İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Al-i İmran Suresi

69 – 74.ayetler

 

Ehl-i Kitap'ın Entrikaları:

 

69. Ehl-i kitap'tan bir kısmı istediler ki ne yapıp edip sizi saptırabilsinler. Oysa onlar sadece kendilerini saptırırlar da farkına bile varmazlar.

70. Ey Ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın ayetlerini inkar edersiniz?

71. Ey Ehl-i kitap! Neden hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?

72. Ehl-i kitap'tan bir grup şöyle dedi: "Mü'minlere indirilmiş olana sabahleyin (görünüşte) inanıp akşamleyin inkar edin. Belki onlar (böylece dinlerinden) dönerler."

73. Sizin dininize uyanlardan başka hiçbir kimseye inanmayın, dediler. (Rasulüm!) De ki: Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Yine (onlar, kendi aralarında şöyle dediler:) "Size verilenin benzerinin başka herhangi bir kimseye verildiğine, yahut Rabbinizin huzurunda onların size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın)." De ki: Lütuf ve ihsan Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah'ın rahmeti geniştir ve O her şeyi hakkıyla bilir.

74. Rahmetini dilediğine ayırır. Allah üstün lütuf sahibidir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah Yahudilerin mü'minleri çekememelerini ve onları saptırmak istemelerini haber veriyor. Bunun zararının -kendi kendilerini kandırdıklarının farkında olmadan- yine kendilerine döneceğini bildiriyor. Ardından onları eleştirerek şöyle buyuruyor: "Ey Ehl-i kitap! Görüp bildiğiniz" hak olduğunu bildiğiniz ve emin olduğunuz "halde niçin Allah'ın ayetlerini inkar edersiniz? Ey Ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?" Yani, bildiğiniz ve emin olduğunuz halde neden kitaplarınızdaki Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in vasıflarına dair bilgileri gizliyorsunuz?

 

"Ehl-i kitap'tan bir grup şöyle dedi: "Mü'minlere indirilmiş olana sabahleyin (görünüşte) inanıp akşamleyin inkar edin ... " Bu onların dinle bağları zayıf kimselerin kafalarını karıştırmak için yaptıkları bir hileydi. Zira, günün başlangıcında mü' min gözüküp sabah namazını Müslümanlarla kılmak, gün sonunda ise dinlerinden çıkmak, böylece cahil insanların, "Onlar, Müslümanların dininden onda gördükleri kusur ve noksanlıktan dolayı döndüler" demelerini sağlamak üzere kendi aralarında konuşup anlaşmışlardı. İşte amaçları bu olduğundan, "Belki onlar (böylece dinlerinden) dönerler." demişlerdir. İbn Cüreyc, Mücahid’den bu ayetle ilgili olarak Yahudiler hakkında şunu rivayet etmiştir: Ayet, Müslümanlara tuzak kurarak, sabah namazını Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte kılan ve gün sonunda dinden çıkan, böylece insanlara bu dine girdikten sonra onda sapıklıkların farkına vardıkları imajı vermeye çalışan Yahudiler hakkında inmiştir. Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Kitap ehlinden bazıları mensuplarına şöyle dediler: Sizler günün başlangıcında Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabıyla karşılaştığınızda onlara inanın (iman etmiş gibi gözükün). Akşam olduğunda ise kendi ibadetinizi yapın. Belki böylece insanlar, "Bunlar kitap ehli insanlardır ve bizden daha iyi bilirler" desinler. Katade, Süddi, Rebi' b. Enes ve Ebu Malik'ten de böyle rivayet edilmiştir.

 

"Sizin dininize uyanlardan başka hiçbir kimseye inanmayın." Dininize uyanlar dışında kimseye güvenmeyin, onlara sırrınızı açmayın. Elinizde bulunan bilgileri Müslümanlara söylemeyin. Sonra iman ederler ve onları sizin aleyhinizde kullanırlar. Yüce Allah cevaben şöyle buyuruyor: "(Rasulüm!) De ki: Doğru yol ancak Allah'ın yoludur." Yani, kulu ve elçisi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e indirdiği açık ayetler, kat'i deliller ve apaçık hüccetlerle mü'minlerin kalplerini tam ve kamil imana ileten O'dur. Ey Yahudiler! Siz evvelki peygamberlerden nakletmiş olduğunuz kitaplarınızdaki ümmi peygamber Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sıfatlarına dair bilgileri saklasanız da, hidayete erdiren Yüce Allah'tır.

 

"Yine (aralarında şöyle dediler:) Size verilenin benzerinin başka herhangi bir kimseye verildiğine, yahut Rabbinizin huzurunda onların size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın)." Yani, sizdeki bilgileri Müslümanlara belli etmeyin, sızdırmayın. Sonra sizden öğrenirler de sizinle eşit olur, ona olan kuvvetli imanlarıyla da sizden üstün konuma geçebilirler. Veya onları Rabbiniz katında size karşı hüccet olarak kullanabilir, yani elinizdeki delilleri aleyhinizde delil haline getirebilirler. Böylece onlara, hem dünyada hem ahirette aleyinize olacak deliller vermiş olursunuz.

 

Yüce Allah onlara cevap olarak şöyle buyuruyor: "De ki: Lütuf ve ihsan Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir." Yani, her şeyonun tasarrufu altındadır. Veren ve engelleyen O' dur. Dilediğine iman, ilim ve tam tasavvur gücü lutfeder.

Dilediğini ise saptırıp gözünü ve basiretini kör eder. Kalbini ve kulağını mühürleyip gözüne perde çeker. Kuvvetli hüccet ve büyük hikmet sahibi yalnız O'dur. ''Allah'ın rahmeti geniştir ve O her şeyi hakkıyla bilir. Rahmetini dilediğine ayırır. Allah üstün lütuf sahibidir." Yani: Ey Mü'minler! Allah (c.c) peygamberiniz Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i diğer peygamberlerden üstün kılmak ve sizi en mükemmel şeriata hidayet etmek suretiyle size, hiç kimseye vermediği sınırsız ve tarifi imkansız büyük nimetler vermiştir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

75. Ehl-i kitap'tan öylesi vardır ki ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki ona bir dinar emanet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmilere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur" demelerindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar.

76. Hayır! (Bilakis) her kim sözünü yerine getirir ve kötülükten sakımrsa, bilsin ki Allah müttakileri sever.