İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

31-33.ayetler

 

Allah'ın (c.c) insana isimleri Öğretmesi:

 

31. Allah Adem'e bütün isimleri öğretti. Sonra onları önce meleklere arz edip: Eğer sözünüzde doğru iseniz, şunların isimlerini bana söyleyin, dedi.

32. Melekler: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakim olan ancak sensin, dediler.

33.ayet sayfanın devamında

 

Tefsiri:

 

Allah (c.c) burada Adem'i (a.s), sadece ona özgü kıldığı "her şeyin ismini bilme" niteliğiyle meleklere üstün kılışını söz konusu etmektedir. Bu, meleklerin kendisine secde etmelerinden sonra idi. Secdeden önce zikredilmesinin sebebi; Allah'ın insana isimleri öğretmesi ile yeryüzünde halife yaratması sorulduğunda meleklerin hikmetini anlamaması üzerine Allah'ın (c.c) onlara "kendisinin onların bilmediklerini bildiğini" söylemesi arasında bir benzerliğin olmasıdır. Bu yüzden Allah (c.c) hemen ardından bunu anlatarak Adem'in (a.s) onlara bilgiyle üstün kılındığını açıklamak istemiştir.

 

Allah (c.c) şöyle buyurmuştur: "Allah Adem'e bütün isimleri öğretti."

Süddi, kendisine birisinin İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle naklettiğini söylemiştir: "Allah Adem'e bütün isimleri öğretti." Allah (c. c) ona evlatlarından her bir insanın ismini öğretti. Şu merkep, şu deve, şu attır, diyerek her bir hayvanın ismini de öğretti. Dahhak da İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: "Allah Adem’e bütün isimleri öğretti" ayetindeki isimler, insanların kendi aralarında birbirlerine meramlarını anlatmak için kullandıkları insan, hayvan, gök, yer, ova, deniz, ve deve gibi tür isimleri ile başka isimlerdir. İbn Eb, Hatim ve Taberi, İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet etmişlerdir: "Allah Adem’e bütün isimleri öğretti", yani, tab ak ve tencerenin isimlerini öğretti. Aynı şekilde Said b. Cübeyr, Katade ve diğer seleften de Allah'ın (c. c) her şeyin ismini öğrettiği rivayet edilmiştir. Bir rivayete göre Rebi': Allah ona meleklerin isimlerini öğretti, demiştir. Hamd eş-Şami: Yıldızların isimlerini; bir rivayete göre Reb,': soyundan gelecek herkesin isimlerini öğretti, demişlerdir. Taberi, Allah'ın (c. c) Adem'e (a.s) meleklerin isimleri ile insanların isimlerini öğrettiği görüşünü tercih etmiştir. Çünkü Allah (c.c) "Sonra onları meleklere arz edip" buyurmuştur. Bu (hum: onlar, zamiri) aklı olanlar için kullanılır. Taberi'nin bu tercihi zorunlu değildir. Çünkü bu, onların yanında başkalarının da olmasını engellemez. Hepsinin aklı olanlar için kullanılan kiple ifade edilmesi, aklı olanların olmayanlara galebe çalınması kabilindendir. Şu ayette olduğu gibi: ''Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürün ür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür. .. Allah dilediğini yaratır; şüphesiz Allah her şeye kadirdir." (Nur, 45)

 

İbn Mes'ud (r.a.) "aradahum: o kimseleri meleklere arz edip" cümlesini "aradahunne: o şeyleri..", Übeyy b. Ka'b "aradaha: o şeyi", --ki kasıt göklerdir- şeklinde okumuşlardır. Asıl sahih görüşe göre, İbn Abbas'ın:

 

"Sessiz yellenmeyi ve en basit yellenmeyi bile" sözündeki gibi, Allah (c.c) Adem'e, zatları ve fiilleriyle her şeyi öğretmiştir. İbn Abbas'ın kastı, büyük ve küçük tüm zatların ve fiillerin isimleridir.

 

 

[416] Bu yüzden İmam Buhari, Sahih'inin Tefsir Kitabında Enes b. Malik'ten (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kıyamet günü mü'minler bir araya gelip 'Rabbimizden şefaat istesek' derler. Bu amaçla Hz. Adem'e gelip 'Sen insanların atasısın, Allah Teala seni eliyle yarattı, melekleri sana secde ettirdi, her şeyin ismini sana öğretti, o halde Rabbinin katında bize şefaat et ki şu bulunduğumuz yerden bizi rahatlığa erdirsin' diye ricada bulunurlar. O da 'Ben, şefaat makamında değilim' der ve günahını hatırlayıp haya eder. Sonra sözlerine şöyle devam eder: Hz. Nuh'a gidin! Zıra o, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği ilk Rasuldür.

 

Bunun üzerine insanlar Hz. Nuh'a gelip ondan şefaat etmesini isterler. O da 'Ben, şefaat makamında değilim' der ve bilgisi olmadığı bir hususu Rabbinden istediğini hatırlar ve utanır. Sonra onlara 'Halilurrahman'a (Rahman'ın Dostuna) gidin!' der. Onlar da, Hz. İbrahim'in yanına gidip şefaat etmesini isterler. O da 'Ben, şefaat makamında değilim. Allah'ın kendisiyle konuştuğu ve kendisine Tevrat'ı verdiği Musa kuluna gidin!' der. Onlar da Hz. Musa'nın yanına gidip ondan şefaat etmesini isterler. O da 'Ben, şefaat makamında değilim' der ve bir cana karşılık olmadan birini öldürdüğünü hatırlar ve Rabbinden haya eder. Bu yüzden kendisine gelenlere 'Allah'ın kulu, elçisi, kelimesi ve ruhu olan Hz. İsa'ya gidin!' der. İnsanlar Hz. İsa'ya gelip ondan şefaat etmesini isterler. Hz. İsa da 'Ben, şefaatçi değilim. Allah'ın gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışladığı kulu olan Muhammed'e gidin!' der.

 

Bunun üzerine insanlar bana gelirler. Ben de şefaat için izin verilinceye kadar Rabbimden izin istemek için harekete geçerim. Rabbimi görünce secdeye kapanırım. Allah'ın dilediği kadar bir müddet secdede kalırım. Sonra bana 'Başını kaldır! İste ki; verilsin, söyle ki; dinlensin! Şefaat et ki; şefaatin kabul edilsin!' denir. Sonra başımı secdeden kaldırıp bana öğrettiği şekilde O'na hamd ederim. Daha sonra şefaat ederim. Rabbim benim için bir çizgi çizer, o çizginin berisinde kalanları cennete sokarım. Sonra tekrar Rabbime dönerim. Rabbim yine aynı şekilde bana muamele eder. Derken ben de şefaat ederim. Yine benim için bir çizgi çizer, o çizginin berisinde kalanları cennete sokarım. Daha sonra üçüncü ve dördüncü kez tekrar Rabbime döner ve şöyle derim: Cehennemde Kur'an'ın hapsettikleri ve kendileri için cehennemde ebedi olarak kalmanın vacip olduğu kimseler dışında hiç kimse kalmadı. "

 

İmam Buhari'nin buradaki rivayeti böyledir. Bunu ayrıca Müslim ve Nesai, Hişam kanalıyla; yine Müslim, Nesaive İbn Mace, Said'in Katade'den rivayetiyle zikretmişlerdir. Hadisin burada zikredilmesindeki sebep ve ondan asıl kastedilen kısmı şurasıdır: "İnsanlar Adem'e (a.s) gelerek "Sen insanların atasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı, melekleri sana secde ettirdi ve sana her şeyin adlarını öğretti." Bu cümle Allah'ın (c.c) Adem'e (a.s) tüm mahlukatın isimlerini öğrettiğini göstermektedir. Onun için "Sonra onları meleklere arz etti" buyurmuştur. Yani ismi olan varlıkları ... Nitekim Abdurrezzak, Katade'den şöyle rivayet etmiştir: Sonra Allah (c.c) bu isimleri meleklere sundu ve "Eğer doğru iseniz bunların isimlerini bana öğretin, dedi." Süddi, tefsirinde, İbn Abbas, Mürre, İbn Mes'ud ve bazı sahabilerden: "Allah Adem'e isimlerin tümünü öğretti, sonra mahlukatı meleklere sundu" dediklerini rivayet etmiştir. İbn Cüreyc, Mücahid’den şöyle rivayet etmiştir: "Sonra onları arz etti", yani bu isimlerin sahiplerini meleklere sundu. Taberi, Hasan-ı Basri ve Katade'den şöyle rivayet etmiştir: Allah (c. c) ona her şeyin ismini öğretti ve her şeyi ismiyle ifade edebilmesini sağladı. Her bir canlı topluluğunu ona sunuverdi. Taberi aynı senetle Hasan-ı Basri ve Katade'den, Allah'ın "eğer doğru iseniz" ayeti hakkında da şöyle dediklerini rivayet etmiştir: Ben her ne varlık yarattıysam, siz onlardan daha bilgiliydiniz. Şimdi de eğer doğru iseniz bana bunların isimlerini de söyleyin.

 

Dahhak'ın İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre o "eğer doğru iseniz" cümlesini şöyle tefsir etmiştir: Benim yeryüzünde neden bir halife yaptığımı biliyorduysanız ... Süddi, İbn Abbas, İbn Mes'ud ve bir grup sahabeden şöyle rivayet etmiştir: "Yani; eğer siz Ademoğullarının yeryüzünde bozgunculuk yapacakları ve kan dökecekleri iddianızda doğru iseniz ... "

 

Taberi şöyle demiştir: Bu husustaki en isabetli görüş İbn Abbas ile aynı görüştekilerin tefsiridir ki ona göre mana şöyledir: "Biz seni övgünle tesbih ve takdis etmekte iken yeryüzünde bizden veya başka türden bozgunculuk yapacak ve kan dökecek bir halife mi yaratacaksın?" diyen melekler! Hadi size gösterdiğim şu varlıkların isimlerini bana söyleyin. Ben, yeryüzünde sizden başka birini halife yaparsam onun soyu bana karşı gelecek, bozgunculuk yapacak ve kan dökecek. Orada sizi halife yapacak olursam bana itaat edeceksiniz, bana tazim göstererek ve yücelterek emirlerime uyacaksınız. Siz, size sunduğum ve görmekte olduğunuz şu varlıkların / eşyaların isimlerini bilmiyorsanız, olmamış ve vuku bulmamış şeyleri elbette hiç bilemezsiniz.

"Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alım ve hakim olan ancak sensin, dediler."

 

Bu sözleriyle melekler Allah'ın (c.c) dilemesi olmadan hiç kimsenin onun bilgisinden bir şeyelde edemeyeceğini, onların ancak Allah'ın (c. c) kendilerine öğrettiklerini bilebildiklerini ifade ederek Allah'ı (c.c) tenzih etmiş ve yüceltmişlerdir. Onun için "Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakim olan ancak sensin. " demişlerdir. Yani sen her şeyi bilensin; yaratmanda, dilediğine öğretip dilediğine öğretmemende ve tüm işlerinde büyük hikmetin vardır. Bunlardaki asıl hikmet sahibi sensin ve sen en isabetli ve dengeli olanı yaparsın.

 

İbn Ebi Hatim, İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Sübhanallah, Allah'ın (c. c) kendisini kötü şeylerden tenzihidir. Sonra Ömer (r.a.), talebelerinin bulunduğu bir mecliste Ali'ye (r.a.) "Biz La ilahe illallah'ın manasını biliyoruz, ama Sübhanallah'ın manası nedir?" diye sordu. Ali (r.a.): "Bu, Allah'ın (c.c) kendisi için sevdiği, hoşnut olduğu ve hakkında da söylenmesini arzuladığı / istediği bir sözdür." dedi. 

 

İbn Ebi Hatim, Nadr b. Arabi’den şöyle rivayet etmiştir: Bir adam Meymun b. Mihran'a "Sübhanallah"ı sordu. Meymun: "Allah'ın (c.c) onunla yüceltilip büyütüldüğü ve kötülüklerden beri olduğunun ifade edildiği bir isimdir" dedi.

 

 

 

33. Allah: Ey Adem! Eşyanın isimlerini onlara söyle, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, "Muhakkak ben göklerin ve yerin gizliliklerini bilirim. Açığa vurduklarınızı ve gizlemekte olduklarınızı da bilirim" dememiş miydim? dedi.

 

Tefsiri:

 

Zeyd b. Eslem der ki: Adem (a.s): Sen Cebrail, sen Mikail, sen İsrMil'sin dedi ve kargaya kadar her şeyin ismini söyledi. Mücahid "eşyanın isimlerini onlara söyle" ayeti hakkında: güvercin, karga ve her şeyin ismini söyledi, demiştir. Said b. Cübeyr de, Hasan-ı Basri ve Katade’den buna benzer rivayette bulunmuştur.

 

Adem (a.s)'ın, Allah'ın (c.c) kendisine öğrettiği eşyaların isimlerini teker teker saymadaki üstünlüğünün, meleklerden (Allah'ın selamı üzerlerine olsun) daha fazla olduğu ortaya çıkınca Allah (c.c) meleklere şöyle seslendi:

 

"Ben size, muhakkak göklerin ve yerin gizliliklerini bilirim. Sizin neyi açığa çıkarıp neyi gizlemekte olduğunuzu da bilirim, dememiş miydim?" Yani, daha önce size açık-gizli tüm gaypları bildiğimi söylememiş miydim? Nitekim Allah (c.c) başka bir ayette: "Eğer sen, sözü açıktan söylersen, bilesin ki o, gizliyi de gizlinin gizlisini de bilir." (Taha, 7) buyurmuştur. Bir ayette de Hüdhüd'ün Süleyman'a şöyle söylediğini anlatmıştır: "Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çokbüyük arşın sahibi olan Allah'tan başka İlah yoktur, dedi." (Nemi, 25-26)

 

"Sizin neyi açığa çıkarıp neyi gizlemekte olduğunuzu da bilirim" cümlesinin manası hakkında zikrettiklerimizden başka şeyler de söylenmiştir:

Dahhak, İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Allah (c.c): Ben açığı bildiğim gibi gizli olanı da bilirim, demiştir. Gizli ile İblis'in içinde gizlediği kibir ve gururu kastetmiştir. Süddi; Ebu Malik, İbn Abbas, İbn Mes'ud ve bazı sahabilerden şöyle rivayet etmiştir: Açığa vurdukları şey meleklerin "orada bozgunculuk yapacak birini mi halife yapacaksın" sözleri, "içinizde gizlemekte olduğunuz" ile kastedilen ise İblis'in içinde gizlediği kibirdir. Said b. Cübeyr, Mücahid, Süddi, Dahhak ve Sevri de böyle söylemişlerdir. Taberi bunu tercih etmiştir.

 

Ebu Aliye, Rebi b. Enes, Hasan-ı Basri ve Katade: Meleklerin gizledikleri şey, onların "Allah (c.c) her ne mahluk yarattıysa biz ondan hep daha bilgili ve daha asil olduk" sözleriydi, demişlerdir.

 

Ebu Cafer er-Razi, Rebi' b. Enes'ten şöyle rivayet etmiştir: "içinizde gizlemekte olduğunuz şey." Onların açığa vurdukları şey "orada bozgunculuk yapacak. .. birini mi halife yapacaksın" sözleriydi. Aralarında gizledikleri ise "Rabbimiz (c. c) her ne mahluk yaratırsa biz ondan daha bilgili ve daha üstünüzdür." sözleriydi. Böylece melekler Allah'ın Adem'i (a.s) ilim ve fazilette kendilerinden üstün yarattığını anladılar.

 

Taberi, Zeyd b. Eslem'den, Melekler ile Adem (a.s) kıssası hakkında şöyle rivayet etmiştir: Bunun üzerine Allah (c. c) meleklere şöyle dedi: Siz bu isimleri bilmediğiniz gibi, başka hiçbir bilginiz de yoktur. Onların bozgunculuk yapan kimseler olmalarını kendim murad ettim. Bu, benim katımda bilinen bir şeydir. Onun için orada kimisi bana karşı gelecek, kimisi itaat edecek bir varlığı yerleştireceğimi sizden gizledim. Daha önce Allah (c.c) ''Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım" (Secde: 13, Hud: 119) diye hükmetmiştİ. Melekler ise bunu bilmiyor, idrak edemiyorlardı. Melekler, Allah'ın Adem'e (a.s) verdiği bilgiyi görünce onun üstünlüğünü kabul ettiler.

Taberi der ki: Buradaki en isabetli görüş İbn Abbas'ın şu görüşüdür: "Sizin neyi açığa çıkardığınızı bilirim" yani "göklerdeki ve yerdeki gizliliklerin yanında, sizin dilinizle açığa vurduklarınızı da içinizde gizlemiş olduklarınızı da bilirim. Dolayısıyla bana hiçbir şey gizli kalmaz. Benim katımda sırlarınız ile açığa vurduklarınız birdir. Onların dilleriyle açığa vurdukları şey "Yeryüzünde, orada bozgunculuk yapacak kimseler mi yaratacaksın?" sözleri, gizledikleri ise İblis'in içinde gizlediği emirlerinde Allah'a karşı gelme ve büyüklenerek ona itaat etmeme niyetidir. Bu, doğru bir anlamadır. Zira Araplar ordudan bir kişi veya bazıları öldürüldüklerinde veyahut onlardan bazıları yenilgiye uğradıklarında "kutile'l-ceyşu: ordu öldürüldü" "huzime'l-ceyşu: ordu yenilgiye uğradı." derler. Yenilen ve öldürülen bir kısım insanlar hakkındaki haberi hepsinin haberi olarak sunarlar. Şu ayet-i kerimede olduğu gibi: "(Rasulüm!) Sana odaların arka tarafından bağıranların çoğu aklı ermez kimselerdir." (Hucurfıt, 4) Böyle seslenenin Temimoğulları kabilesinden tek bir kişi olduğu söylenmiştir. İşte "Sizin neyi açığa çıkarıp neyi gizlemekte olduğunuzu da bilirim." ayeti de böyledir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

34. Hani biz meleklere (ve cinlere): Adem'e secde edin, demiştik de İblis dışında hepsi, hemen secde etmişlerdi. O yüz çevirmiş, büyüklük taslamış ve kafirlerden olmuştu.