|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nisa Suresi 110 – 113.ayetler |
Kötülük, istiğfar,
Yaptığı Kötülüğü Başkasına Yıkmak:
110. Kim bir kötülük yapar, yahut nefsine zulmeder de, sonra Allah'tan mağfiret dilerse,
Allah'ı çok bağışlayıcı ve merhametli bulacaktır.
111. Kim bir günah
kazanırsa onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah her şeyi bilicidir,
büyük hikmet sahibidir.
112. Kim kasıtlı veya
kasıtsız bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak
ki büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
113. Allah'ın sana lütfu ve merhameti olmasaydı, onlardan bir güruh seni
saptırmaya yeltenmişti. Halbuki onlar yalnızca
kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah sana Kitab'ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini
öğretmiştir. Allah'ın lütfu sana gerçekten büyük
olmuştur.
Tefsiri:
Yüce Allah lütuf ve
cömertliğinden haber vererek, hangi günah olursa olsun kendisine tevbe eden herkesin tevbesini
kabul edeceğini bildirerek şöyle buyuruyor: "Kim bir kötülük yapar veya
nefsine zulmeder de, sonra Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı
ve merhametli bulacaktır." Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan, onun bu ayet hakkında şöyle dediğini
nakleder: Yüce Allah kullarına affını, hilmini,
keremini, rahmet ve bağışlamasının genişliğini haber vermiştir. Dolayısıyla her
kim küçük olsun büyük olsun herhangi bir günah işler" ... Sonra Allah'tan
mağfiret dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve merhametli bulacaktır."
İsterse günahları göklerden, yeryüzünden ve dağlardan daha büyük olsun. Bunu Taberi rivayet etmiştir. Taberi'nin
rivayetine göre Abdullah b. Mes'ud (r.a.) şöyle dedi:
"İsrailoğullarından biri bir günah işlediğinde
kefareti kapısının üzerine yazılırdı. Üzerine idrarından bir şey sıçrasa
bedeninin o kısmını aletle keserdi." Bunun üzerine bir adam, "Ama
Allah (c. c) İsrailoğullarına çok nimetler
vermiştir" dedi. Abdullah (r.a.), "Allah'ın size verdiği nimet onlara
verdiğinden daha büyük büyüktür. Zira Allah size suyu temizleyici kıldı.
Nitekim, 'Yine onlar ki bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine
zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler' (Al-i İmran, 135) buyurdu. Yine,
'Kim bir kötülük yapar, yahut nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfiret
dilerse Allah'ı çok bağışlayıcı ve merhametli bulacaktır' buyurdu" dedi.
Yine Taberi,
Habib b. Ebu Sabit'ten şöyle nakleder: Bir kadın
Abdullah b. Muğaffel’e gelerek zina edip hamile kalan
ve doğum yaptıktan sonra bebeğini öldüren bir kadının durumunu sordu. Abdullah,
"Onun için ne olsun, ona cehennem vardır!" dedi. Kadın ağlayarak
ayrılırken onu çağırdı ve şöyle dedi: Bana göre senin durumun şu iki şeyden
biridir: "Kim bir kötülük yapar, yahut nefsine zulmeder de, sonra
Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve merhametli
bulacaktır." Bunun üzerine kadın gözünü silerek gitti.
[2259] İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Ali
(r.a.)'tan şöyle nakleder: Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
hangi sözünü işitsem ondan mutlaka -Allah'ın nasip ettiği kadar- bir şeyler
istifade ederdim. Ebu Bekir bana -ki Ebu Bekir doğru söyler- şöyle anlattı: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Herhangi bir Müslüman günah işler
de sonra abdest alır, ardından iki rekat namaz kılar, sonra da o günah için
istiğfar ederse Allah (cc) mutlaka onu
bağışlar." Sonra şu ayetleri okudu: "Kim bir kötülük yapar, yahut
nefsine zulmeder de, sonra Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı
ve merhametli bulacaktır." (Nisa, 110) "Yine onlar ki bir kötülük
yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp
günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler.
" (Al-i İmran, 135) Bu hadis hakkında daha önce konuşmuş, Sünen
kitaplarında geçtiğini söylemiş, Müsned-i Ebu Bekir' deki senedi üzerinde yapılan tartışmalara
değinmiştik. Bunların bir kısmı Al-i İmran suresinde geçmişti.
[2260] Bunu İbn Merduyeh de Hz. Ali
(r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir; Ebu Bekir es-Sıddik'ı şöyle derken işittim: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i
duydum, şöyle diyordu: "Bir kul günah işler, sonra hemen kalkıp güzelce
abdest alır, sonra kalkıp namaz kılar ve günahı için istiğfar ederse, onu
bağışlamak Allah üzerinde kesin bir hak olur." Çünkü Allah, "Kim bir
kötülük yapar, yahut nefsine zulmeder de, sonra Allah'tan mağfiret dilerse,
Allah'ı çok bağışlayıcı ve merhametli bulacaktır" buyurmuştur. İbn Merduyeh daha sonra bunu Ebu Bekir (r.a.)'tan başka bir tarikle ve benzer bir
lafızla rivayet etmiştir. Fakat bunun senedi sahih değildir.
[2261] İbn Merduyeh, Ebu
Derda (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), biz etrafında otururken bir ihtiyacı için
kalktığında geri dönmeyi düşünüyorsa nalınlarını veya üzerindeki bir şeyi orada
bırakırdı. Bir defasında böyle kalktı ve nalınlarını orada bıraktı. Su kabını
aldı, ben de peşinden gittim. Fakat bir süre sonra ihtiyacını görmeden geri
döndü ve şöyle buyurdu: "Rabbim katından biri gelerek bana şöyle dedi:
"Kim bir kötülük
yapar, yahut nefsine zulmeder de, sonra Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı çok
bağışlayıcı ve merhametli bulacaktır." Ben de bunu ashabıma müjdelemeyi
istedim. " Ebu Derda
der ki: Daha önce inen, "Kim bir kötülük, yaparsa onun cezasını görür ve
kendisi için Allah'tan başka dost da, yardımcı da bulamaz" (Nisa, 123)
ayeti lütfu insanlara ağır gelmişti. Ben, "Ya Rasulallah! Zina etse ve hırsızlık yapsa da sonra Rabbinden
bağışlanma dilediğinde onu bağışlar mı?" dedim. "Evet" buyurdu.
Ben ikinci kez söyledim, yine, "Evet" buyurdu. Üçüncü kez söyleyince,
"Evet! Zina etse ve hırsızlık yapsa da sonra Rabbinden bağışlanma
dilediğinde, Uveymir'in burnu yerde sürtünse de Allah
onu bağışlar" buyurdu. Ben Ebu Derda'yı parmağıyla kendi burnuna vururken gördüm. Hadis bu
vecihten bu lafızla çok gariptir ve senedinde zayıflık vardır."
"Kim bir günah
kazanırsa onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur ... " Yüce Allah başka
bir ayette de "Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez" (En'am, 164) buyurur. Yani, hiç kimse hiç kimseye bir faydası
olamaz. Her bir nefis işlediklerinin yükünü kendisi taşır, başka hiç kimse
taşımaz. O yüzden Yüce Allah daha sonra, "Allah her şeyi bilicidir, büyük
hikmet sahibidir" buyurmuştur. Yani, Allah (c.c) bilgisi, hikmeti, adalet
ve merhametinden böyle hükmetmiştir.
Allah (c.c) sonra şöyle
buyuruyor: "Kim kasıtlı veya kasıtsız bir günah kazanır da sonra onu bir
suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki büyük bir iftira ve apaçık bir günah
yüklenmiş olur." Yani, Beni Übeyrik kabilesi
kendilerinin bu çirkin hareketini bu salih adama,
yani daha önce hadiste geçtiği gibi Lebid b.
Süheyl'in veya başkalarının söylediği gibi Yahudilerden Zeyd
b. Semin'in üzerine attıkları gibi. Oysa Allah'ın
(c.c) peygamberini haberdar ettiği gibi o suçsuzdu, asıl suçu atanlar zalim ve
haindiler.
Bu azar ve paylama
onlarla aynı vasfı taşıyan veya aynı hatayı işleyen kimseler hakkında geneldir.
Kim böyle yaparsa cezası onlar gibi olur.
"Allah'ın sana lütfu ve merhameti olmasaydı, onlardan bir güruh seni
saptırmaya yeltenmişti. Halbuki onlar yalnızca kendilerini saptırırlar, sana
hiçbir zarar veremezler." İmam İbn Ebi Hatim'in, Katade b. Numan'dan
rivayet ettiğine göre Beni Übeyrik olayını
anlattıktan sonra şöyle demiştir: Bunun üzerine Allah (c.c), "Allah'ın
sana lütfu ve merhameti olmasaydı, onlardan bir güruh
seni saptırmaya yeltenmişti. Halbuki onlar yalnızca kendilerini saptırırlar,
sana hiçbir zarar veremezler" ayetini nazil etti. Kastedilenler Esir b. Urve ile arkadaşlarıydı. Yani, onlar Beni Übeyrik kabilesini övüp salih ve
suçsuz oldukları halde onlara suç attıklarından dolayı Katade
b. Numan'ı
kınarlarken, durum hiç
de Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e ulaştırdıkları gibi değildi. O
yüzden Yüce Allah bu meseleyi çözen ayet indirdi ve peygamberinin bilgisine
açtı.
Yüce Allah daha sonra
peygamberine bazı nimetlerini hatırlatarak onu her durumda destekleyip
koruduğunu, ona kitabı, yani Kur'an'ı ve hikmeti,
yani sünneti indirdiğini bildiriyor: "Allah sana Kitab'ı
ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir." Yani, bu ayet sana
inmeden önce öğretmişti. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette "İşte sana da
buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri
bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola
eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne
varsa kendisinin olan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki
işler sonunda Allah'a döner" (Şura, 52-53) buyurur. Bir ayette de
"Sen, sana bu Kitap'ın verileceğini ummazdın. O ancak Rabbinin bir
rahmetidir" (Kasas, 86) buyurur. O yüzden daha
sonra şöyle buyuruyor: "Allah'ın lütfu sana
gerçekten büyük olmuştur."
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |