|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Tefsir / MAİDE SURESİ |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
1. BAB
{حرم}
/1/: واحدها حرام.
{فبما نقضهم} /13/:
بنقضهم. {التي كتب
الله} /21/: جعل
الله. {تبوء} /29/:
تحمل. {دائرة} /52/:
دولة.
حرم Hurum kelimesinin tekili حرام haram'dır.(Maide 1) فبما
نقضهم
Febima nakdihim ifadesinde.... [bima edatı zaiddir.] Bu ifade .......
binakdihim anlamındadır (Maide 13) التي
كتب الله
Elleti' ketebellahu ifadesindeki كتب ketebe (yazdı) fiili, ...ceale (kıldı),(Maide 21) ......tebuu
"yüklenip taşırsın"(Maide 29); دائرة dairatün "başa gelen musibet" anlamına gelir. (Maide
52)
وقال غيره:
الإغراء
التسليط.
{أجورهن} /5/:
مهورهن.
Diğer bir müfessir şöyle demiştir: إغراء İğraü kelimesi "hakim kılmak,"(Maide 14):
أجورهن
ucurahunne kelimesi ise "mehirlerini" anlamına gelir.(Maide 5)
قال سفيان: ما
في القرآن آية
أشد علي من:
{لستم على شيء
حتى تقيموا
التوراة
والإنجيل وما
أنزل إليكم من
ربكم} /68/.وقال
ابن عباس:
{مخمصة} /3/: مجاعة.{من أحياها} /32/:
يعني من حرم
قتلها إلا
بحق، حيي
الناس منه
جميعا. {شرعة
ومنهاجا} /48/:
سبيلا وسنة.المهيمن:
الأمين،
القرآن أمين
على كل كتاب
قبله.
Süfyan es-Sevri şöyle demiştir: "Kur'an-ı Kerim'de bana, şu
ayetten daha ağır gelen bir başka ayet yoktur: De ki; Ey Kitap Ehli! Sizler
Tevrat'a, İncil'e ve Rabbiniz tarafından size indirilen Kur'an'a gereği gibi
uymadıkça boşluktasınız, hiçbir temele dayanmış değilsiniz. (Maide 68 )
İbn Abbas da şöyle demiştir: مخمصة Mehmesatin, "açlık,"(Maide 3) {من أحياها men ehyahe "Haklı olmak dışında kim bir cana kıyılmasını
yasaklarsa, bütün insanlar bu sayede yaşamlarını sürdürür,"(Maide 32)
....şir'aten ve minhacen, "yol ve adet,"......Müheymin
"güvenilir" (Maide 48) anlamına gelir. Kur'an kendisinden önceki
bütün İlahi kitaplara karşı emindir.
AÇIKLAMA:
.......Maide, ism-i
fail formundadır. Ancak ism-i mef'ul anlamında kullanılmıştır. Buna göre bu
kelime, yemek sahibine ihsanda bulunulduğu ve bu sayede insanların ona minnet
duygusu taşıdığı anlamına gelir.
Ebu Ubeyde ........ (Ey kavmim! Allah'ın size (vatan olarak)
yazdığı/vatan kıldığı mukaddes toprağa girin!) ayetini yorumlarken, /ketebe
(yazmak) fiilini, "Sizin için kıldı ve hükmetti," şeklinde tefsir
etmiştir. İbn İshak'ın bu fiili, "Size hibe etti," şeklinde
açıkladığı nakledilmiştir. Bu rivayet i ondan, İmam Taberi aktarmıştır.
Taberi'nin kendisi de bu ayet hakkında şu yorumu yapmıştır: "Bu ifade ile
şu mana kastedilmiştir: Allah Teala bu topraklara İsrailoğullarının
yerleşmesine hükmetmiştir. Bu emre muhatap olan bütün İsrailoğullarının o
topraklara yerleşmediği ifade edilerek bu yoruma itiraz edilemez. Çünkü bu
İlahi hitap ile İsrailoğullarının geneli kastedilmiştir. Tek tek hepsi
kastedilmemiştir. Nitekim Yuşa' gibi bu hitaba muhatap olan bazı kimseler bu
topraklara yerleşmiştir. Yuşa'nın bu hitaba muhatap olduğu kesindir." Ebu Ubeyde, .......inni uridu en tebue bi
ismi ve ismike ayetinde geçen ....tebuu- kelimesini "yüklenip
taşımak" olarak tefsir etmiştir.
Süfyan es-Sevri şöyle demiştir: "Kur'an-ı Kerim'de bana, şu
ayetten daha ağır gelen bir başka ayet yoktur: De ki; Ey Kitap Ehli! sizler
Tevrat'a, İncil'e ve Rabbiniz tarafından size indirilen Kur'an'a gereği gibi
uymadıkça boşluktasınız, hiçbir temele dayanmış değilsiniz. (Maide 68) O bu
sözü ile şunu kastetmiştir: "Allah'ın Kitab'ında indirdiği vahiy ile amel
etmeyenler, herhangi bir temele dayanmazlar. Yani, her kim farzların bir
kısmını ihlal ederse, bütün farzları ihlal etmiş Olur." Bundan dolayı
Süfyan es-Sevri, bu ayetin, diğer ayetlere göre kendisine daha ağır geldiğini
ifade etmiştir. Bu sözü, ehl-i kitabın taşıdığı ağır sorumluluktan dolayı da
söylemiş olabilir. Nitekim İbn Ebi Hatim, bu ayetin özel bir sebeb e binaen
indiğini nakletmiştir. Hasen bir senetle Said İbn Cübeyr kanalıyla İbn
Abbas'tan şunu aktarmıştır: "Malik İbnu's-Sayf ve bir grup Yahudi alimi
Nebi'e sallallahu aleyhi ve sellem gelip şöyle sordular: - Ey Muhammed! Sen,
İbrahim'in dinine uyduğunu, Tevrat'a iman ettiğini ve onda bulunanların gerçek
olduğunu kabul ettiğini iddia ediyorsun, değil mi?
Hz. Nebi onların bu sorusuna şu şekilde cevap verdi: - Evet. Ama
siz, açıklamanız emredilen bazı Tevrat ayetlerini gizlediniz. Ben, sizin
sonradan dine soktuğunuz şeylerden beriyim!
Bu cevap karşısında Yahudiler şöyle dedi: - Biz, elimizdeki
hidayet ve gerçeği gösteren Tevrat'a sıkı sıkıya bağlıyız. Sana ve senin
insanlara anlattıklarına inanmayız .. İşte bu olay üzerine bu ayet indi."
Bu rivayet, ....... ("De ki: Ey Kitap ehli! Siz, Tevrat'ı,
İncil'i ve Rabbinizden size indirileni hakkıyle uygulamadıkça, (doğru) bir şey
(yol) üzerinde değilsiniz,'') ayetinde geçen .......ve ma ünzile (Rabbinizden
size indirileni) ifadesi ile Kur'an'ın kastedildiğini gösterir. Daha önce geçen
şu ayet de bu yorumu desteklemektedir: Eğer ehl-i kitap olanlar iman edip
(kötülüklerden) sakınsalardı, herhalde (geçmiş) kötülüklerini örter ve onları
nimeti bol Cennetlere sokardık. " (Maide 65)
باب: {اليوم
أكملت لكم
دينكم} /3/.
2. "BUGÜN SİZİN DİNİNİZİ KEMALE ERDİRDİM,"(Maide 3)
AYETİNİN TEFSİRİ
حدثني محمد
بن بشار:
حدثنا عبد
الرحمن: حدثنا
سفيان، عن
قيس، عن طارق
بن شهاب: قالت
اليهود لعمر:
إنكم تقرؤون
آية، لو نزلت
فينا
لاتخذناها
عيدا. فقال
عمر: إني
لأعلم حيث أنزلت،
وأين أنزلت،
وأين رسول
الله صلى الله
عليه وسلم حين
أنزلت: يوم
عرفة، وإنا
والله بعرفة.قال
سفيان: وأشك
كان يوم
الجمعة أم لا:
{اليوم أكملت لكم
دينكم}.
[-4606-] İbn Şihab kanalıyla gelen bir rivayete göre, Yahudiler Hz. Ömer'e
- Siz, Kur'an'dan bir ayet okuyorsunuz. Eğer o ayet, bize indirilmiş olsaydı,
onun indiği günü bayram kabul ederdik, dediler.
Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle demiştir: - Muhakkak ki ben, bu
ayetin ne zaman ve nerede indiğini, indiği zaman Hz. Nebi'in nerede bulunduğunu
iyi biliyorum. Bu ayet Arafat'ta vakfeye durulan gün indi. Allah'a yemin ederim
ki, bizler, o gün Arafat'ta idik.
Hadisin ravilerinden Süfyan Hz. Ömer'in Cuma günü ifadesini
kullanıp kullanmadığı konusunda emin olmadığını belirtip "Bugün sizin
dininizi kemale erdirdim ... " ayetini okumuştur.
AÇIKLAMA:
Kitabu'l-İman'da bu rivayet, Kays İbn Müslim kanalıyla farklı
şekilde nakledilmiştir.O rivayette Hz. Ömer'in bu ayetin Cuma günü indiğini
belirttiği kesin bir ifade ile anlatılmıştır. Yine aynı şekilde, Misar İbn
Kays'tan gelen ve Kitab'ul-i'tisam'da nakledilecek rivayette de kesin bir ifade
ile bu ayetin Cuma günü indiği belirtilmiştir.
Kitabu'l-İman'da, Hz. Ömer'in cevabının Yahudinin sorusuna /
sözüne uygunluğu açıklanmıştı. Çünkü Yahudi, bu ayetin indiği günün bayram ilan
edilip edilmediğini sormuştu. Hz. Ömer de bu ayetin Cuma günü Arafat'ta nazil
olduğunu belirterek cevap vermişti. Soru-cevap arasındaki uyurnun öz olarak
izahı, bazı rivayetlerde aktarılan ve Hz. Ömer'in Yahudiye "Allah'a hamd
olsun ki, ikisi de bizim için bayramdır," şeklinde cevap verdiğini
gösteren ifadede mevcuttur.
Kirmani şöyle demiştir: "Hz. Ömer, söz konusu ayetin
Arafat'ta indiğini belirterek cevap vermiştir. Herkesçe bilindiği gibi Arafat
vakfesinden sonraki gün, Müslümanların bayramıdır. Öyle anlaşılıyor ki, Hz.
Ömer şöyle demek istemiştir: 'O günü, içinde ibadet edilmeyi hak ettiğini anladığımız
andan itibaren bayram kabul ettik.' Hz. Ömer ayetin indiği günü değil de, bir
sonraki günü bayram kabul ettiklerini belirtmiştir. Çünkü ayet, ikindiden sonra
inmişti. Bir günün bayram olması için mutlaka hilalin o günün başında görülmesi
gerekir. Bu yüzden fakihler, 'Gündüz görülen hilal, önümüzdeki gecenin
hilalidir,' demişlerdir."
Arafat'ta vakfeye durulan günün bayram olduğunun belirtilmesi,
bu şekilde zorlama bir yoruma ihtiyaç bırakmamaktadır.
.....İd (bayram) lafzı dönmek anlamına gelen .....avd kökünden
türetilmiştir. Her yıl dönüp geldiği için bayramlar bu ad ile
isimlendirilmiştir. Kirmani, Zamahşeri'den bu kelimenin "tekrar yaşanan
sevinç" anlamına geldiğini nakledip ardından da bu yoruma katılmıştır.
Değer verilmesi din tarafından öngörülen bütün günlere bayram adı verilir.
باب: قوله:
[فلم تجدوا
ماء فتيمموا
صعيدا طيبا} /6/.
3. "SU BULAMAMIŞSANIZ TEMİZ BİR TOPRAKLA TEYEMMÜM
EDİN,"(Maide 6) AYETİNİN TEFSİRİ
تيمموا:
تعمدوا. {آمين} /2/:
عامدين، أممت
وتيممت واحد
تيمموا Teyemmemu "yönelin," آمين
ammine "yönelenler" anlamına gelir. أممت
Emmemtu ve تيممت teyemmemtu fiilleri aynı anlam için kullanılır .
وقال ابن
عباس: {لمستم}
/النساء: 43/
و/المائدة: 6/
و{تمسوهن}
/البقرة: 236، 237/
و/الأحزاب: 49/
و{اللاتي
دخلتم بهن}
/النساء: 23/
والإفضاء: النكاح.
İbn-i Abbas şöyle demiştir: لمستم Lemestum تمسوهن temessuhunne. اللاتي
دخلتم بهن
ellatl dehaltüm bihinne ve إفضاء ifdaü ifadeleri cinsel ilişki anlamına gelir.
حدثنا
إسماعيل قال:
حدثني مالك،
عن عبد الرحمن
بن القاسم، عن
أبيه، عن
عائشة رضي
الله عنها، زوج
النبي صلى
الله عليه
وسلم، قالت: خرجنا
مع رسول الله
صلى الله عليه
وسلم في بعض
أسفاره، حتى
إذا كنا
بالبيداء، أو
بذات الجيش،
انقطع عقد لي،
فأقام رسول
الله صلى الله
عليه وسلم على
التماسه،
وأقام الناس
معه، وليسوا
على ماء، وليس
معهم ماء،
فأتى الناس
إلى أبي بكر
الصديق
فقالوا: ألا
ترى ما صنعت
عائشة، أقامت
برسول الله
صلى الله عليه
وسلم
وبالناس، وليسوا
على ماء، وليس
معهم ماء؟
فجاء أبو بكر،
ورسول الله
صلى الله عليه
وسلم واضع
رأسه على فخذي
قد نام، فقال:
حبست رسول
الله صلى الله
عليه وسلم
والناس،
وليسوا على
ماء وليس معهم
ماء. قالت
عائشة:
فعاتبني أبو
بكر، وقال ما
شاء الله أن
يقول، وجعل
يطعنني بيده
في خاصرتي،
ولا يمنعني من
التحرك إلا
مكان رسول
الله صلى الله
عليه وسلم على
فخذي، فقام
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم حين أصبح
على غير ماء،
فأنزل الله
آية التيمم،
فقال أسيد بن
حضير: ما هي
بأول بركتكم
يا آل أبي بكر.
قالت: فبعثنا
البعير الذي
كنت عليه فإذا
العقد تحته.
[-4607-] Nebi efendimizin eşi Hz. Aişe validemizin şöyle dediği rivayet
edilmiştir:
Seferlerinin birinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte
biz de sefere Çıktık. Beyda ya da Zatu'l-Ceyş denen yere vardığımızda
gerdanlığımın kaybolduğunu fark ettim. Hz. Nebi onun aranması için durdu.
Beraberindeki insanlar da ilerlemeyi durdurdular. Ne su bulunan bir yerde
durmuşlardı, ne de yanlarında su vardı. Bu yüzden bazıları Ebu Bekir
es-Sıddık'a gelip -"Şu Aişe'nin yaptığına bak! Nebi'i ve diğer insanları
su olmayan bir yerde, üstelik elimizde su bulunmadığı bir halde durmaya mecbur
etti," dediler.
Bunun üzerine Ebu Bekir yanıma geldi. O esnada Allah Resulü başını
dizime koymuş uyuyordu. Bana "Rasulullah'ı ve insanlarıyollarından
alıkoydun. Ne durdukları yerde, ne de yanlarında su var," diyerek çıkıştı.
Hz. Aişe olayın bundan sonraki kısmını şu şekilde anlatmıştır: Ebu
Bekir beni azarladı ve bana ağzına geleni söyledi. Bir yandan da böğrüme
vurmaya başladı. Ama ben yerimden bile kımıldamadım. Çünkü Nebi dizimde
uyuyordu. Allah Resulü sabahleyin uyanınca elimizde su yoktu. Bunun üzerine
Allah Teala teyemmüm ayetini indirdi. Üseyd İbn Hudayr da şöyle dedi: Ey Ebu•
Bekir'in ailesi! Bu, sizin vesile olduğunuz ilk hayır değildir."
Hz. Aişe son olarak şunları söylemiştir: Üzerinde yolculuk
yaptığım deveyi kaldırdığımız zaman, bir de ne görelim! Gerdanlık onun altında
imiş.
حدثنا يحيى
بن سليمان
قال: حدثني
ابن وهب قال: أخبرني
عمرو: أن عبد
الرحمن بن
القاسم حدثه
عن أبيه، عن
عائشة رضي
الله عنها: سقطت
قلادة لي
بالبيداء،
ونحن داخلون
المدينة،
فأناخ النبي
صلى الله عليه
وسلم ونزل، فثنى
رأسه في حجري
راقدا، أقبل أبو
بكر فلكزني
لكزة شديدة.
وقال: حبست
الناس في
قلادة، فبي
الموت لمكان
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم، وقد
أوجعني، ثم إن
النبي صلى
الله عليه
وسلم
استيقظ،
وحضرت الصبح،
فالتمس الماء
فلم يوجد،
فنزلت: {يا
أيها الذين
آمنوا إذا
قمتم إلى الصلاة}.
الآية. فقال
أسيد بن حضير:
لقد بارك الله
للناس فيكم يا
آل أبي بكر،
ما أنتم إلا
بركة لهم.
[-4608-] Hz. Aişe'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Medine'ye yönelmiş
ilerlerken Beyda denen yerde gerdanlığım düştü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem devesini çökertip indi. Başını kucağıma koyup uyudu. Sonra Ebu Bekir
geldi. Şiddetle elini göğsüme vurup itti. Ardından "İnsanları bir
gerdanlık yüzünden yollarından alıkoydun. Öyle mi?" dedi. Buna rağmen ben,
Nebi'in durumundan dolayı ölügibi hiç kımıldamadan durdum. Ebu Bekir'in vurması
canımı yakmıştı. Daha sonra Allah Resulü uyandı. Sabah namazı vakit girmişti.
Bu yüzden su arandı, ancak bulunamadı. Bunun üzerine "Ey iman edenler!
Namaz kılmaya kalktığınlz zaman ... " ayeti indi. Üseyd İbn Hudayr da
şöyle dedi: "Ey Ebu Bekir'in ailesi! Allah Teala sizde, insanlar için bir
çok bereket var etmiştir. Siz, mutlaka insanlar için bir bereketsiniz!"
AÇIKLAMA:
İsmail Kadı, "Ahkamu'l-Kur'an" adlı kitabında Mücahid
kanalıyla İbn Abbas'ın, .......ev la mestumu'n-nisae ayetini tefsir ederken, ......lamese
(dokundu) fiilini, cinsel ilişkiye girmek olarak açıkladığını nakletmiştir. Bu
rivayeti İbn Ebı Hatim, Said İbn Cübeyr kanalıyla ve sahih bir senetle
nakletmiştir.
........ (Nasıl alabilirsiniz ki! Birbirinize karılıp
katıldınız, bir yastığa baş koydunuz. Hem onlar siz kocalarından hukuklarını
gözetme konusunda sağlamca te'minat da aldılar?) ayeti hakkında İbn Ebi
Hatim'in, Bekir İbn Abdillah Müzeni kanalıyla aktardığı rivayete göre, İbn
Abbas, ....ifda kelimesinin cinsel ilişkiye girmek anlamına geldiğini
belirtmiştir. Abd İbn Humeyd de İkrime kanalıyla İbn Abbas'ın şöyle dediğini
nakletmiştir: "Mülamese, mübaşere, ifda, rafes, gaşeyan ve cima'
kelimelerinin tamamı cinsel ilişkiye girmek anlamına gelir. Allah Teala bu
kelimeler ile kinaye yapmıştır."
باب: {فاذهب
أنت وربك
فقاتلا إنا
هاهنا قاعدون}
/24/.
4. "SEN VE RABBİN GİDİN SAVAŞIN. BİZ BURADA
OTURACAĞIZ," DEDİLER,(Maide 24) AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا أبو
نعيم: حدثنا
إسرائيل، عن
مخارق، عن طارق
بن شهاب: سمعت
ابن مسعود رضي
الله عنه قال:
شهدت من
المقداد (ح).
وحدثني حمدان
بن عمر: حدثنا
أبو النضر:
حدثنا
الأشجعي، عن
سفيان، عن
مخارق، عن طارق،
عن عبد الله
قال: قال
المقداد يوم
بدر: يا رسول
الله، إنا لا
نقول لك كما
قالت بنو
إسرائيل
لموسى: {فاذهب
أنت وربك
فقاتلا إنا ها
هنا قاعدون}.
ولكن امض ونحن
معك. فكأنه
سري عن رسول
الله صلى الله
عليه وسلم.ورواه
وكيع، عن
سفيان، عن
مخارق، عن
طارق: أن المقداد
قال ذلك للنبي
صلى الله عليه
وسلم.
[-4609-] Abdullah'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bedir
savaşının yapıldığı gün Mikdad, - Ey Allah'ın elçisi! Biz İsrailoğullarının Hz.
Musa'ya "Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada oturacağız,"
dedikleri gibi demeyeceğiz. Aksine "Sen ilerle, biz de seninle
beraberiz," diyeceğiz.
Onun bu sözü Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i
rahatlatmıştı.
باب: {إنما
جزاء الذين
يحاربون الله
ورسوله
ويسعون في الأرض
فسادا أن
يقتلوا أو
يصلبوا - إلى
قوله - أو ينفوا
من الأرض} /33/.
5. "Allah ve Resulüne karşı savaşan ve
yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya
asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka
bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette
ise onlar için büyük bir azab vardır.,"(Maide 33) AYETİNİN TEFSİRİ
المحاربة
لله الكفر به Muharebetü lillahi'l-küfrü bihi "Allah'a karşı savaşmak,
O'nu inkar etmek" anlamına gelir.
حدثنا علي بن
عبد الله:
حدثنا محمد بن
عبد الله
الأنصاري:
حدثنا ابن عون
قال: حدثني
سلمان أبو
رجاء مولى أبي
قلابة، عن أبي
قلابة: أنه كان
جالسا خلف عمر
بن عبد
العزيز،
فذكروا وذكروا،
فقالوا
وقالوا: قد أقادت
بها الخلفاء،
فالتفت إلي
أبي قلابة، وهو
خلف ظهره: فقال:
ما
تقول يا عبد
الله بن زيد،
أو قال: ما
تقول يا أبا
قلابة؟ قلت:
ما علمت نفسا
حل قتلها في
الإسلام، إلا
رجل زنى بعد
إحصان، أو قتل
نفسا بغير
نفس، أو حارب
الله ورسوله
صلى الله عليه
وسلم. فقال
عنبسة: حدثنا
أنس بكذا
وكذا؟ قلت:
إياي حدث أنس،
قال: قدم قوم
على النبي صلى
الله عليه
وسلم فكلموه،
فقالوا: قد
استوخمنا هذه
الأرض، فقال:
(هذه نعم لنا
تخرج،
فاخرجوا
فيها،
فاشربوا من
ألبانها
وأبوالها).
فخرجوا فيها،
فشربوا من
أبوالها
وألبانها،
واستصحوا،
ومالوا على
الرعي
فقتلوه،
واطردوا
النعم، فما
يستبطأ من هؤلاء؟
قتلوا النفس،
وحاربوا الله
ورسوله، وخوفوا
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم. فقال:
سبحان الله،
فقلت: تتهمني؟
قال: حدثنا
بهذا أنس. قال:
وقال: يا أهل
كذا، إنكم لن
تزلوا بخير ما
أبقي هذا
فيكم، ومثل
هذا.
[-4610-] Ebu Kılabe'den rivayet edildiğine göre, o, Ömer İbn Abdilaziz'in
arkasında oturuyormuş. [Halife Ömer, kasame hakkında insanların görüşlerini
sormuş.] Onlar da görüşlerini bildirmişler. [Kasame hakkında] bildiklerini
anlat" . mışlar. "[Kısas gereği öldürülmesine] hükmederiz. Önceki
halifeler de [kısas olarak öldürülmesine] hükmetmişti," demişler. Bunun
üzerine Ömer İbn Abdilaziz, arka tarafında oturan Ebu Kılabe'ye dönerek
"Ey Abdullah İbn Zeyd (veya Ey Ebu Kılabe) senin görüşün nedir?" diye
sormuş.
[Ebu Kılabe olayın bundan sonraki kısmını şöyle anlatmıştır:] Ona
şu şekilde cevap verdim: Muhsan olduktan sonra zina eden veya haksız yere adam
öldüren ya da Allah ve O'nun Nebiine savaş açan kimselerden başkasının İslam'a
göre öldürülmesinin helal olduğunu bilmiyorum.
Bunun üzerine Anbese "Bize Enes İbn Malik şunları şunları
anlatmıştı," dedi.
Ben de şu şekilde karşılık verdim: "Enes, bu olayı bana da
haber vermişti. O, söz konusu olayı şu şekilde aktarmıştı: Nebi (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e bir grup insan geldi ve onunla• konuştular. Ona; -
Medine'nin havası bize ağır geldi, dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de
onlara şöyle dedi: - İşte şunlar bizim develerimiz. Otlamak için meraya
gidiyorlar. Siz de onlarla birlikte gidin. Onların sütlerinden ve idrarlarından
için.
Bu tavsiye üzerine insanlar, develerle birlikte meraya gittiler.
Develerin sütlerinden ve idrarlarından içip iyileştiler. Çobanın üzerine
yürüyüp onu öldürdüler. Develeri de önlerine katıp götürdüler. Artık onlara
karşı yavaş davranılabilir mi? Cana kıymışlar, Allah'a ve O'nun elçisine savaş
açmışlar ve Nebi'i sallallahu aleyhi ve sellem endişeye sevk etmişlerdi."
Bu sözler karşısında Anbese; - Suphanallah! dedi. Ona; - Enes'ten
aktardığım rivayet konusunda beni itham mı ediyorsun? diye sordum.
O da şöyle cevap verdi: - Yok hayır! Enes bize bu şekilde
anlatmıştı. Sonra Anbese orada bulunan insanlara;
- Ey bölge halkı! Aranızda bu adam ve buna benzeyen kimseler
olduğu sürece daima hayır içinde olursunuz, dedi.
AÇIKLAMA:
Allah'a karşı savaşmanın, O'nu inkar etmek ile tefsir edilmesi,
Said İbn Cübeyr ile Hasan-ı Basrıiye aittir. İbn Ebi Hatim, bu yorumu senetli
olarak onlardan aktarmıştır. Çoğunluk ise, buradaki savaşmayı, Müslüman veya
kafir olsun insanların yolunu kesen kimse olarak tefsir etmiştir.
Bu ayet in Uranılerden gelen grup hakkında indiği söylenmiştir.
Bu konu daha önce geçmişti. İmam Buhari’nin bu başlık altında verdiği hadisin
açıklaması "Kitabu'd-diyet"te yapılacaktır.
باب: {والجروح
قصاص} /45/.
6. "BÜTÜN YARALAMALAR BiRBiRiNE KISAS EDiLiR,"(Maide
45) AYETİNİN TEFSİRİ
حدثني محمد
بن سلام:
أخبرنا
الفزاري، عن
حميد، عن أنس
رضي الله عنه
قال:
كسرت
الربيع، وهي
عمة أنس بن
مالك، ثنية
جارية من
الأنصار،
فطلب القوم
القصاص،
فأتوا النبي
صلى الله عليه
وسلم، فأمر
النبي صلى
الله عليه
وسلم
بالقصاص،
فقال أنس بن
النضر، عم أنس
بن مالك: لا
والله لا تكسر
سنها يا رسول
الله، فقال
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم: (يا أنس،
كتاب الله
القصاص). فرضي
القوم وقبلوا
الأرش، فقال
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم: (إن من
عباد الله من
لو أقسم على الله
لأبره).
[-4611-] Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre, halası Rubayyi'
ensardan bir kız çocuğunun ön dişini kırmış, kızın kabilesi kısas talebinde
bulunmuştu. Bunun için Nebi'e sallallahu aleyhi ve sellem geldiler. Allah
Resulü de kısasa hükmetti. Enes İbn Malik'in amcası Enes İbn Nadr, "Hayır,
Allah'a yemin olsun ki Ey Allah'ın elçisi, onun ön dişi kırılmaz!" diyerek
itiraz etti. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Ey
Enes! Allah'ın kitabına göre kısas gerekir," dedi. Sonra kısas isteyen
topluluk kısası terk etmeye razı oldu ve diyeti kabul etti. Bunun üzerine Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah'ın kulları arasında öyle
kimseler vardır ki, Allah'a yemin etseler, Hak Teala onların yeminini yerine
getirir."
Bu hadisin açıklaması "Kitabu'd-diyet"te ayrıntılı
biçimde yapılacaktır inşaallah
باب: {يا أيها
الرسول بلغ ما
أنزل إليك من
ربك} /67/.
7. "EY NEBİ! RABBiNDEN SANA iNDiRiLENi
TEBLiĞ ET!"(Maide 67) AYETiNİN TEFSİRİ
حدثنا محمد
بن يوسف:
حدثنا سفيان،
عن إسماعيل،
عن الشعبي، عن
مسروق، عن
عائشة رضي الله
عنها قالت: من
حدثك أن محمدا
صلى الله عليه
وسلم كتم شيئا
مما أنزل عليه
فقد كذب،
والله يقول:
{يا أيها الرسول
بلغ ما أنزل
إليك}. الآية.
[-4612-] Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Kim sana Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Allah'ın ona indirdiği vahiyden bir şey
gizlediğini söylerse, bil ki o, yalan söylemiştir. Çünkü Allah Teala şöyle
buyuruyor: "Ey Nebi! Rabbinden indirileni tebliğ et! [Eğer bunu yapmazsan,
O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah
kafirlere yol göstermez.]
AÇIKLAMA:
İmam Buhari bu
başlık altında Hz. Aişe'den nakledilen hadisin bir kısmını zikretti. Bu hadisin
tamamı ve geniş açıklaması "Kitabu't-tevhid"de yapılacaktır.
باب: {لا
يؤاخذكم الله
باللغو في
إيمانكم} /89/.
8. "ALLAH, KASITSIZ OLARAK AĞZINIZDAN ÇıKAN YEMİNLERİNİZDEN
DOLAYI SİZİ SORUMLU TUTMAZ, ''(Maide 89) AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا علي بن
سلمة: حدثنا
مالك بن سعير:
حدثنا هشام،
عن أبيه، عن
عائشة رضي
الله عنها:
أنزلت هذه
الآية: {لا
يؤاخذكم الله
باللغو في
إيمانكم}. في
قول الرجل: لا
والله، وبلى
والله.
[-4613-] Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, "Allah, kasıtsız olarak
ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz ... " ayeti,
[yemin kastı olmaksızın] insanların "Hayır, vallahi; evet, vallahi"
demeleri üzerine inmiştir.
Tekrar: 6663.
حدثنا أحمد
بن أبي رجاء:
حدثنا النضر،
عن هشام قال:
أخبرني أبي،
عن عائشة رضي
الله عنها:
أن
أباها لا يحنث
في يمين، حتى
أنزل الله
كفارة اليمين،
قال أبو بكر:
لا أرى يمينا
أرى غيرها خيرا
منها إلا قبلت
رخصة الله،
وفعلت الذي هو
خير.
[-4614-] Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, babası [Ebu Bekir], Allah
Teala yemin keffareti hakkında ayet indirinceye kadar hiçbir yeminini
bozmamıştır. Ebu Bekir şöyle demiştir: "Sonradan aksini hayırlı gördüğüm
her yemin konusunda Allah'ın ruhsatını kabul ettim ve hayırlı olanı yaptım.
"
Tekrar: 6621.
AÇIKLAMA:
Hz. Aişe lağv yeminini, mükellefin yemin kastı taşımadan
telaffuz ettiği yemin olarak açıklamıştır. Lağv yemini hakkındaki diğer
tarifieri şu şekilde verebiliriz:
1- Zann-ı galibe göre yapılan yemin.
2- Kızgınlık anında yapılan yemin.
3- İsyan için yapılan yemin.
Bu konuda bir başka ihtilaf daha vardır. Yeminler konusunda bu mesele
açıklığa kavuşturulacaktır.