İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

En’am Suresi

37 – 45.ayetler

 

Müşriklerin Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den Mucize istemeleri:

 

37. O'na Rabbinden bir mucize indirilseydi ya! dediler. De ki: "Şüphesiz Allah mucize indirmeye kadirdir. Fakat onların çoğu bilmezler."

38. Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.

39. Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola iletir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah Müşriklerin şöyle dediklerini bildiriyor: "O'na Rabbinden bir mucize, (kendilerinin işi zora koşarak Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den istedikleri o(ağan dışı şeyler kastediliyor) indirilseydi ya!" dediler" Nitekim, Müşrikler şöyle demişlerdi: "Sen bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız. Veya senin bir hurma bahçen ve üzüm bağın olmalı öyle ki içlerinden gürül gürülırmaklar akıtmalısın. Yahut, iddia ettiğin gibi, üzerimize gökten parçalar yağdırmalısın veya Allah'ı ve melekleri gözümüzün önüne getirmelisin. Yahut da altından bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. Bize, okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece (göğe) çıktığına da asla inanmayız." (İsra, 90-93)

 

Yüce Allah (onlara cevaben) şöyle buyuruyor: "De ki: Şüphesiz Allah mucize indirmeye kadirdir. Fakat onların çoğu bilmezler." Yani, Allah (c. c) bunlara kadirdir. Fakat hikmeti bunların geciktirilmesini gerektirmektedir. Çünkü, eğer Allah (c.c.) o mucizeleri onların istediği şekilde indirir, sonra da onlar iman etmezlerse, daha önceki ümmetlere yaptığı gibi hemen azap gönderir. Nitekim Allah (c. c) başka bir yerde şöyle buyurur: "Bizi, ayetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu ayetleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semud kavmine, açık bir mucize olmak üzere bir dişi deve vermiştik. Onlar ise, (bu deveyi boğazladılar ve) bu yüzden zalim oldular. Oysa biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz." (İsra, 59) Yüce Allah bir yerde de "Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır" (Şuara, 4) buyurur.

 

Yüce Allah devamla şöyle buyuruyor: "Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklar (ümmetler)dır." Mücahid der ki: Yani, her biri farklı bir isimle bilinen ayrı birer tür ve sınıflardır. Katade, "Kuşlar bir ümmet, insanlar bir ümmet, cinler bir ümmettir" demiştir. Süddi ise buna, "Sizin gibi bir mahluklardır" manası vermiştir.

 

"Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler." Yani, hepsinin bilgisi Allah (c. c) katında vardır. Kara hayvanı olsun deniz hayvanı olsun hiçbirinin rızkının teminini ve işlerinin düzenlenmesini unutmaz. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette, "Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz'da)dır" (Hud, 6) buyurur. Yani, Allah (c.c) onların isimlerini, sayılarını, nerede yaşadıklarını orada açıklamıştır. Onların tüm hareketlerini ve duruşlarını kaydetmiştir. Yüce Allah başka bir ayette de "Nice canlı var ki rızkını (yanında) taşımıyor. Onlara da size de rızık veren Allah'tır. O, her şeyi işitir ve bilir" (Ankebut, 60) buyurur.

 

 

[2873] Hafız Ebu Ya' la, Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Ömer (r.a.)'ın hilafeti yıllarının birinde çekirgelerde azalma görüldü. Sebebini sordu, fakat kimseden cevap alamayınca buna kederlendi. Bir atlıyı şuraya, bir atlıyı Şam diyarına, başka bir atlıyı Irak'a göndererek "Herhangi bir çekirge görüldü mü görülmedi mi?" diye sordurdu. Yemen’den gelen atlı bir avuç çekirge getirdi ve önüne attı. Hz. Ömer (r.a.) onları görünce üç defa tekbir getirdi ve şöyle dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: ‘‘Aziz ve Celil olan Allah bin ümmet (hayvan türü) yaratmıştır. Bunların altı yüzü deniz, dört yüzü kara hayvanıdır. Bunlardan ilk yok olacak hayvan çekirgedir. O yok olunca gerisi ipi kopan dizili taneler gibi ardı ardına gelir. "

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler." İbn Ebi Hatim'in, İkrime'den rivayetine göre İbn Abbas (r.a.), "Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler (haşr olunacaklar)" buyruğu hakkında, "Onların haşr olunması ölmeleridir" dediğini rivayet etmiştir. İmam Taberi de İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'ın, "Hayvanların ölmeleri haşirleridir" dediğini rivayet etmiştir. Bunu İbn Abbas (r.a.)'tan Avfi de nakletmiştir. İbn Ebi Hatim der ki: Mücahid ve Dahhak'tan da bunun benzeri rivayet edilmiştir.

 

İkinci görüşe göre ise hayvanların haşrinden kasıt kıyamet gününde diriltilmeleridir. Nitekim bir ayette, "Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında ("haşr" edildiğinde)" (Tekvır, 5) buyurulmuştur.

 

 

[2874] İmam Ahmed b. Hanbel de Ebu Zerr (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) toslaşan iki koyun gördü ve "Ey Ebu Zerr! Bunların niçin toslaştıklarını biliyor musun?" diye sordu. Ebu Zerr (r.a.), "Hayır" deyince Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Fakat Allah biliyor ve aralarında hükmedecek" buyurdu.

 

 

[2875] Abdurrezzak, Ebu Zerr (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir defasında biz Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında iken birden iki keçi birbiriyle toslaştı. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bunların niçin toslaştıklarını biliyor musunuz?" diye sordu. "Hayır" dediler. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Fakat Allah biliyor ve aralarında hükmünü verecek" buyurdu.   Bunu İmam Taberi rivayet etmiştir.

 

 

[2876] Abdurrezzak daha sonra Süfyan-ı Sevri'nin Ebu Zerr (r.a.)'tan nakliyle rivayet etmiştir ki onda Ebu Zerr (r.a.) ayrıca şunu demiştir: "Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bizi öyle bir hal üzere bıraktı ki gökte hangi kuş kanatlarını çırpsa mutlaka ondan bir ilim (tefekkür için ilham) edindik."

 

 

[2877] İmam Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah, Ebu Osman elHindi kanalıyla Hz. Osman (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kıyamet gününde boynuzsuz koyun boynuzlu koyundan mutlaka kısasla hakkını alacaktır." buyurdu.

 

Abdurrezzak, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Kıyamet gününde tüm mahlukat; vahşi hayvanlar, diğer hayvanlar ve her şey bir araya toplanılır. O gün Allah’ın (c.c) adaleti boynuzsuz hayvan boynuzludan hakkını alacak derecede (ince) işler." Yüce Allah daha sonra onlara, "Toprak ol!" der. O yüzden kafir "Keşke toprak olsam" (Nebe, 40) der. Bu hadis birazdan gelecek bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü olarak rivayet edilmiştir.

"Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. " Yani, onların cehalet, bilgi kıtlığı ve anlamama bakımından durumları, duymayan sağır ve konuşamayan dilsiz iken aynı zamanda göremeyeceği bir karanlık içinde bulunan kimsenin durumu gibidir. Bu kimse yolunu nasıl bulabilir veya bulunduğu durumdan nasıl çıkabilir! Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: "Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar (hakka) geri dönemezler." (Bakara, 17-18) Bir ayette de şöyle buyurur: "Yahut (o kafirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut ... Birbiri üstüne karanlıklar. .. İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu bile göremez. Bir kimseye Allah nur vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur. " (Nur, 40)

 

Yüce Allah ardından şöyle buyuruyor: ''Allah kimi dilerse onu şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola iletir. " Yani, kullarında dilediği gibi tasarrufta bulunan Allah'tır.

 

 

 

40. De ki: Ne dersiniz; size Allah'ın azabı gelse veya o kıyamet gelip çatıverse size, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Eğer samimiyseniz.

41. Bilakis yalnız Allah'a yalvarırsınız. O da (kaldırılması için) kendisine yalvardığınız belayı dilerse kaldırır ve siz ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz.

42. Andolsun ki senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik. Ardından yalvarsınlar diye onları darlık ve hastalıklara uğrattık.

43. Hiç olmazsa, onlara bu şekilde azabımız geldiği zaman boyun eğselerdi! Fakat kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını cazip gösterdi.

44. Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.

45. Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Allah'ın verdiği nimete şükredecekleri yerde nankörlük ettiler, böylece kendilerine zulmettiler. Yüce Allah da yeryüzünü onların zulüm ve küfürlerinden temizlemek için onları helak etti.

 

Tefsiri:

 

Felaket Anında Müşrikler Yine Allah'a Yalvarırlar:

 

Yüce Allah kendisinin dilediğini yapan ve kullarında istediği gibi tasarrufta bulunan olduğunu, hükmünü bozacak hiçbir gücün bulunmadığını, kulları hakkındaki hükmünü hiçbir mahlukun geri çeviremeyeceğini haber veriyor. Bilakis o tektir, hiçbir ortağı yoktur. Ondan bir şey istendiğinde dilediği gibi karşılık verir. Bunu ifade etmek için Allah (c. c) şöyle buyuruyor: "De ki: Ne dersiniz; size Allah'ın azabı gelse veya o kıyamet gelip çatlVerse", yani bunlardan biri başınıza gelse "Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız?" Yani, onu def etmeye Allah'tan başka hiç kimsenin gücünün yetmeyeceğini bildiğinizden dolayı O'ndan başkasına dua etmezsiniz. "Eğer" onunla birlikte ilahlar edinmekte "dürüstseniz (söyleyin doğruyu bakalım)! Bilakis yalnız Allah'a yalvarırsınız. O da (kaldırılması için) kendisine yalvardığınız belayı dilerse kaldırır ve siz ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz." Yani, mecburiyet ve çaresizlik durumunda Allah'tan başka hiçbir kimseye dua etmezsiniz. O vakit putlarınız ve ortaklarınız sizden ayrılıp giderler. Nitekim Yüce Allah, "Denizde başınıza bir musibet geldiğinde, O'ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolup gider. O sizi kurtarıp karaya çıkardığında, (yine eski halinize) dönersiniz. İnsanoğlu çok nankördür" (İsra, 67) buyurmuştur.

 

 

Evvelki Ümmetlerin Şımarıklıkları ve Helakları:

 

Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Andolsun ki senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik. Ardından yalvarsınlar", yani, Allah'a dua etsinler, O'na büyük bir tevazuyla yalvarıp yakarsınlar "diye onları darlık", yani fakirlik ve geçim darlığı "ve hastalıklara" (buradaki "....." [hastalıklarrdan kasıt hastalıklar, sakatlıklar ve ağrılardır) "uğrattık."

 

"Hiç olmazsa, onlara bu şekilde azabımız geldiği zaman boyun eğselerdU" Yani, onları bu belalara duçar ettiğimizde bize yalvarsalar ve huzurumuzda acizliklerini itiraf etselerdi! "Fakat kalpleri iyice katılaştı ", onda duygu adına ve saygı dolu boyun eğiş adına hiçbir şey kalmadı "ve şeytan da onlara yaptıklarını", yaptıkları şirk, inatçılık ve masiyetleri "cazip gösterdi."

 

"Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında", onlardan yüz çevirdiklerinde, görmezden geldiklerinde ve arkalarına attıklarında "(indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık." Onlara diledikleri gibi seçtikleri her türlü nimetin kapısını açtık. Bu Allah'ın onlara mühlet vermesi ve tuzağıydı. Allah'ın tuzağından (tuzakla denemesinden) O'na sığınırız. "Nihayet kendilerine verilenler" mallar, evlatlar ve rızklar "yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın" gaflet halinde ve farkında olmadan "yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler. " Her türlü nimetten ümitlerini kestiler. Valibi'nin rivayetine göre İbn Abbas (r.a.), "....." kelimesi "ümidini yitiren" manasındadır" demiştir. Hasan-ı Basri de şöyle demiştir: Allah (c.c) kimin rızkını genişletir de o kendisinin ayak kaydıncı bir sınava tabi tutulduğunu görmezse o sağlıklı bir bakışa sahip değildir. Kimin rızkını daraltır da o bununla maslahatının gözetildiğini görmezse o da doğru, bir bakışa sahip değildir. Hasan-ı Basri (r.a.) daha sonra "Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şey'in kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler" ayetini okumuştur. Hasan-ı Basrı (r.a.) yine şöyle demiştir: Kabe'nin rabbine andolsun ki onlara tuzak kuruldu; önce nimetler verildi, sonra kıskıvrak yakalandılar. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. Katade der ki: Allah'ın emri onları ansızın yakaladı. Allah (c.c) her kavmi mutlaka nimetler içinde olduğu, (bunun) sarhoşluğunu ve gafletini yaşadığı anda yakalamıştır. Onun için Allah'a (nimetlerini vermesine) aldanmayın. Allah'a (nimetlerini verdiği için azap etmeyeceğine) ancak fasıklar aldanır." Bunu da aynı şekilde İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.

 

İmam Malik, Zühri’den şöyle nakleder: "Üzerlerine her şeyin kapılarını açtık" buyruğundan kasıt onlara dünya nimetlerinin açılıp felaketlerin engellenmesidir.

 

 

[2878] İmam Ahmed b. Hanbel Ukbe b. Amir kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Eğer Allah'ın günahlarına rağmen kulun istediğini verdiğini görürsen bil ki o istidraçtır (tuzaktır)." Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha sonra, "Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler" ayetini okudu.   Bunu Taberi ve İbn Ebi Hatim de Harmele ve İbn Lehia'nın Ukbe b. Amir'den nakliyle rivayet etmişlerdir.

 

 

[2879] İbn Ebi Hatim, Ubade b. Samit (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah (c.c) bir millet için hayat ve iyilik dilerse onlara itidal ve iffet bahşeder. Bir milletin de kökünü kazımak isterse onlara ihanet kapısını açar. "    Bunu İmam Ahmed b. Hanbel ve diğerleri rivayet etmişlerdir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

46 - 54. ayetler