|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Salatu’l-Havf |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
باب: صلاة
الطالب
والمطلوب،
راكبا وإيماء.
5. Düşman Peşinde Olanların Ve Düşman Tarafından Kovalananların
Binek Üzerinde Ve İmâ İle Namaz Kılmaları
-وقال الوليد:
ذكرت للأوزعي
صلاة شرحبيل
بن السمط
وأصحابه على
ظهر الدابة، فقال:
كذلك الأمر
عندنا إذا
تخوف الفوت.
واحتج الوليد
بقول النبي
صلى الله عليه
وسلم: (لا يصلين
أحد العصر إلا
في بني قريظة).
Velid şöyle demiştir: Evzâi'ye Şurahbil Ibnü's-Sımt ve
arkadaşlarının binek sırtında namaz kılmaları konusunu sorduğumda bana şöyle
cevap verdi: Namaz'ın kaçırılacağından
endişe duyulursa bize göre uygulama bu şekilde olur." Velid bu görüşü için
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu hadisini delil olarak
zikretmiştir: "Hiç kimse Beni Kurayza'ya varmadan ikindi namazını
kılmasın!"
حدثنا
عبد الله بن
محمد بن أسماء
قال: حدثنا جورية،
عن نافع، عن
ابن عمر قال: قال
النبي صلى
الله عليه
وسلم لنا لما
رجع من الأحزاب:
(لا يصلين أحد
العصر إلا في
بني قريظة).فأدرك
بعضهم العصر
في الطريق،
فقال بعضهم:
لا نصلي حتى
نأتيها، وقال
بعضهم: بل
نصلي، لم يرد منا
ذلك، فذكر
للنبي صلى
الله عليه
وسلم، فلم يعنف
واحدا منهم.
[-946-] İbn Ömer (r.a.)'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûl-i
Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek savaşı bitince bize şu talimatı verdi:
"Hiç kimse Beni Kurayza'ya varmadan ikindi namazını kılmasın!" Ordu
yolda iken ikindi namazının vakti girdi. Bunun üzerine bazıları: "Biz Beni
Kurayza'ya varmadan namaz'ı kılmayacağız" diyerek namazı kılmadı, kimisi
de: "Olur mu öyle şey, biz namazı kılacağız. Bizden namazı kılmamamız
istenmedi ki..." dediler. Bu durum Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve
Sellem'e anlatılınca hiç birisine kızıp serzenişte bulunmadı.
Tekrar: 4119.
AÇIKLAMA:
İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: "Kendilerinden ilim tahsil
ettiğim ve görüşlerini öğrendiğim bütün âlimler, düşman tarafından kovalanan
bir kimsenin namazı bineğinin üzerinde imâ ile kılacağını, düşman peşinde olan
Müslümanların ise binekten İnip yerde namaz kılması gerektiğini
söylemişlerdir." Konuyla ilgili olarak İmam Şâfii şöyle bir açıklamada
bulunmuştur: "Eğer Müslüman bir asker düşman peşinde olduğu için ordudan
uzaklaşmışsa ve yere inip namaz kıldığı takdirde düşmanın kendisine
saldıracağından endişe ederse yine imâ ile kılabilir."
Bu açıklamalar da göstermektedir ki düşman tarafından kovalanan
Müslüman askerin namazını imâ ile kılacağı konusunda herhangi bir görüş
ayrılığı bulunmadığı halde düşman peşinde olan askerler hakkında farklı
görüşler söz konusudur. Bu konudaki hükümlerin farklı olmasının sebebini şu şekilde
açıklayabiliriz: "Düşman tarafından kovalanan bir kimsenin büyük bir
korku içinde olacağı kesindir. Fakat zafere yakın olup düşmanı süren askerlerin
artık alt edilmeleri söz konusu olmayacaktır. Burada söz konusu olan endişe,
düşmanı elden kaçırma endişesidir."
İbnü'l-Müneyyİr, Veiid'in Evzâi'den naklettiği görüşü
desteklemek üzere zikrettiği delille iigili olarak şunları söylemiştir:
"Bana öyle geliyor ki, Velid bu hadisi delil olarak gösterirken şunu göz
önünde bulundurmuştur: Resulullah (s.a.v.)’in orduya çok acil bir şekilde
Kurayza yurduna gitmelerini emretmesi aslında namazın terk edilmesini de
gerektiren bir durumdur. Nitekim ashâb-ı kiramdan bir kısmı bu talimatın
namazla ilgili olmayıp, acele etmeye yönelik olduğunu dikkate alarak namazı terk
etmişlerdir. Veya acele etmeye yönelik olan bu talimat namazların binek
sırtında kılınmasını gerektirir, Nitekim ashabın bir kısmı da bu şekilde
düşünüp namazı binek sırtında kılmışlardır. Zira binek sırtından inmek
Kurayza'ya bir an önce ulaşma amacına ters düşer.
Namazı kılmayan ilk grup Resûlullah'ın talimatının acele etmeye
yönelik olduğunu ve bineklerden inmenin bu emre karşı çıkmak anlamına
geldiğini düşünmüşlerdir. Bu bakımdan onların namazı ertelemelerinin sebebi
aynı güçte farklı bir emrin bulunmasıdır.
Namazı kılan diğer grup ise her iki emri de birlikte
uygulayabilecekleri bir çözüm bulmuşlar ve binek sırtında namazlarını
kılmışlardır. Böylece onlar her ikisi de farz olan bu görevleri (acele etmek ve
namaz kılmak) yerine getirmişlerdir.
Ashâb-ı kiramın bineklerinden inip namazlarını kıldıklarını
varsayacak olursak onların Resûlullah'ın acele etmeye yönelik talimatına aykırı
hareket ettiklerini söylemiş oluruz. Sahâbilerin böyle bir tavır içinde olduklarını
söylemek ise mümkün değildir. Zira bu Resûl-i Ekrem'in emrine uymamak anlamına
gelir."
Fakat İbnü'l-Müneyyir'in bu görüşüne aynı yolla karşı
çıkabiliriz. Zira bu durumda ashabın Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in herhangi bir
emri olmaksızın namazın şeklini değiştirerek O'na karşı çıktıkları söylenmiş
olacaktır. Böyle bir iddia ise onlar hakkında düşünülemez.
Konuyla ilgili olarak İbnü'l-Murâbıt'ın söyledikleri daha kabul
edilebilir görünmektedir: "Velid bu hadisi delil olarak gösterirken hangi
uygulamanın daha yerinde ve evlâ olduğunu açıklamak istemiştir. Çünkü Kurayza
yurduna varana kadar ikindi namazını kılmayıp erteleyenler vakti geçirmelerine
rağmen azarlanmamışlardır. Fakat namazın vaktini geçirmeyip imâ ile kılanların,
namazı kılmayıp vaktini geçirenlere göre daha yerinde hareket ettiklerini
söylememiz mümkündür. Her şeyin en doğrusunu sadece Allah bilir."
Faydalı bir
not:
Ebû Dâvûd düşmanı kovalayan kişiyle ilgili olarak Ubey-dullah Ibn Enis'ten bir
rivayet nakletmiştir. Hasen bir senedle nakledilen bu rivayete göre Resûl-i
Ekrem Ubeydullah'ı askeri bir göreve göndermişti. Ubeydullah, Süfyân
el-Hüzeli'yi gördükten sonra yaptıklarını şöyle anlatmıştır: "Onu
gördüğümde ikindi namazının vakti de girmişti. Namazı kaçırabileceğim
endişesine kapılmıştım. Bu yüzden imâ ile namaz kılarak ilerlemeye
başladım."
باب: التبكير
والغلس
بالصبح،
والصلاة عند
الإغارة
والحرب.
6. Sabah Namazını Erkenden Ve Geceden Kalma Son Karanlık
Vaktinde Kılmak, Düşmana Baskın Ve Savaş Sırasında Namaz Nasıl Kılınır?
حدثنا
مسدد قال:
حدثنا حماد،
عن عبد العزيز
بن صهيب،
وثابت
البناني، عن
أنس بن مالك:
أن
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم صلى
الصبح بغلس،
ثم ركب فقال:
(الله أكبر
خربت خيبر،
إنا إذا نزلنا
في ساحة القوم
فساء صباح
المنذرين). فخرجوا
يسعون في
السكك
ويقولون: محمد
والخميس. قال:
والخميس
الجيش، فظهر
عليهم رسول
الله صلى الله
عليه وسلم،
فقتل
المقاتلة
وسبى الزراري،
فصارت صفية
لدحية
الكلبي،
وصارت لرسول الله
صلى الله عليه
وسلم، ثم
تزوجها، وجعل
صداقها عتقها.
فقال عبد
العزيز لثابت:
يا أبا محمد،
أنت سألت أنسا
ما أمهرها؟
قال: أمهرها
نفسها، فتبسم.
[-947-] Enes İbn Mâlik (r.a.)'den nakledilmiştir: "Resûlullah
Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece'den kalma son karanlık vaktinde sabah namazını
kıldı. Daha sonra atına binip ...... (Allah en büyüktür, artık Hayber'in işi
bitti). Biz bir düşman topluluğun yaşadığı yere girdiğimizde kendilerine apaçık
uyarılar yapılan (inzâr) bu kavmin sabahı ne kötü olur sabahı aydınlık
olmaz." diye seslendi.
Hayber halkı dışarı çıkıp çifçilik aletleriyle tarlalarına
giderken İslâm ordusunu görünce
"Muhammed ve ordusu geliyor" diye bağırmaya başlamışlardı.
Savaş sonunda Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem muzaffer oldu ve savaş'a
katılan erkekleri öldürüp, savaşmayan eli silah tutmayan kimseleri esir etti.
Esirlerden Safiye önce Dihyetü'l-Kelbi'nin daha sonra da Resûl-i Ekrem
s.a.v.'in payına düştü. Nebi s.a.v. daha sonra Safiye ile evlendi. Evlenirken
onu azat etmiş ve bu azat işlemini mehir saymıştı."
Hadisin ravilerinden Abdülaziz İbn Suhayb, Sâib el-Bünâni'ye:
"Ey Ebu Muhammed, sen Enes İbn Mâlik'e "Resûlullah bu evlilik için
Safiye'ye mehir olarak ne vermişti?" diye sorduğunda sana: "Mehir
olarak özgürlüğünü vermişti" diye cevap verdi, Öyle değil mi?" diye
sormuş Sâib de tebessüm etmiştir.
AÇIKLAMA:
İmam Buhâri korku namazı için vaktin sonunu beklemenin şart
olmadığını göstermek maksadıyla korku namazı ile ilgili konuların işlendiği
bölüme bu konuyu da almıştır. Halbuki bazı bilginlere göre savaşa başlandığı
zaman korku namazını vaktin sonuna doğru kılmak şarttır. Bu açıklamayı yapan
Zeyn İbnü'l-Müneyyir şunları da söylemiştir: "Bu başlığın konmasmdaki
maksat, düşmanla savaşa başlamadan önce namazı hemen vaktin başında kılıp daha
sonra düşmanla mücadeleye girmenin uygun olduğuna İşaret etmek de
olabilir."
Allahu ekber Allah en büyüktür" cümlesi, Resûlullah'tan
nakledilen ve korku, sevinç anlarında okunan bir zikirdir. Bu şekilde Allah
Teâlâ'ya şükredilmekte ve Cenâb-ı Hakk başta Yahudiler (Allah onları kahretsin)
olmak üzere Allah düşmanlarının nispet etmeye çalıştıkları noksanlıklardan tenzih
edilmektedir; bu cümle hem şükür hem de tenzih ifadesidir.