|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Tefsir / NİSA SURESİ |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis
Sözlük
Biyografi
قال ابن عباس:
{يستنكف} /172/:
يستكبر.
قواما: قوامكم
من معايشكم.
{لهن سبيلا} /15/:
يعني الرجم
للثيب والجلد
للبكر.
وقال غيره:
{مثنى وثلاث} /3/:
يعني اثنتين
وثلاثا وأربعا،
ولا تجاوز
العرب رباع.
İbn Abbas şöyle demiştir: " يستنكف Yestenkifu (çekinir), "büyüklenmek" anlamına gelir. قواما
Kivamen kelimesinin [•mudafun ileyhi hazfedilmiş olup söz konusu muzafun ileyh
takdir edildiğinde] anlamı "geçiminize dayanak kıldığı" şeklinde
olur. لهن
سبيلا
Lehunne sebilen, "Allah'ın, zina eden kadınlar için açtığı yol;" evli
olanlar'için recm, bekar olanlar için ise celde cezasıdır."
İbn Abbas'ın dışında bir başka müfessir ise şöyle demiştir:
مثنىMesna, وثلاث ve sulase,.....ve ruba lafızları iki, üç, dört [olarak sıra
sayısı değil de, sayma sayısı] anlamında kullanılır. Araplar bu kullanımda
dördü geçmezler.
AÇiKLAMA:
يستنكف
yestenkifu (çekinir) "büyüklenmek" anlamına gelir, tefsirini İbn Ebi
Hatim, 'İbn Cüreyc ve Ata kanalıyla ve sahih bir senetle İbn Abbas'tan nakl etmiştir.
.......ve men yestenkif an ibadetihi ayetinin tefsirinde bu yorumu yapmıştır.
Ancak bu yorum biraz gariptir. Çünkü aynı ayette büyüklenmek çekinmeye
atfedilmiştir. Ön plana çıkan anlama göre, bu iki kelimenin birbirinden farklı
olması gerekir. Ancak tekit bakımından büyüklenmek anlamına gelen يستكبر
yestekbir lafzının, aynı manada kullanılan ...yestenkifu lafzına' atfedilmiş
olması ihtimali de vardır. İmam Taberi, يستنكف yestenkifu fiilinin uzaklaşmak, geri durmak manalarında
kullanıldığını belirtmiştir.
İbn Ebi Hatim, قواما
kıvamen kelimesinin [muzafun ileyhi hazfedilmiştir. Söz konusu muzafun ileyh
'takdir edildiğinde] anlamı "geçiminize dayanak kıldığı" şeklinde
olur tefsirini, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas'tan senedli olarak
rivayet etmiştir. Taberi ise söz konusu tefsiri yine bu kanaldan şu şekilde
nakletmiştir:.......... ayeti şu anlama gelir. "Allah'ın geçiminize
dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (reşit olmayanlara) vermeyin!"
Yüce Allah bu ayette şöyle buyurmuştur: "Allah'ın sana bir geçim vesilesi
kıldığı malını eşine vs. verme!"
Allah'ın zina eden kadınlar için açtığı yol; evli olanlar için
recm, bekar olanlar için ise celde cezasıdır, tefsıri de İbn Abbas'a aittir.
Abd İbn Humeyd bu rivayeti sahih bir senedIe İbn Abbas'tan nakletmiştir.
İmam Müslim ile Sünen musannıfları, Ubade İbn Samit'ten şu hadisi
rivayet etmişlerdir: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle
buyurdu: "Benden öğrenin! Kuşkusuz Allah, zina eden kadınlar için bir yol
açmıştır. Şöyle ki; bekarların birbiri ile zinasının cezası yüz celde ve bir
yıl sürgündür. Evlilerin birbiriyle zinasının cezası ise yüz celde ve
recmdir." Hz. Nebi bu hadisinde şu ayete işaret etmiştir: "Yahut
Allah onlara bir yol açıncaya kadar {onları} evlerde hapsedin. "[Nisa 15]
Taberani, İbn Abbas'tan şu hadisi nakletmiştir: Nisa suresi nazil
olunca Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Nisa suresi
indikten sonra hapis cezası kalkmıştır. "
Zina eden evli kadınların hem celde, hem de recm cezasına
çarptırılıp çarptırılamayacağı konusundaki ayrıntılı açıklamalar
"Kitabu'l-hudud" bölümünde yapılacaktır.
باب: {وان
خفتم أن لا
تقسطوا في
اليتامى} /3/.
1. "HİMAYENİZ ALTINDAKİ YETİM KIZLARLA EVLENİNCE HAKLARINI
GÖZETEMEYECEĞİNİZDEN ENDİŞE EDERSENİZ ... "[Nisa 3] AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا
إبراهيم بن
موسى: أخبرنا
هشام، عن ابن
جريج قال:
أخبرني هشام
بن عروة، عن
أبيه، عن عائشة
رضي الله عنها:
أن
رجلا كانت له
يتيمة
فنكحها، وكان
لها عذق، وكان
يمسكها عليه،
ولم يكن لها
في نفسه شي،
فنزلت فيه:
{وإن خفتم أن
لا تقسطوا في
اليتامى}.
أحسبه قال:
كانت شريكته
في ذلك العذق
وفي ماله.
[-4573-] Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, bir adamın
himayesinde yetim bir kız vardı. Adam onunla evlendi. Kızın da bir hurmalığı
vardı.
Adamın kız ile evlenmesinin asıl gayesi bu hurmalıktı. Kalbinde
kıza karşı en ufak bir sevgi taşımıyordu. İşte bunun üzerine
"(Kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet
edememekten korkarsanız," ayeti indi.
[Hadisin ravilerinden Hişam İbn Yusuf] öyle
zannediyorum ki [Urve] şöyle demişti: "Bu yetim kız, hurmalıkta ve adamın
diğer mallarında ona ortaktı."
حدثنا عبد
العزيز بن عبد
الله: حدثنا
إبراهيم بن
سعد، عن صالح
بن كيسان، عن
ابن شهاب قال:
أخبرني عروة
بن الزبير:
أنه سأل عائشة
عن قول الله
تعالى:
{وإن
خفتم أن لا
تقسطوا في
اليتامى}.
فقالت: يا ابن
أختي، هذه
اليتيمة تكون
في حجر وليها،
تشركه في
ماله، ويعجبه
مالها
وجمالها،
فيريد وليها
أن يتزوجها
بغير أن يقسط
في صداقها،
فيعطيها مثل
ما يعطيها
غيره، فنهوا
عن أن ينكحوهن
إلا أن يقسطوا
لهن ويبلغوا
لهن أعلى
سنتهن في
الصداق،
فأمروا أن ينكحوا
ما طاب لهم من
النساء سواهن.
قال عروة: قال عائشة:
وإن الناس
استفتوا رسول
الله صلى الله
عليه وسلم بعد
هذه الآية،
فأنزل الله:
{ويستفتونك في
النساء}. قالت
عائشة: وقول
الله تعالى في
آية أخرى:
{وترغبون أن
تنكحوهن}. رغبة
أحدكم عن يتيمته،
حين تكون
قليلة المال
والجمال، قالت:
فنهوا - أن
ينكحوا - عمن
رغبوا في ماله
وجماله في
يتامى النساء
إلا بالقسط،
من أجل رغبتهم
عنهن إذا كن
قليلات المال
والجمال.
[-4574-] Urve İbnü'z-Zübeyr'den rivayet edildiğine göre, o, Hz. Aişe'ye
"(Kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet
edememekten korkarsanız," ayetinin tefsirini sormuş. Hz. Aişe de şöyle
cevap vermiş:
"Bak yeğenim! Bu ayette bahsi geçen yetim kız, velisinin
himayesindedir. Ayrıca onun malına ortaktır. Hem güzelliği, hem de malı
velisinin hoşuna gitmektedir. Ancak velisi, onun mehrini adil olarak ya da
başkalarının vereceği kadar vermeden onunla evlenmek istemektedir. İşte böylesi
velilerin, himayelerindeki yetim kızlarla evlenmeleri yasaklanmıştır. Ancak onlarla,
mehirleri konusunda adil davranarak ve emsallerinin aldığı mehirlerin en
yükseği üzerinden onların mehirlerini vererek evlenebilirler. Aksi takdirde,
kendilerine helalolan diğer kadınlarla evlenmeleri emredilmiştir. "
Urve Hz. Aişe'nin şunları da söylediğini nakletmiştir: "Bu
ayetten sonra insanlar, Hz. Nebi'den kadınlar hakkında fetva istediler. Bunun
üzerine Allah Teala: "Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar, '[Nisa
127] ayetini indirdi."
Hz. Aişe sözlerine şöyle devam etti: "Bu ikinci ayette
bulunan .....ve terğabune en tenkihuhunne ifadesi 'herhangi birinizin,
[himayesi altında bulunan] malı az olan ve güzelliği de yerinde olmayan bir
yetim ile evlenme arzusunun olmaması' anlamına gelir. Erkeklerin, himayeleri
altında bulunan, güzellikten ve maldan nasibi az olan yetim kızlarla evlenme
isteği taşımamalarından dolayı, yine himayeleri altında bulunan, güzellikleri
ve mallarından etkilendikleri yetim kızlar ile evlenmeleri de yasaklanmıştır.
Ancak adaletli olmaları durumunda onlarla evlenmelerine izin verilmiştir."
AÇIKLAMA:
İmam Buhari'nin ........ ([Kendileriyle evlendiğiniz takdirde]
yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız,) başlığında kullandığı
ayette geçen ...hiftum (korkarsanız) fiili, ,"zannederseniz,"
....tuksidu fiili ise "adaletli davranmak" anlamına gelir....Tuksidu
if'al babından gelir . ......Kaseda "haksızlık yapmak,"....akseda
"adaletli olmak" anlamında kullanılır.
Kendilerine helalolan diğer kadınlarla evlenmeleri
emredilmiştir, ifadesine göre, erkekler, anlaştıkları bir mehir ile kendilerine
helalolan diğer kadınlarla evlenebilirler. Hz. Aişe'nin bu yorumunun bir
benzeri İbn Abbas'tan nakledilmiştir. Taberi bu rivayeti tefsirinde
zikretmiştir.
Mücahid'den de, "Beğendiğiniz (veya size helalolan)
kadınların ikisi, üçü, dördü ile evlenin" ifadesinin "(Kendileriyle
evlendiğiniz takdirde). yetimlerin haklarına riayet edememekten
korkarsanız," ifadesine bağlanması konusunda, ayeti şu şekilde yorumladığı
nakledilmiştir: "Yetimlerin malları konusunda adaletli
davranamayacağınızdan çekinir ve bu yüzden onların ve lay etini üstlenmez, bir
de zinaya düşmekten korkarsanız, o zaman hoşunuza giden ve size helalolan
kadınlarla evlenin!"
Hz. Aişe'nin yorumuna göre, ayette geçen "korkarsanız"
şartı yetimlerin nikahlanması ile bağlantılıdır. Bu durumda ayetin anlamı
"(Kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet
edememekten korkarsanız," şeklinde olur.
Erkeklerin, himayeleri altında bulunan, güzellikten ve maldan
nasibi az olan yetim kızlarla evlenme isteği taşımamalarından dolayı, yine
himayeleri altında bulunan, güzellikleri ve mallarından etkilendikleri yetim
kızlar ile evlenmeleri de yasaklanmıştır. Himayeleri altında bulunan çirkin ve
fakir yetim kızlarla evlenmek istemedikleri için, erkeklerin, güzellikleri ve
mallarından dolayı onlarla evlenmeleri de yasaklanmıştır. Hem güzel, hem de
çirkin yetimlerin nikahlanması ancak adaletle olur.
Yukarıdaki hadisten, himaye altında olan yetimler için misli
mehrin esas alındığı anlaşılır. Ancak diğer kadınlarla misli mehrin altında
tespit edilmiş bir mehirle de evlenilebilir.
Bu hadisten anlaşıldığına göre; veliler, himayeleri altında
bulunan ve büluğ çağına ermemiş olan yetim kızlarla evlenebilirler. Çünkü büluğ
çağına ermiş babasız çocuklara yetim denmez. Ancak istishab yoluyla denebilir.
Bu konudaki . ayrıntılı açıklamalar "Kitabu'n-nikah / Nikah
Bölümü"nde yapılacaktır.
باب: {ومن كان
غنيا
فليستعفف ومن
كان فقيرا فليأكل
بالمعروف
فإذا دفعتم
إليهم أموالهم
فأشهدوا
عليهم وكفى
بالله حسيبا} /6/.
2. "YOKSUL OLAN DA (İHTİYAÇ VE EMEĞİNE) UYGUN OLARAK YESİN.
MALLARINI KENDİLERİNE VERDİĞİNİZ ZAMAN, YANLARINDA ŞAHİT BULUNDURUN. HESAP
SORUCU OLARAK DA ALLAH YETER,"Nisa 6 AYETİNİN TEFSİRİ
{وبدارا}
/6/: مبادرة. {أعتدنا}
/18/: أعددنا،
أفعلنا من
العتاد
بدارا Bidaran, "tez elden" anlamına gelir. أعتدنا
A'tedna [Nisa 18] kelimesi ise, أعتدنا a'dedna ile aynı anlamdadır. Bu kelime, "hazırlamak"
anlamına gelen العتاد el-atad kökünden if'al babında türetilmiş olup "hazırladık"
manasına gelir.
حدثني إسحاق:
أخبرنا عبد
الله بن نمير:
حدثنا هشام،
عن أبيه، عن
عائشة رضي
الله عنها:
في
قوله تعالى:
{ومن كان غنيا
فليستعفف ومن
كان فقيرا
فليأكل
بالمعروف}.
أنها نزلت في
والي اليتيم
إذا كان
فقيرا: أنه
يأكل منه مكان
قيامه عليه
بمعروف.
[-4575-] Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, o, "İhtiyacı olmayan
veli, yetim malına tenezzül etmesin. Muhtaç olan ise meşru surette, ihtiyaç ve
emeğine uygun olarak yararlansın, "[Nisa 6] ayeti hakkında şöyle demiştir:
Bu ayet, yetimlerin malı / hakkında inmiştir. Eğer yetimin velisi
fakir ise, onun malından emeği karşılığında uygun ölçüde istifade eder.
AÇIKLAMA:
Ebu Ubeyde ......(O malları israf ile ve tez elden yemeyin)
ayetinde geçen ....israfen (israf) kelimesini "aşırı biçimde" şeklinde
tefsir etmiştir. Bu ayette geçen ....bidaren kelimesinin anlamı hakkında
Taberi, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas'tan şu rivayeti nakletmiştir:
"Veli, himayesi altındaki yetimin malını yer. Yetim büluğ çağına erip malı
üzerinde onun tasarruf yetkisini sona erdirmeden önce, yiyebileceği kadar
yemeye çalışır."
(....A'tedna kelimesi ise, .....a'dedna ile aynı manaya gelir.
Bu kelime, "hazırlamak" anlamına gelen.....el-atad kökünden ifal
babında türetilmiş olup "hazırladık" manasına gelir. Bu ifadeye göre
.....a'tedna ile ......a'dedna aynı anlamı ifade eder. Çünkü ilel-atld
kelimesi,.....el-muad (hazırlanmış) manasına gelir.
Hadisin metninde geçen .........fi mali'l-yetim (yetimin malı
konusunda) ifadesi, Küşmiheni nüshasında ...... vali'l-yetim şeklinde
nakledilmiştir. Buna göre hadisin anlamı şu şekilde olur: "Bu ayet,
yetimlerin malı hakkında vasiyyet vs. gibi yetkileri taşıyan veliler hakkında
inmiştir."
"Kitabu'l-buyu"'da Osman İbn Ferkad kanalıyla Hişam
İbn Urve'den bu rivayet şu lafızlarla aktarılmıştır: "Bu ayet, yetimi
koruyup gözeten ve onun malını değerlendiren veliler hakkında inmiştir. Eğer
yetimin velisi fakir ise, onun malından uygun ölçüde yer."
Bu konuda Ebu Davud, Nesai, İbn Mace ve İbn Huzeyme'nin rivayet
ettiği merfu bir hadis vardır. Bu hadis Amr İbn Şuayb, onun babası ve dedesi
kanalıyla nakledilmiştir. Söz konusu hadis şöyledir: "Hz. Nebi'e bir adam
geldi ve 'Himayem altında, malı olan bir yetim var. Benim de hiç malım-mülküm
yok. Onun malından yiyebilir miyim?' diye sordu. Nebi Sallallahu Alyhi ve
Sellem de ona 'Uygun ölçüde yiyebilirsin,' cevabını verdi." Bu rivayet in
senedi kavidir.
Eğer yetimin velisi fakir ise ifadesi, yetim malından ücret
alacak kimselerin fakir olmaları gerektiğini gösterir. Bu konuda ayrıntılı
bilgiyi "Kitabu'l-vasaya" da vermiştik.
باب: {وإذا
حضر القسمة
أولو القربى
واليتامى والمساكين}
/8/. الآية.
3. "(MİRASTAN PAYI OLMAYAN) YAKINLAR, YETİMLER VE YOKSULLAR
MİRAS TAKSİMİNDE HAZIR BULUNURSA,"[Nisa 8] AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا أحمد
بن حميد: أخبرنا
عبيد الله
الأشجعي، عن
سفيان، عن
الشيباني، عن
عكرمة، عن ابن
عباس رضي الله
عنهما: {وإذا
حضر القسمة
أولو القربى
واليتامى
والمساكين}.
قال: هي
محكمة، وليست
بمنسوخة. تابعه
سعيد، عن ابن
عباس.
[-4576-] İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir:
"(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde
hazır bulunursa ... " ayeti muhkemdir, neshedilmemiştir.
Bu hadisi İbn Abbas'tan nakletmede Said İbn Cübeyr İkrime'ye
mutabaat etmiştir.
AÇIKLAMA:
"(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar
miras taksiminde hazır bulunursa ... " ayet i muhkemdir, neshedilmemiştir.
İsmaili başka bir senetle Eşcai'den bu rivayeti şu ziyade ile nakletmiştir: İbn
Abbas miras paylaştırmaya oturduğu zaman, mirasçı olmayan yakınlara, yetimlere
ve yoksullara hediye kabilinden bir şeyler verirdi. Mal az olursa, bu kimselere
kendisini mazur görmelerini söylerdi. İşte ayette geçen 'güzel söz'den maksat
budur.
Bu hadisi İbn Abbas'tan nakletmede Said İbn Cübeyr İkrime'ye
mutabaat etmiştir. İmam Buhari bu rivayeti, "Kitabu'l-vasaya"da
senedi ile birlikte şu şekilde zikretmişti: Bazı insanlar bu ayetin mensuh
olduğunu iddia ediyor. Kesinlikle böyle bir şey yoktur. Allah'a yemin ederimki,
bu ayet neshedilmemiştir. Ama bu, insanların içeriği ile amel etme konusunda
gevşek davrandığı bir ayettir. Burada iki akraba vardır. Bunlardan biri mirasçı
olur ve mirastan payını alır. Diğeri ise mirasçı olmaz. İşte bu tür akrabalara
"Sana bir şey veremiyoruz" vb. güzel sözler söylenir.
İbn Abbas'tan gelen bu rivayetlerin senetleri sahihtir. Her
ikisi de mutemeddir. İbn Ebi Hatim ve İbn Merduye tarafından yine İbn Abbas'tan
zayıf senetlerle çeşitli rivayetler nakledilmiştir. Bunlara göre, söz konusu
ayet mensuhtur. Miras ayeti onu neshetmiştir. Bu konuda Said İbn Müseyyeb'den
sahih bir rivayet aktarılmıştır. Kasım İbn Muhammed, İkrime ve daha başka
alimler de bu görüştedir. Dört mezhep imamı ve onlara tabi olan alimler de bu
kanaattedir. Bu konuda İbn Abbas'tan üçüncü bir görüş daha aktarılmıştır.
Abdurrezzak İbn Hemmam, Kasım İbn Muhammed kanalıyla ve sahih bir senetle şu
rivayeti nakletmiştir: Abdullah İbn Abdirrahman İbn Ebi Bekir, Hz. Aişe hayatta
iken, babası Abdurrahman'ın mirasını paylaştırdı. Evdeki yakınlara ve
yoksullara babasından kalan mirastan pay vermeden mirası böıüştürmedi. Sonra da
bu ayet i okudu. Kasım olayı anlatmaya şöyle devam etti: "Bu olayı İbn
Abbas'a anlattığım zaman o, şöyle dedi: Hata etmiş. Onun böyle bir yetkisi
yoktur. Bu yetki, vasiye aittir. Malın dağıtılması, ölenin erkek akrabalarının
görevidir. Çünkü ölen kişinin, erkek akrabalarına vasiyyette bulunması
müstehaptır."
Kanaatime göre bu rivayet yukarıdaki başlık altında zikredilen
ve söz konusu ayetin mensuh olmadığını, aksine muhkem olduğunu gösteren hadis
ile çelişmez.
Bu ayetin anlamı şu şekilde izah edilmiştir: Miras
paylaştırılınca, ölünün mirasçı olmayan akrabaları ile yetim ve yoksul kimseler
hazır bulunabilirler. Bu insanlar, özellikle de paylaştırılan mal çok ise,
mirastan bir payalmayı umarlar. Bu yüzden Allah Teala onlara iyilik yapma ve
güzel davranma adına hediye kabili nden bir şeylerin verilmesini emretmiştir.
Ancak bu görüşte olanlar da, "ayetteki emrin vücub mu, yoksa nedb mi ifade
ettiği konusunda" ihtilafa düşmüşlerdir. Mücahid ve bir grup alime göre
ayetteki emir, vücub ifade eder. İbn Hazm da bu kanaattedir. Onlara göre
mirasçı kimseler, bu gruplara gönüllerinden koptuğu kadar pay vermek
zorundadır.
İbnu'l-Cevzi, alimlerin çoğuna göre ayette geçen
"yakınlar" ifadesi ile mirasçı olmayanların, "onları da
rızıklandırın" ifadesi ile ise "onlara verin" anlamının
kastedildiğini nakletmiştir. Başka alimler ise "onları da
rızıklandırın" ifadesinin "onlara yedirin" anlamına geldiğini
söylemiştir.
Ayetteki emir, bunun mübah olduğunu belirtmek içindir. Güçlü
olan görüş de budur. Eğer ayetteki emir bu hükmün farz olduğuna delalet etmiş
olsaydı, bu, ayette adı geçen kimseler için miras malında insanlar arasında
anlaşmazlığa yol açacak biçimde bir hak doğururdu.
İbn Sirin ve bazı alimler şöyle demiştir: "Bundan, onları
da rızıklandırın" ifadesi ile, "Miras malından onlara bir yemek
yapın," anlamı kastediimiştir. Bu ayet, mahcur ve diğer kimselerin malları
hakkında genel bir hüküm taşımaktadır.