İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

En’am Suresi

22 – 26.ayetler

 

Mahşerde Müşriklere Şirk Koştukları Sorulacak:

 

22. Unutma o günü ki onları hep birden toplayacağız; sonra da, Allah'a ortak koşanlara, "Nerede boş yere davasını güttüğünüz ortaklarınız? diyeceğiz.

23. Sonra onların mazeretleri, "Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak koşanlar olmadık!" demekten başka bir şeyolmadı.

24. Gör ki kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediler ve (ilah diye) uydurdukları şeyler kendilerinden nasıl kaybolup gitti!

25. Onlardan seni (okuduğun Kur'aan'ı) dinleyenler de vardır. Fakat onu anlamalarına engelolmak için kalplerinin üstüne perdeler, kulaklarına da ağırlık verdik. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile yine de ona inanmazlar. Hatta o kafirler sana geldiklerinde, "Bu Kur'an eskilerin masallarından başka bir şey değildir" diyerek seninle tartışırlar.

26. Onlar, hem insanları Peygamber'e yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Oysa onlar farkında olmadan ancak kendilerini helak ederler.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah Müşriklerden bahsederek şöyle buyuruyor: "Unutma o günü ki", o kıyamet gününü ki "onları hep birden toplayacağız; sonra da Allah'a ortak koşanlara", Allah'tan başka ibadet ettikleri putlar ve ortaklar hakkında onlara, 'Nerede boş yere davasını güttüğünüz ortaklarınız?' diyeceğiz." Nitekim Allah (c.c) Kasas suresinde de, "Allah, o gün onlara seslenir: 'Benim ortağım olduklarını iddia ettikleriniz nerededirler?' der" (Kasas, 62) buyurur. "Sonra onların mazeretleri... " Arapçası "fitnetehum" (fitneleri), yani hüccetleridir. Ata' el-Horasanı, İbn Abbas (radıyallilhu anh)'tan, "yani mazeretleri" diye tefsir ettiğini rivayet etmiştir ki Katade de böyle tefsir etmiştir. İbn Cüreyc'in İbn Abbas (radıyallilhu anh)'tan nakline göre ise o, "Yani sözleri" diye tefsir etmiştir ki Dahhak da bu görüştedir. İmam Taberi ise şöyle der: Doğrusu, mana şöyledir: Sonra azap ettiğimizde onların tek sözü, geçmişteki Allah'a ortak koşmalarına mazeret olarak öne sürdükleri, "Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak koşanlar olmadık!" sözünü söylemeleten başka bir şeyolmadı." İbn Ebi Hatim'in Said b. Cübeyr'den rivayetine göre; İbn Abbas (r.a.)'a bir adam gelerek, "Ey Abbas! Ben Allah'ın, "Sonra onların mazeretleri 'Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak koşanlar olmadık!' sözünü söylemekten başka bir şey olmadı" diye buyurduğunu işittim" dedi. İbn Abbas (r.a.) şöyle dedi: Onlar Cennet’e sadece namaz ehlinin girdiğini görünce "Gelin (şirk koştuklarımızı) inkar edelim" derler ve inkar ederler. Bunun üzerine Allah (c.c) onların ağızlarını mühürler ve elleriyle ayakları aleyhlerinde şahitlik yaparlar. Böylece Allah'tan hiçbir sözü gizleyemezler. Şimdi kalbinde bir şey var mı? Zira Kur'an'da (kafa karıştırabilecek) her ne inmişse mutlaka onun hakkında (açıklayıcı) bir şey daha inmiştir. Fakat siz manasını anlayamazsınız" dedi. Dahhak'ın İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetine göre o bunları "münafıklar" diye tefsir etmiştir. Fakat bu isabetli değildir. Çünkü bu ayet Mekki' dir. Münafıklar ise Medine' de var idiler. Münafıklar hakkında inen ise Mücadele suresindeki, "O gün Allah onların hepsini yeniden diriltecek, onlar da dünyada size yemin ettikleri gibi, O'na yemin edeceklerdir. Kendilerinin bir şey (hakikat) üzerinde olduklarını sanırlar. İyi bilin ki onlar gerçekten yalancıdırlar" (LS. ayet) ayetidir.

 

Yüce Allah daha sonra Müşrikler hakkında, "Gör ki kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediler ve (ilah diye) uydurdukları şeyler kendilerinden nasıl kaybolup gittif" buyuruyor. Nitekim başka bir yerde de, "Sonra onlara Allah'ı bırakıp da koştuğunuz, o Allah'tan başka (taptıklarınız) ortaklar nerededir?' denilecek. Onlar da, 'Bizden uzaklaştılar, zaten biz önceleri hiçbir şeye tapmıyorduk' diyecekler. İşte Allah kafirleri böyle şaşırtır" (Mü' min, 73) buyurmuştur.

 

"Onlardan seni (okuduğun Kur'an'ı) dinleyenler de vardır." Yani, onlar okuduğun Kur'an'ı dinlemek için gelirler. Fakat bu onlara hiçbir fayda vermez. Çünkü, "Onu anlamalarına engelolmak için kalplerinin üstüne perdeler" (Arapçası "4i", yani "örtüler") "kulaklarına da ağırlık verdik." Faydalı bir dinlemeye engelolacak bir sağırlık verdik. Dolayısıyla onlar Allah'ın şu ayette buyurduğu gibilerdir: "(Hidayet çağrısına kulak vermeyen) kafirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler. " (Bakara, 171) Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Onlar her türlü mucizeyi görseler bile yine de ona inanmazlar. " Yani, ne kadar ayet, delil ve açık beyyineler görürse görsünler yine de inanmazlar. Çünkü, onlarda hiçbir idrak ve insaf yoktur. Nitekim Yüce Allah başka bir yerde şöyle buyurur: ''Allah onlarda bir hayır görseydi elbette onlara işittirirdi. Fakat işittirseydi bile yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi. " (Enfal, 23)

 

Yüce Allah burada daha sonra şöyle buyuruyor: "Hatta o kafirler sana geldiklerinde, 'Bu Kur’an eskilerin masallarından başka bir şey değildir. ' Yani, senin getirdiğin şeyler evvelkilerin kitaplarından alınan ve onlardan nakledilen sözlerden başka bir şey değildir "diyerek seninle tartışırlar." Yani, hakikat hakkında asılsız şeylerle gelip seninle tartışır ve çekişirler.

 

"Onlar, hem insanları Peygamber’e yaklaşmakfan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar." İlk cümle ".....: ondan nehyederler" hakkında iki görüş vardır. Birincine göre mana, "Onlar insanları hakka tabi olmaktan,' Peygamberi tasdik etmekten ve Kur’an'a uymaktan alıkayarlar. Bu durumda sonraki cümlenin manası, "kendileri de ondan uzak dururlar" olur. Böylece onlar iki çirkin işi birden yaparlar; kendileri ondan uzaklaşıp faydalanmadıkları gibi başkalarının faydalanmasına izin vermezler. Ali b. Ebi Talha'nın İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetine göre o şöyle tefsir etmiştir: "Onlar insanları Muhammed'den, ona iman etmekten alıkayarlar." Muhammed b. Hanefiyye der ki: Kureyş kafirleri Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelmezler ve insanları da bundan men ederlerdi. Mücahid, Katade, Dahhak ve daha başkaları da böyle demişlerdir. Bu görüş daha kuvvetlidir ve İmam Taberi de bunu tercih etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İkinci görüş: Süfyan-ı Sevri, Habib b. Ebi Sabit'ten, o da İbn Abbas (r.a.)'tan işiten birinden rivayet ettiğine göre İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: Bu ayet Ebu Talip hakkında nazil oldu. Zira, o Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e eziyet edilmesine engeloluyordu. Kasım b. Muhaymira, Habib b. Ebi Sabit, Ata b. Dinar ve daha başkaları da bu ayetin Ebu Talip hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir. Said b. Hilal der ki:

 

Ayet Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in amcaları hakkında nazil oldu. Sayıları on olan bu amcaları zahiren onunla birlikte almada insanların en hararetlisi, gizlice ise onun aleyhinde olma hususunda insanların en sertiydiler. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. Muhammed b. Ka'b el-Kurazi der ki:

"Onlar ondan men ederler" buyruğunun manası, "İnsanları O'nu (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öldürmekten alıkayarlar" dır.

 

Ayetteki "....." ifadesinin manası ise "Ondan uzak dururlar"dır.

 

"Oysa onlar farkında olmadan ancak kendilerini helak ederler. " Yani, onlar bu hareketleriyle ancak kendilerini helak ediyorlar, bunun zararı ancak onlara döner. Ama onlar bunun farkında değiller.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

27. Onların, ateşin karşısında durdurulup, ''Ah, ne olur keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve Müslümanlardan olsak" dediklerini bir görsen! ..

28. Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler kendilerine göründü. Eğer onlar, geri gönderilseler yine men' olundukları şeylere döneceklerdir. Zira, onlar gerçekten yalancıdırlar.

29. Onlar, "Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdan ibarettir; biz, bir daha da diriltilecek değiliz" demişlerdi.

30. Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman sen onları bir görsen! Allah onlara, "Bu hak değil miymiş?" diyecek. Onlar da "Rabbimize andolsun ki evet!" diyecekler. Allah, "Öyle ise inkar ettiğinizden dolayı azabı tadın!" buyuracak.