|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 40, 41.ayetler |
İsrailoğullarına
Yönelik Emirler:
40. Ey İsrailoğulları!
Size olan nimetimi hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size
olan sözümü yerine getireyim. Ve yalnız benden korkun.
41. Yanınızdaki
Tevrat'ı tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin. Onu ilk inkar
eden olmayın. Ayetlerimi az bir paha karşılığı satmayın. Ve yalnız benden
sakının.
Tefsiri:
Allah (c. c)
İsrtÜloğulları'na İslam'a girmelerini ve Muhammed'e (Allah'ın en üstün salat ve
selamları üzerine olsun) tabi olmalarını emretmekte, ataları İsrail'i -ki o
Allah'ın peygamberi Yakub (a.s)'dır- anarak onları teşvik ve tahrik etmektedir.
Ayetin açılımı şöyledir: "Ey Allah'ın o itaatkar ve salih kulunun
evlatları! Hakka uymada atanız gibi olun." Bu ifade, kişinin, "Ey
cömert adamın oğlu! Şöyle yap", "Ey cesur adamın oğlu, düşmana
saldır", "Eyalimin oğlu, ilim öğren" ve benzeri ifadelerdendir.
Bunun bir benzeri de şu ayettir:
"Ey Nuh ile
birlikte taşıdıklarımızın nesli! Şunu bilin ki Nuh çok şükreden bir
kuldu." (İsra, 3) İsrail, Yakub (a.s)'dır. Delili Ebu Davud
et-Tayalisi'nin rivayet ettiği şu hadistir:
[428] İbn Abbas'tan:
Yahudilerden bir grup Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına
geldiler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara "İsrail'in Yakub
(a.s) olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. "Evet, Allah için
doğru!" dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' de
"Allah'ım! Şahit ol!" dedi. İbn Abbas'ın kölesi Umeyr'in İbn
Abbas'tan (r.a.) rivayet ettiğine göre İsrail, tamamen "Abdullah: Allah'ın
kulu" ifadesi gibidir.
"Size olan nimetimi
hatırlayın." Mücahid der ki: Kasıt, Allah'ın (c.c) onlara bahsettiği veya
bahsetmediği kayayı kaldırması, kudret helvası ve bıldırcın eti indirmesi ve
Firavun hanedanlığının esaretinden kurtarması ve benzeri nimetleridir. Ebu
Aliye der ki: Allah'ın nimeti onlara nebiler ve Resuller göndermesi, kitaplar
indirmesidir. Nitekim Musa (a.s) bunu kavmine şöyle ifade etmiştir: "Bir
zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah'ın size nimetini
hatırlayın; zıra O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı.
Alemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi. " (Maide, 20) Nemlerden
kasıt, o dönemde yaşayan insanlardır.
Muhammed b. İshak, İbn
Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: "Size olan nimetimi" yani,
Firavun ve kavminden kurtarırken size ve atalarınıza yaptığım iyiliği...
"Bana verdiğiniz sözü
yerine getirin ki ben de size olan sözümü yerine getireyim" Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldiğinde ona inanacağınıza dair sizden aldığım
sözü yerine getirin ki ben de inanmanız ve tabi olmanız karşılığında size,
günahlarınız sebebiyle üzerinize yıkılmış yükleri kaldıracağıma ve zincirleri
çözeceğime dair verdiğim vaadi yerine getireyim. Hasan-ı Basri şöyle demiştir:
Bu, Allah'ın (c.c) şu buyruğunda ifade ettiğidir: "And olsun ki Allah,
İsrailoğulları'ndan söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan
göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı
dosdoğru kılar, zekatı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve
Allah'a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç
verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden
ırmaklar akan cennetlere sokarım. " (Maide, 12) Diğerleri ise şöyle
demişlerdir:
Bu, Allah'ın (c.c)
Tevrat'ta onlardan aldığı, kendisinin de İsmail'in soyundan bütün Arapların,
tüm millet ve kabilelerin itaat edeceği bir peygamber göndereceğine dair
verdiği sözdür ki o Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'dir. Kim ona tabi
olursa Allah (c.c) günahlarını bağışlayacak, cennetine koyacak ve ona iki kat
ecir verecektir. Razi bu ayetin tefsirinde peygamberlerin, Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in geleceğine dair birçok müjdelerini zikretmiştir.
"Bana verdiğiniz
sözü yerine getirin ki..." Ebu Aliye: Allah'ın (c.c) kullarından aldığı
sözü İslam dini ve ona tabi olmalarıdır." demiştir.
"Ben de size olan
sözümü yerine getireyim." Dahhak, İbn Abbas'ın (r.a.) bunu: "Sizden
razı olayım ve cennete koyayım" diye tefsir ettiğini rivayet etmiştir.
Süddi, Dahhak, Ebu Aliye ve Rebi' b. Enes de böyle tefsir etmişlerdir.
"Sadece benden korkun."
Ebu Aliye, Rebi' b. Enes ve Katade buradaki "ferhebun"u, benden
korkun diye tefsir etmişlerdir. İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: Daha
öncekilere indirdiğim ve sizin de bildiğiniz hayvanlara dönüştürülme gibi
cezalar indirmemden sakının. Bu cümleyle, teşvikten korkutmaya geçilmiştir.
Allah (c.c) onları, belki hakka döner ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'e uymaya başlarlar, Kur'an'a ve yasaklarına riayet edip emirlerini
yerine getirirler ve haberlerine iman ederler diye hem teşvik, hem korkutma
yoluyla kendisine çağırmıştır. Allah (c.c) dilediğini doğru yola iletir.
"Yanınızdakini
tasdikleyid olarak gönderdiğime (Kur'an'a) iman edin." ".....:
tasdikleyici" kelimesi haldir. Hal sahibi ise; ya "bima enzeltü:
indirdiği" deki '....." manasına gelen "V' ism-i mevsulü veya
cümlenin aslı olan "....." daki gizli "hu" zamiridir.
Veyahut "V' masdar edatı olup "....." fiilin zamirinden haldir.
Ayette kastedilen; Arap ve ümmi peygamber Muhammed'e müjdeleyici, korkutucu,
aydınlatıcı bir ışık, Allah'tan gelen hakikatleri kapsayıcı ve kendinden önceki
Tevrat ve İncil'i tasdik edici bir kitap olarak gönderilen Kur'an'dır. Ebu
Aliye bu ayet hakkında şöyle demiştir:
Yani: Ey Kitap ehli!
Yanınızdakileri doğrulayıcı olarak gönderdiğim Kitab'a iman edin. Çünkü onlar
Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı
buluyarlardı. Mücahid, Rebi' b. Enes ve Katade'den de bunun benzeri rivayet
edilmiştir.
"Onu ilk inkar eden
olmayın. " Bazı müfessirler bunu "İlk inkar eden topluluk" ve benzeri
ifadelerle tefsir etmişlerdir. İbn Abbas: Sizde, başkalarında olmayan bilgiler
varken, diye tefsir etmiştir. Ebu Aliye de şöyle tefsir etmiştir: Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i ilk yalanlayan kimseler siz olmayın. Yani onu
ve peygamber olarak gönderileceğini işittikten sonra kendi türünüzün (yaşayan
ve yaşayacak tüm Yahudilerin) ilk yalanlayıcıları olmayın. Hasan-ı Basri, Süddi
ve Rebi' b. Enes de böyle demişlerdir. Taberi ise buradaki "onu"
zamirinin daha önce "bima enzeltu: indirdiğim" ifadesiyle geçen
Kur'an'a döndüğünü tercih etmiştir (dolayısıyla mana: O Kur'an'ı inkar
etmeyin). İki görüş de doğrudur. Çünkü bunlar birbirlerini gerektiren
şeylerdir. Zira Kur'an-ı Kerim'i inkar eden, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i inkar etmiş, Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) inkar eden de
Kur'an'ı inkar etmiş olur.
Allah'ın (c.c) "Onu
ilk inkar eden olmayın" buyruğunda kastedilen ise İsrailoğulları'nı ilk
inkarcılar olmaktan sakındırmaktır. Çünkü onlardan önce Kureyş kafirlerinden ve
diğer Araplardan inkarcı pek çok insan vardır. Asıl kastedilen,
İsrailoğullarından ilk inkarcılardır. Çünkü Medine Yahudileri İsrailoğulları'
nın Kur’an ile ilk muhatap olanlarıdır. Dolayısıyla onların Kur’an’ı inkarı,
türlerinin ilk inkarcıları olmalarını gerektirir.
"Ayetlerimi az bir
paha karşılığı satmayın. " Yani, ayetlerime iman ve peygamberimi tasdiki,
dünya ve onun zevkleriyle değişmeyin. Çünkü onlar az ve fanidir. Nitekim
Abdullah b. Mübarek yoluyla gelen bir rivayette Hasan-ı Basri'ye "az bir paha"nın
manası sorulduğunda; "Az paha, içindekilerinin tamamıyla birlikte
dünyadır" diye cevap vermiştir. İbn Lühey'a kanalıyla Said b. Cübeyi'den
yapılan rivayete göre o, bu ayet hakkında şöyle demiştir:
"Allah'ın
ayetleri" onlara indirdiği kitabı, "az paha" ise dünya ve
hazlarıdır. Süddi de bu ayetin tefsirinde: yani, basit şeylere tamahkarlık
yaparak onları almayın ve bunları elde edebilmek için Allah'ın (c.c) adını
gizlemeyin. İşte bu tenezzül ve tamahkarlık, ayette bahsedilen pahadır. Ebu
Aliye'den bu ayetin tefsiri hakkında şöyle nakledilmiştir: Yani, onun
karşılığında bir para istemeyin. Nitekim onların ilk kitaplarında şöyle
geçmektedir: Sana bedava öğretildiği gibi sen de bedava öğret. Cümle şu şekilde
de tefsir edilmiştir:
Dünyadaki yakında yok olacak
az ve değersiz riyasetinizin devam etmesi için açıklama, izah ve faydalı ilmi
insanlar arasında yaymayı bırakıp onu gizleme ve hak ile batılı birbirine
karıştırmayı tercih etmeyin.
[429] Ebu Davud'un,
Sünen'inde Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayet ettiğine göre Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim onunla Allah rızası aranan / istenen
bir ilmi öğrenir ve onu sadece dünyevi bir menfaat elde etmek için yaparsa,
kıyamet günü cennet kokusunu alamaz. "
İlmi kendinden başka
öğretecek yoksa öğretmesi karşılığında ücret alması caiz değildir. Beytülmaldan
kendisinin ve ailesinin geçimini sağlayacak kadar bir maaş alabilir. Eline
Beytülmaldan bir şey geçmez ve ilim öğretmekle meşgulolması para kazanmasına
engelolursa, hüküm, kendisinden başka öğretecek kimselerin bulunduğundaki
gibidir. Kendisinden başka öğretecek varsa; Malik, Şafii, Ahmed b. Hanbel ve
alimlerin büyük çoğunluğuna göre para alması caizdir.
[430] Zira Sahih-i Buhari'de,
Ebu Said'den yılan sokmuş kimse hakkında gelen hadiste Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Karşılığında ücret almanıza en layık şey Allah'ın (c.c)
kitabıdır. " buyurmuştur.
[431] Talip olunan kıza
da Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Seni, ezberinde bulunan
Kur'an mukabilinde (mehir olarak bunu sayarak) onunla nikahladım. "
buyurmuştur.
[432] Ancak Ubade b.
Samit'ten rivayet ettiğine göre o, ehli suffeden birine Kur'an öğretti ve o da
Ubade'ye bir yay hediye etti. Übeyy b. Ka'b, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'a bunu sorduğunda O (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Boynuna ateşten
bir yay takmak istiyorsan kabul et" buyurdu. Bunu Ebu Davud rivayet
etmiştir. Übeyy b. Ka'b kanalıyla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ulaşan
buna benzer bir rivayet daha bulunmaktadır. Eğer bu rivayetlerin senedi sahih
ise, aralarında İbn Abdilber'in bulunduğu birçok ulemaya göre bu şöyle
anlaşılmalıdır: Ubade b. Samit ona Allah (c.c) için öğrettiğinden dolayı
Allah'ın sevabına bedelolarak o yayı alması caiz değildir. Ama onlar, yılan
sokan adam ve Sehl'den talip olunan kız hakkında yapılan rivayetteki gibi,
başta ücret karşılığı öğretmeye anlaşmış olsalardı caiz olurdu. Doğrusunu en
iyi Allah bilir.
"Ve yalnız benden
sakının." İbn Ebi Hatim, Talk b. Habib'den şöyle rivayet etmiştir: Takva;
Allah'ın rahmetini umarak ve O'ndan bir ışık üzere O'na ibadet ve taatte
bulunmandır. Allah'ın (c. c) azabından korkarak O'ndan bir ışık üzere O'na
isyanı terk etmendir.
"Ve yalnız benden
sakının" buyruğuyla Allah, kasten hakkı gizleyip zıttını gösterme ve
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e muhalefet etmeleri hususunda onları
tehdit etmektedir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
42. Bilerek hakkı
batıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.
43. Namazı kılın, zekatı verin, rüku edenlerle
beraber rüku edin.