seni Rasulullah'a götüreceğim" dedim. Bana, "Ben ihtiyaç sahibi bir kimseyim, çoluk çocuğum var, şiddetle bunlara muhtacım" dedi. Ben de onu bıraktım. Sabah olduğu zaman Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ey Ebu Hureyre! Dün yakaladığın kimse ne yaptı?" diye sordu. Ben de, "Ey Allah'ın Rasulü! Bana, çok ihtiyacı olduğunu ve kalabalık bir ailesi bulunduğunu anlatıp halinden şikayette bulundu. Ben de acıdım, salıverdim" dedim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "O yalan söylemiş, yine gelecek" buyurdu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) söylediği için, yine geleceğini anladım ve gözetlemeye koyuldum. Birden gelip yine avuçlamaya başladı. Onu yakaladım ve "Seni Rasulullah'a götüreceğim" dedim. Bana, "Beni bırak, ben buna muhtacım ve çoluk çocuğum var, bir daha gelmeyeceğim" dedi. Acıdım, yine bıraktım. Sabah olunca, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ey Ebu Hureyre! Yakaladığın kimse ne yaptı?" diye sordu. Ben de, "Ey Allah'ın Rasulü! Bana, çok ihtiyacı olduğunu ve kalabalık bir ailesi bulunduğunu anlatıp halinden şikayette bulundu. Ben de acıdım, salıverdim" dedim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "O sana yalan söylemiş, yine gelecek" buyurdu. Üçüncü kez onu gözetledim. Yine gelip avuçlamaya başladı. Onu yakaladım ve "Mutlaka seni Rasulullah'a götüreceğim. Bu üçüncü ve sonuncusu artık. Sen gelmeyeceğini söylemiştin sonra döndün" dedim. Bana, "Beni bırak da, sana, Allah'ın sana birtakım yararlar sağlayacağı bazı kelimeler öğreteyim" dedi. "Neymiş onlar?" dedim. Bana, "Yatağına girdiğin zaman Ayete'l-Kürsi'yi oku. Allah tarafından sana bir koruyucu gönderilir. Sabaha kadar sana hiçbir şeytan yaklaşamaz" dedi. Ben de onu serbest bıraktım. Sabah olunca, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ey Ebu Hureyre! Dün yakaladığın kimse ne yaptı?" diye sordu. Ben de, "Ey Allah'ın Rasulü! Bana, Allah'ın bana birtakım yararlar sağlayacağı bazı kelimeler öğretti. Ben de salıverdim" dedim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Nedir onlar" buyurdu. Ben de, "Bana, "Yatağına girdiğin zaman Ayete'l-Kürsi'yi oku. Allah tarafından sana bir koruyucu gönderilir. Sabaha kadar sana hiçbir şeytan yaklaşamaz" dedi" dedim. -Sahabiler, faydalı şeyleri öğrenme konusunda son derece gayretli idiler.- Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "O, çok yalancı bir kimse olduğu halde (bu konuda) doğru söylemiş. Üç gündür kiminle karşılaştığını biliyor musun Ey Ebu Hureyre?" buyurdu. Ebu Hureyre, "hayır" diye cevap verince Rasul-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "O şeytandı" buyurdu. İmam Buhari bunu muallak olarak ve kesin ifadeyle ("denildi" değil de "dedi" şeklinde) rivayet etmiştir. Nesai ise Amelu'l-yevmi ve'l-leyle'de İbrahim b. Yakub'un Osman b. Heysem'den nakliyle tahric etmiştir.

 

 

[1177] Bu, Ebu Hureyre (r.a.)'tan başka bir kanalla, buna yakın başka bir lafızla rivayet edilmiştir. Hafız İbn Merduyeh, tefsirinde Ebu Mütevekkil en-Naci’den şunları nakleder: Zekat mallarının konduğu binanın anahtarı Ebu Hureyre (r.a.)'ta idi ve binada hurma vardı. Bir gidişinde ondan bir avuç, başka bir gün gittiğinde bir avuç daha alındığını gördü.

 

Üçüncü gün aynı şekilde bir avuç alınmış olduğunu gördü. Ebu Hureyre (r.a.) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bundan şikayetçi olunca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona "Sen bu adamını yakalamak istiyor musun?" diye sordu. Ebu Hureyre "Evet" deyince, "Kapıyı açtığında 'Seni Muhammed'e boyun eğdireni tenzih ederim' de" buyurdu. Ebu Hureyre gidip kapıyı açtı ve 'Seni Muhammed'e boyun eğdireni tenzih ederim' der demez şeytan, karşısında ayakta donakaldı. "Ey Allah düşmanı, tüm bunları yapan sen misin?" dedi. O yine: "Evet. Beni bırak da bir daha gelmeyeyim. Bunları sadece fakir cin aileleri için alıyordum" dedi. Ebu Hureyre (r.a.) da serbest bıraktı. Ancak o ikinci defa, sonra üçüncü defa geldi. Ben: "Sen bir daha gelmeyeceği ne söz vermemiş miydin? Seni Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e götürmedikçe serbest bırakmayacağım" dedim. "Yapma. Eğer beni bırakırsan sana birtakım sözler öğreteceğim. Onları söylediğinde sana küçük-büyük, erkek-dişi hiçbir cin yaklaşamaz." dedi. Ebu Hureyre: "Ama kesin söyleyeceksin, değil mi?" deyince "Evet" dedi. Ebu Hureyre (r.a.): "Onlar nelerdir?" diye sordu. O "Allahu la ilahe illa huve'l-hayyu'l-kayyum ... " diyerek Ayete'l-Kürsi'nin hepsini okudu. Ebu Hureyre (r.a.) sonra onu bıraktı ve o bir daha gelmedi. Ebu Hureyre (r.a.) bunu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e anlatınca "Onun böyle olduğunu bilmiyor muydun?" buyurdu. Bunu Nesai de başka tarikle Ebu Hureyre (r.a.)'tan böyle rivayet etmiştir. Übeyy b. Ka'b'ın benzer bir yaratıkla yaşadığı bir olay daha önce geçti. Böylece bu şekilde üç olayolmuştur.

 

(Başka bir olay): Ebu Ubeyd, el-Garib isimli kitabında İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: İnsanlardan biri dışarı çıktığında bir cin onunla karşılaştı ve "Benimle güreşir misin? Eğer beni yıkarsan sana, evine girerken okuduğunda şeytanın oraya girmeyeceği bir ayet öğreteceğim" dedi. İnsan onunla güreşti ve yendi. İnsan: "Senin, çelimsiz ve zayıf olduğunu görüyorum. Kolların köpek kolları gibi. Siz cinler hep böyle misiniz? Yoksa sadece sen mi böylesin?" dedi. Cin: Ben onların güçlülerindenim. Hadi benimle güreş ve beni yen, dedi. Adam onunla tekrar güreşti ve bu defa onu yendi. Cin: Sen Ayete'l-Kürsiyi okursun. Zira kim eve girdiğinde onu okursa şeytan oradan merkep yellenmesi gibi bir sesle çıkar. Bunu Beyhaki de rivayet etmiştir.

 

[1178] (Başka bir hadis): Hakim, Ebu Hureyre (r.a.)'tan, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Rakara suresinde bir ayet vardır ki o, Kur'an ayetlerinin efendisidir. Şey tanın olduğu hangi evde okunursa şeytan oradan çıkar. O, Ayete'l-Kürs’dir. " Hakim başka bir tarikle daha Zaide'nin Hakim b. Cübeyr’den nakliyle rivayet etmiş, sonra "Buhari ve Müslim rivayet etmemiş olsalar da senedi sahihtir" demiştir. Bunu Tirmizi de yine Zaide kanalıyla rivayet etmiştir ve lafzı şöyledir: "Her şeyin bir zirvesi vardır. Kur'an'ın zirvesi de Bakara suresidir. Onda Kur'an ayetlerinin efendisi olan bir ayet vardır ki o, Ayete'I-Kürsidir." Tirmizi daha sonra şöyle demiştir: Garip bir hadistir. Bunun bildiğimiz tek rivayeti Hakim b. Cübeyr'in nakliyle gelen rivayettir. O ise Şu'be'nin hakkında olumsuz şeyler konuşup zayıf bulduğu biridir. Ben derim ki: Onu Ahmed b. Hanbel, Yahya b. Main ve daha başka imamlar da zayıf saymışlar, İbn Mehdi onun rivayetlerini terk etmiş, Sa' di de yalancılıkla suçlamıştır.

 

 

[1179] (Başka bir hadis): İbn Merduyeh'in Hz. Ömer (r.a.) hakkında rivayet ettiğine göre o, bir gün insanların yanına çıktı. İnsanlar sıra sıra dizilmişlerdi. Onlara "Kur'an'daki en büyük ayeti bana kim söyleyecek?" diye sordu. İbn Mes'ud (r.a.) şöyle dedi: Bundan haberdar birine düştün. Ben Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Kur'an'daki en büyük ayet ''Allahu la ilahe illa huve'l-hayyu'l-kayyum" dur. "

 

 

ism-i Azam'ı içerdiğine Dair Hadisler:

 

[1180] İmam Ahmed b. Hanbel, Yezid b. Seken'in kızı Esma'dan şöyle rivayet etmiştir: Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şu iki ayet, "Allahu la ilahe illa huve'l-hayyu'l-kayyum" ile (Al-i İmran'ın başındaki) "Elif lam mim, Allahu la ilahe illa huve'l-hayyu'l-kayyum" ayeti hakkında: ''Allah'ın en büyük ismi bu ikisindedir" derken işittim. Ebu Davud, Müsedded'den, Tirmizi, Ali b. Haşram'dan, İbn Mace de İbn Ebi Şeybe'den; üçü birlikte İsa b. Yunus'tan, o Ubeydullah b. Übeyy b. Ziyad'dan böyle rivayet etmişler, Tirmizi: Hasen-sahih hadistir, demiştir.

 

 

[1181] İbn Merduyeh, Ebu Ümame (r.a.)'tan, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah'ın (c.c) onunla dua edildiğinde kabul ettiği ism-i a'zamı şu üç yerdedir: Bakara suresi, Al-i İmran suresi ve Taha suresi. " Ravilerden l-!işam -ki o, Şam hatibi İbn Ammar'dır- der ki: Bakara'dakl "...../ Allahu la ilah; illa, huve'l-hayyu'l-kayyum"dur. Al-i Imran'daki "..... / Elif lam, mim: Allahu la ilahe illa huve'l-hayyu'l-kayyum", Taha suresindeki ise "..... / ve aneti'l-vucuhu lilhayyi'l-kayyum" (Bütün yüzler (insanlar), diri ve her şeye hakim olan Allah için eğilip boyun bükmüştür.) ayetidir.

 

Ayete'l-Kürsi'nin Farz Namazlardan Sonra Okunmasının Faziletine Dair Hadisler:

 

İbn Merduyeh, Ebu Ümame (r.a.)'tan şöyle rivayet eder:

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim her farz namazın ardından Ayete'l-Kürsi'yi okursa onu cennete girmekten, ölmesinden başka bir şeyengellemez. " Bunu Nesai de Amelu'l-yevmi ve'l-leyle'de Hüseyin b.

b. Hanbel: Efendisi Esma'dan hasen hadisler rivayet etmiştir, demiştir. Tirmizi de hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Beşir'in nakliyle böyle rivayet etmiştir. İbn Hibban da Sahih'inde, Buhari'nin ravilerinden olan Muhammed b. Himyer el-Hımsi'nin nakliyle tahric etmiştir. Dolayısıyla bu, İmam Buhari'nin koşullarını taşıyan sahih bir hadistir. İbnu'l-Cevzi ise bunun uydurma olduğunu iddia etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. İbn Merduyeh ayrıca Ali (r.a.), Muğire b. Şu'be ve Cabir b. Abdullah'tan bu hadisin benzeri rivayetlerde bulunmuştur, fakat her birinde bir zayıflık vardır.

 

 

[1183] Yine İbn Merduyeh, Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Allah İmran oğlu Musa (a.s)'a şöyle vahyetti: 'Ayete'l-Kürsi'yi her farz namazdan sonra oku; çünkü kim onu her farz namazdan sonra okursa ona şükredenlerin kalbini, zikredenlerin dilini, tevbekarların sevabını ve sıddıkların amellerini veririm. Buna ancak peygamber veya sıddık veyahut kalbini iman için anndırdığım ya da Allah yolunda ölmesini murad ettiğim bir kul devam eder. "

Bu da çok münker bir hadistir.

 

Ayete'l-Kürsi'nin, Kendisini Gündüz ve Gece Başında Okuyan Kimseyi Koruması:

 

 

[1184] İmam Tirmizi, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim sabaha çıktığında Mü'min suresinin başını ".....: Dönüş ancak O'nadır" ayetine (3. ayet) kadar, bir de Ayete'l-Kürsi'yi okursa, bununla akşama kadar korumada olur. Kim bunları akşam olduğunda okursa, bunlar sebebiyle akşama kadar korumada olur. Tirmizi daha sonra: Bu garip bir hadistir. Bazı ilim ehli Abdurrahman b. Ebu Bekr b. Ebi Müleyke'yi ezberi bakımından zayıf bulmuşlardır, demiştir.

Ayete'l-Kürsi'nin fazileti hakkında başka hadisler de varit olmuştur. Biz sahih olmayışları ve senetlerinin zayıflığı sebebiyle onları zikretmedik. Bunlardan biri; "hacamat esnasında okunduğunda onun iki hacamat yerine geçeceğine" dair Hz. Ali (r.a.) kanalıyla nakledilen hadistir. Diğeri Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet edilen, ezberlemek ve unutmamak için bu ayeti sol elle Zaferan otuyla yedi defa yazıp onu yalamak hakkındaki hadistir. Bu iki hadisi ve diğerlerini İbn Merduyeh zikretmiştir.

 

 

Ayetin Tefsiri:

 

Bu ayette birbirinden bağımsız on cümle vardır.

 

"Allah, O'ndan başka ilah yoktur" cümlesi Allah'ın tüm mahlukatın yegane ilahı olduğunu bildirmektedir.

 

"O, hayydir, kayyumdur." Yani; kendisi diri olup ebediyyen ölmez ve başkalarını da hayatta ve ayakta tutar. Ömer (r.a.) bunu "kayyum" yerine "kayyam" diye okurdu. Bu cümle ifade etmektedir ki tüm mahlukat Allah'a muhtaçtır, O ise onlardan müstağnidir, muhtaç değildir. Onun emri olmaksızın hiçbir mahluk varlığını sürdüremez. Nitekim Yüce Allah başka bir yerde şöyle buyurur: "O'nun ayetlerinden biri de göğün ve yerin O'nun emri ile ayakta durmasıdır." (Rum, 25)

"Kendisini ne uyuklama tutar ne de uyku." Yani, O'na bir noksanlık arız olmaz. Mahlukatından gafil ve bihaber değildir. Bilakis her bir canın ne kazandığını bilir, her biri üzerinde hakimdir. Her şeyden haberdardır. Hiçbir şey onun görmesi dışında ve gizli kapalı kalamaz. O'na hiçbir gaflet ve uykunun arız olmaması, kayyumluğunun tamamlayıcı unsurlarındandır. " .....: onu tutmaz" dan kasıt "ona galebe çalmaz"dır. "Sinetun" da uyuklama demektir. Onun için ardından ".....: uyku da" buyurulmuştur. Çünkü uyku ondan daha kuvvetli bir gaflet halidir.

 

 

[1185] Ebu Musa el-Eş’ari (r.a.)'tan nakledilen sahih bir hadiste o (r.a.) şöyle demiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün aramızdan kalkıp bize şu dört şeyi söyledi: "Şüphesiz Allah uyumaz ve uyumak ona yaraşmaz. Rızkı azaltır ve çoğaltır. Ona gündüzün amelleri gece amellerinden önce, gece amelleri de gündüz amellerinden önce ulaşır. Onun perdesi nurdur -başka bir rivayette: nar (ateş) tir. Onu açacak olsa yüzünün nur ve azameti mahlukatından onu gören kimselerin yüzünü yakar. "

 

Abdurrezzak "Kendisini ne uyuklama tutar ne de uyku. " ayeti hakkında İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Musa (a.s) meleklere "Allah (c. c) uyur mu?" diye sordu. Bunun üzerine Allah (c.c) meleklere vahiy yoluyla onu üç gün boyunca uyanık tutmalarını ve uyumasına izin vermemelerini emretti. Onlar da öyle yaptılar. Sonra ona iki testi verdiler. Musa (a.s) onları eliyle tutunca ellerini çektiler ve kırmaması uyarısında bulundular. Ancak Musa (a.s) bunlar ellerinde, her biri bir elinde uyuklamaya başladı. Bir uyukluyor bir uyanıyor, bir uyukluyor, bir uyanıyordu. Sonunda biraz daha derin uyuklayınca bunları birbirine vurarak ikisini de kırdı. Ravilerden Mamer der ki: Bu, Allah'ın (c.c) verdiği bir misalolup göklerin ve yerin de aynı şekilde Allah'ın avucunda olduğunu bildirmek istemiştir. İmam Taberi, Hasan b. Yahya kanalıyla Abdurrezzak'tan böyle rivayet etmiştir. Bu İsrailiyat haberlerdendir. Allah'ı (c.c) uyku tutmadığı ve ondan münezzeh olduğu, Musa (a.s)'a gizli kalması mümkün olmadığı, bilinen bir husustur.

 

 

[1186] Bu rivayetlerin hepsinden daha garibi, Taberi'nin Ebu Hureyre (r.a.)'tan naklettiği şu rivayettir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i minberde Musa (a.s) hakkında şöyle derken işittim: "Musa (a.s)'ın aklına Allah'ın (c.c) uyuyup uyumadığı geldi. Bunun üzerine Allah (c.c) ona melek gönderdi. Melek onu üç gün boyunca uyutmadı. Sonra her bir eline testi verdi ve onları korumasını emretti. Musa (a.s) uyuklamaya başladı. Elleri birbiriyle buluşacak gibi oluyor, birden uyanıp ellerini birbirinden uzaklaştırıyordu. Sonunda tamamen uyudu ve elleri birbirine çarparak iki testi de kırıldı. Allah (c.c) bunu ona ''Allah uyuyacak olsaydı gökler ve yer tutunamaz, ayakta duramazdı" manasında bir misalolarak vermiştir. " Bu da çok garip bir hadistir. Kuvvetli ihtimalle Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sözü değil, İsrailiyat rivayetlerdendir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: İsrailoğulları Musa (a.s)'a "Senin Rabbin uyur mu?" diye sorunca Musa (a.s): "Allah'tan korkun" dedi. Rabbi de Musa (a.s)'a şöyle nida buyurdu: "Ey Musa! Sana 'Rabbin uyur mu?' diye sordular. Sen eline iki bardak al ve gece boyu ayakta dur." Musa (a.s) da öyle yaptı. Gecenin üçte biri geçince Musa (a.s) uyuklamaya başladı ve dizleri üzeri yere düştü. Sonra canlandı ve ellerindeki şeyleri tuttu. Gecenin sonunda yine uyukladı ve elindeki iki cam bardak düşerek kırıldı. Allah (c.c) "Ey Musa! Ben uyusaydım, elindeki bardakların yok olup gittikleri gibi gökle yer düşer ve yok olurdu." buyurdu. Allah (c.c) peygamberi Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e de Ayete'l-Kürsi'yi nazil etti.

 

"Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur." buyruğuyla Allah (c.c) tüm varlıkların onun kulu ve mülkü olup kahır ve hakimiyeti altında bulunduklarını ifade etmektedir. Nitekim başka ayetlerde de şöyle buyurur: "Göklerde ve yerde olan herşey Rahman'a mutlaka kulolagelecektir. And olsun ki bilgisi onları kuşatmış ve teker teker saymıştır. Kıyamet günü hepsi O'na tek olarak gelecektir." (Meryem, 93-95)

 

Allah (c. c) daha sonra şöyle buyurur: "İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir?" Bunun benzeri şu ayetlerdir: "Göklerde nice melek vardır ki Allah dileyeceği ve razı olacağı kimseler için izin vermedikçe onların şefaati hiçbir şeye yaramaz." (Necm, 26) "Onlar Allah'ın hoşnCıd olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler." (Enbiya, 28) Bunlar Allah'ın azametinden, ululuğundan ve büyüklüğündendir. Evet, şefaat izni olmayan hiç kimse Allah katında, kimse hakkında şefaat girişiminde bulunma cesareti gösteremeyecektir.

 

 

[1187] Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şefaat hadisinin bir yerinde şöyle buyurur: "Ben Arş'ın altına gelecek ve Allah'a secdeye kapanacağım. Allah dilediği kadar beni kendi halime bırakacak. Sonra "Başını kaldır ve iste; (istediğin) verilecek. Şefaat iste; şefaatin kabul edilecek." buyurur. Sonra bana bir sınır belirleyecek ve ben oradakileri cennete girdireceğim. "

 

Yüce Allah daha sonra "O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir." buyurur. Bu, Allah'ın bilgisinin geçmişi, anı ve geleceği ile tüm mahlukatı kuşattığının delilidir. "(Melekler derler ki:) Biz ancak Rabbimizin emriyle ineriz; önümüzdeki, arkamızdaki ve bunların arkasındakileri bilmek yalnız O'na mahsustur. Rabbin unutkan da değildir." (Meryem, 64)

 

"O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler." Yani, hiç kimse Allah'ın bilgilerinden, Allah'ın ona bildirdiği ve haberdar ettiği dışında hiçbirine ulaşamaz, elde edemez. Bu cümlenin şu manaya gelmesi de mümkündür: Allah'ın zatı ve sıfatları hakkında O'nun (c. c) verdiği bilgiler dışında hiçbir bilgi edinemezler. Şu ayet-i kerimede olduğu gibi: "Onların bilgisi O'nu (Allah'ı) kavrayamaz" (Taha, 110)

 

"O'nun Kürsi'si gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez." İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "O'nun Kürsi'si gökleri ve yeri içine alır"daki Kürsi'den kasıt, Allah'ın bilgisidir. İmam Taberi de böyle rivayet etmiştir. İbn Ebi Hatim der ki: Said b. Cübeyr’den de benzeri rivayet edilmiştir. İmam Taberi daha sonra şöyle der: Başkaları ise Kürsi'nin iki ayağın bastığı yer olduğunu söylemişlerdir. İmam Taberi ardından Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.), Süddi, Dahhak ve Müslim el-Battin’den bu manada rivayetler zikretmiştir.

 

 

[1188] Şuca' b. Muhalled, tefsirinde şöyle der: ... İbn Abbas (r.a.)'tan: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e Allah'ın (c.c) "O'nun Kürsi'si gökleri ve yeri içine alır" buyruğu soruldu, o: "Allah'ın Kürsi'si ayaklarının yeridir. Arş'ın kıymetini ise Aziz ve Celil olan Allah'tan başkası takdir edemez." dedi. Hafız İbn Merduyeh bunu Şu ca b. Mahled el-Fellas kanalıyla böyle zikretmiştir. Ancak bu yanlıştır. Zıra Veki' bunu tefsirinde İbn Abbas (r.a.)'tan onun kendi sözü olarak şöyle rivayet etmiştir:

 

"Allah'ın Kürsı'si ayaklarının yeridir. Arş'ın kıymetini ise aziz ve celil olan Allah'tan başkası takdir edemez." Bunu Hakim de Müstedrek'inde Süfyan-ı Sevri kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan yine mevkuf olarak rivayet etmiş ve "Buhari ile Müslim'in koşullarında sahihtir, fakat onlar tahric etmemişlerdir" demiştir. Bunu İbn Merduyeh de metruk olan Hakem b. Zuheyr el-Fezari'nin Süddi'den, onun babasından, onun da Ebu Hureyre (r.a.)'tan merfU olarak nakliyle rivayet etmiştir, fakat bu da aynı şekilde sahih değildir. Süddi, Ebu Malik'ten şöyle nakleder: Kürsi Arş'ın altındadır. Süddi der ki: Gökler ve yer Kürsi'nin içinde, Kürsi ise Arş'ın önündedir. Dahhak da İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Yedi gök ile yedi yer yayılıp birbirine eklenseydi, Kürsi'nin genişliği yanında ancak, çöldeki bir yüzük gibi olurdu. Bunu İmam Taberi ile İmam İbn Ebi Hatim rivayet etmişlerdir.

 

 

[1189] İmam Taberi, İbn Zeyd'den, o babasından şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Yedi gök Kürsı'ye oranla ancak, bir kalkan üzerine atılmış yedi dirhem gibidir." Ebu Zerr (r.a.) der ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken duydum: ''Arş'a oranla Kürsi, ancak yeryüzündeki bir çölün ortasına atılmış demir bir halka gibidir. "

 

 

(1190] İmam İbn Merduyeh'in Ebu Zerr el-Gıffari (r.a.)'tan naklettiğine göre o, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e Kürsi'yi sorunca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Canımı elinde tutan Allah'a and olsun ki yedi gök ile yedi yer Kürsı yanında ancak bir çöle atılmış bir halka gibidir. Arş'ın Kürsi'ye üstünlüğü, çölün bu halkaya üstünlüğü gibidir. "

 

 

[1191] İmam Ebu Ya'la el-Mevsıli, Müsned'inde Hz. Ömer (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Bir kadın Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek "Beni cennete koyması için Allah'a dua et" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) 'de Rabb'i yüceltip tazim ettikten sonra şöyle buyurdu: 

"Şüphesiz Allah'ın Kürsı'si, gökleri ve yeri kaplamıştır. Kürsi'nin, toy bir devenin yükün ağırlığından inlemesine benzer inlemesi vardır." Bunu Hafız Bezzar ünlü Müsned'inde, Abd b. Humeyd ile Taberi tefsirlerinde, Taberani ile İbn Ebi Asım, es-Sünne kitaplarında, Hafız Ziya, el-Muhtara' da Abdullah b. Halife'den nakletmişlerdir. Ancak bu meşhur biri değildir ve Hz. Ömer (r.a.)'tan hadis işitmiş olması da şüphelidir. Ayrıca kimi raviler bunu ondan mevkuf, kimisi mürselolarak rivayet etmişlerdir. Kimisi metne garip bir lafız eklerken, kimisi onu atmıştır. Bundan daha garibi, Mut'im'in Arş'ın sıfatına dair rivayet etmiş olduğu hadistir ki onu Ebu Davud Sünen'inde rivayet etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. İbn Merduyeh ve başkaları Büreyde, Cabir ve başkalarından Kürsi'nin kıyamet gününde insanlar arasında hüküm vermek için konacağına dair rivayetlerde bulunmuşlardır. Ama kuvvetli ihtimalle o, bu ayette zikredilen Kürsi’den ayrı bir şeydir. Bazı Müslüman astronomi bilginlerine göre Kürsi, sekizinci göktür. Bu gök, üzerinde dokuzuncu göğün, adına Atlas da denilen Esir göğünün bulunduğu göktür. Fakat diğerleri onları kabul etmemişlerdir.

İmam Taberi, Cüveybir yoluyla Hasan-ı Basri (r.a.)'ın: Kürsi, Arş'ın ta kendisidir, dediğini rivayet etmiştir. Ama doğrusu, Kürsi, Arş'tan başka bir şeyolup, rivayetlerin ve haberlerin delalet ettiği gibi ondan daha büyüktür. İmam Taberi bu hususta, Abdullah b. Halife'nin Ömer (r.a.)'tan konuyla ilgili yaptığı rivayete dayanmıştır. Ama bana göre onun sahih olduğu şüphelidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. " Yani, gökler ve yer ile bunlarda ve bunların arasında bulunan kimseleri korumak Allah'a ağır gelmez, onda hiçbir meşakkat çekmez. Bilakis bu, ona göre çok basit ve kolay bir şeydir. Allah (c.c) herkesi ve yapmakta olduklarını görüp gözetmektedir. Hiçbir şey O'nun gözünden kaçmaz, hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Her şey O'nun katında basittir, önünde hakir, zelil ve küçüktür. O'na muhtaçtır. O ise zengindir, hiçbir şeye muhtaç değildir. Her türlü övgüye layıktır. Yaptığı hiçbir şeyden sorguya çekilemez. Ama kullar yaptıklarından sorulurlar. O, her şey üzerinde hakimdir. Her şeyi hesaplayandır. O gözetleyen, yüce ve büyüktür. O'ndan başka hiçbir ilah, O'nun dışında hiçbir Rabb yoktur.

 

"O, yücedir, büyüktür." Yüce Allah başka bir ayette de "O çok büyüktür, yücedir" (Ra'd, 9) buyurmuştur. Bu ayetler ile aynı manadaki sahih hadisler hususunda en iyisi selef-i salihinin yaptığı gibi, onları, hiçbir nitelik yüklemeden ve hiçbir şeye benzetmeden, olduğu gibi almaktır.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

256. Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. Artık kim tağutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.