|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Tefsir / YUNUS SURESİ |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
1. BAB
وقال ابن
عباس: {فاختلط
به نبات
الأرض} /24/: فنبت بالماء
من كل لون.
{قالوا اتخذ
الله ولدا
سبحانه هو
الغني} /68/.
İbn Abbas şöyle demiştir: فاختلط
به نبات الأرض Fehtelada bihi nebatu'l-ard (Yeryüzü bitkiIeri
o su sayesinde gürleşip bırbirine girer)(Yunus 24) ifadesi, bütün bitki
türlerinin su ile bittiği anlamına gelir. قالوا
اتخذ الله
ولدا سبحانه
هو الغني
Ve kalu ittihaze Allahu veleden sübhanehu ve huve'l-ğaniyyu (Müşrikler:
"Allah çocuk edindi" dediler. Haşa! O bundan münezzehtir. O'nun
çocuğa ihtiyacı yoktur. )
وقال زيد بن
أسلم: {أن لهم
قدم صدق} /2/: محمد
صلى الله عليه
وسلم، وقال
مجاهد: خير.
يقال: {تلك
آيات} /1/: يعني
هذه أعلام
القرآن،
ومثله: {حتى
إذا كنتم في
الفلك وجرين
بهم} /22/: المعنى
بكم. {دعواهم} /10/:
دعاؤهم. {أحيط
بهم} /22/: دنوا من
الهلكة.
{أحاطت به
خطيئته} /البقرة:
81/. {فأتبعهم} /90/:
واتبعهم واحد.
{عدوا} /90/: من العدوان.
Zeyd İbn Eslem şöyle demiştir: أن
لهم قدم صدق Enne lehum kademe sıdkin (Onlar için yüksek bir doğruluk makamı
olduğunu) (Yunus 2) ayetinde geçen doğruluk makamı Hz. Muhammed'dir.
Mücahid ise ayette geçen doğruluk makamını "iyilik"
olarak tefsir etmiştir. [Aşağıdaki ifadeler] şu şekilde açıklanmıştır: تلك آيات
Tilke ayatun ifadesi "Bunlar Kur'an'ın işaretleridir,"(Yunus 1)
anlamına gelir. Buradaki durum حتى
إذا كنتم في
الفلك وجرين
بهم hatta iza kuntum
fi'l-fulki ve cerayne bihim (Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de
sizi tatlı bir rüzgarla alıp götürdükleri)(Yunus 22) ayetindeki duruma benzer.
Ayette geçen !bihim (onları) ifadesi, !biküm (sizi) anlamına gelir. دعواهم
Da'vahum (Yunus 10) ifadesi, "onların duaları" anlamına gelir.
أحيط بهم
Uhita bihim (Yunus 22) ifadesi, "helaka yaklaştılar" manasını ifade
eder. أحاطت
به خطيئته
Ehatet bihi hatietuhu (Bakara 81) ifadesi ise "kötülüğü kendisini
çepeçevre kuşatırsa" manasına gelir. أتبعهم İttebeahum ile اتبعهم etbeahum ifadelerinin anlamı aynıdır.(Yunus 90) عدوا
Adven(Yunus 90) "düşmanlık etmek" anlamını ifade eder.
وقال مجاهد:
{ولو يعجل
الله للناس
الشر
استعجالهم
بالخير} قول
الإنسان
لولده وماله
إذا غضب:
اللهم لا تبارك
فيه والعنه
{لقضي إليهم
أجلهم} /11/: لأهلك
من دعي عليه
ولأماته.
{للذين أحسنوا
الحسنى} مثلها
حسنى {وزيادة} /26/:
مغفرة.
{الكبرياء} /78/:
الملك.
Mücahid şöyle demiştir: "Eğer Allah insanlara, hayrı
çarçabuk istedikleri gibi, şerri de acele verseydi" ayetinde geçen şerden
maksat, kızdığı zaman kişinin çocuklarına ve malına "Allah onda bereket
bırakmasın!", "Allah ona lanet etsin!" gibi sözler
söylemesidir.(Yunus 11) "Elbette onların ecelleri bitirilmiş olurdu,"
ifadesi ise, "Elbette Yüce Allah, beddua edilen kimseleri helak eder ve
öldürürdü," anlamına gelir. للذين
أحسنوا
الحسنى
lillezlne ahsenu'l-husna (Güzel davrananlara güzellik vardır) ayetinde geçen حسنى
husna kelimesi "daha güzeli" anlamına, وزيادة ve ziyade ise "bağışlanma ve Allah'ın rızasını
kazanma," anlamına gelir.(Yunus 26) Başka bir müfessir ise, ayette geçen وزيادة
ve ziyade ifadesini "Allah'ın vechine bakmak" olarak tefsir etmiştir.
كبرياء
kibriya, "mülk - hakimiyet" demektir.(Yunus 78)
AÇIKLAMA:
İbn Abbas şöyle demiştir: ........Fehteleda bihı nebatul-ardi
(Yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer) ifadesi, bütün
bitki türlerinin su ile bittiği anlamına gelir. Bu rivayeti İbn Cerir, başka
bir senetle İbn Cüreyc ve Ata kanalıyla İbn Abbas'tan "Dünya hayatının
durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların
yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer,
"(Yunus 24) ayetinin tefsirinde zikretmiştir. Söz konusu rivayete göre İbn
Abbas şöyle demiştir: Buğday, arpa ve benzeri, insanların yediği bütün gıdalar
su sayesindebiter.
Zeyd İbn Eslem'den aktarılan rivayeti İbn Cerir, İbn Uyeyne
kanalıyla ondan senedli olarak aynen bu şekilde nakletmiştir. Mücahid'in
tefsirini ise Firyabi, "İman edenlere, Rableri katında onlar için yüksek
bir doğruluk makamı olduğunu müjdele!"(Yunus 2) ayetinin tefsirinde, İbn
Ebi Necih kanalıyla ondan nakletmiştir. İbn Cerir de bir başka senetle Mücahid'in
şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Doğruluk makamı, onların namazları,
oruçları, zekatları ve tesbihleridir." Hakim de Enes kanalıyla Übey İbn
Ka'b'ın "Doğruluk makamı" ifadesini "önceden belirlenmiş bir
doğruluk" şeklinde yorumladığını rivayet etmiştir. Bu rivayetin senedi
hasendir.
Mücahid şöyle demiştir: "Eğer Allah insanlara, hayrı
çarçabuk istedikleri gibi şerri de acele verseydi" ayetinde geçen şerden
maksat, kızdığı zaman kişinin çocuklarına ve malına "Allah onda bereket
bırakmasın!", "Allah ona lanet etsin!" gibi sözler söylemesidir.
Bedduanın yasaklanması konusunda merfu' bir hadis vardır. Söz konusu hadisi
İmam Müslim uzun bir rivayetin bir bölümü olarak tahriç etmiştir. Ebu Davud ise
Ubade İbn Velld ve Cabir kanalıyla Hz. Nebi'den müstakil bir hadis olarak
rivayet etmiştir. Bu rivayete göre Nebi Sallallahu aleyhi ve Sellem,
"Kendi kendinize beddua etmeyin! Çocuklarınıza beddua etmeyin! Mallarınıza
beddua etmeyin! Allah'ın kendisinden istediğiniz zaman size icabet edeceği
zamana denk gelmeyin!" buyurmuştur.
Başka bir müfessir ise, ayette geçen .....ve ziyade ifadesini
"Allah'ın vechine bakmak" olarak tefsir etmiştir. Taberi, Said İbn
Ebi Arube kanalıyla ondan şu tefsiri nakletmiştir:.....Husna kelimesi
"Cennet,".....ve ziyade kelimesi ise "Rahman'ın vechine
bakmak" demektir. Bu konuda merfu' bir hadis vard.ır. Söz konusu hadisi
İmam Müslim" Tirmizi ve diğer hadis imamları Hammad ıbn Seleme, Sabit,
Abdurrahman ıbn Ebi Leyla ve Suhayb kanalıyla rivayet etmişlerdir. Bu rivayete
göre, Hz. Nebi şöyle buyurmuştur: "Cennet ehli Cennete girdiği zaman,
onlara: ...Allah'ın size bir vaadi var,' diye seslenilir. Onlar da: 'Yüzlerimiz
ağarmadı mı? Cehennemden uzaklaştırılmadık mı? Cennete girmedik mi?' derler.
Bunun üzerine örtü kalkar ve Cennetlikler Rablerine bakarlar. Allah'a yemin
ederim ki, Yüce Allah bundan daha sevimli bir şeyi onlara vermemiştir."
Daha sonra Hz. Nebi Sallallahu aleyhi ve Sellem "Güzel davrananlara daha
güzel karşılık, bir de fazlası vardır," ayetini okumuştur.
باب: {وجاوزنا
ببني إسرائيل
البحر
فأتبعهم
فرعون وجنوده
بغيا وعدوا
حتى إذا أدركه
الغرق قال
آمنت أنه لا
إله إلا الذي
آمنت به بنو
إسرائيل وأنا
من المسلمين} /90/.
2. "Ve sonra İsrailoğulları'nı denizden aşırdık. Firavun, düşmanca
saldırmak için derhal adamlarını ve askerlerini arkalarına düşürdü. Ta ki, suda
boğulmaya başlayınca "İnandım, gerçekten de İsrailoğulları'nın iman
ettiğinden başka tanrı yoktur. Ben de ona teslim olanlardanım."
dedi."(Yunus 90) AYETİNİN TEFSİRİ
{ننجيك}
/92/: نلقيك على
نجوة من
الأرض، وهو
النشز: المكان
المرتفع.
ننجيك Nuneccike ifadesi
"Seni yeryüzünde yüksek bir yer manasına gelen necveye bırakacağız,"
anlamına gelir. (Yunus 92)
حدثني محمد
بن بشار:
حدثنا غندر:
حدثنا شعبة، عن
أبي بشر، عن
سعيد بن جبير،
عن ابن عباس
قال:
قدم
النبي صلى
الله عليه
وسلم
المدينة،
واليهود تصوم
عاشوراء،
فقالوا: هذا
يوم ظهر فيه
موسى على
فرعون، فقال
النبي صلى
الله عليه
وسلم لأصحابه:
(أنتم أحق
بموسى منهم،
فصوموا).
[-4680-] İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Hz. Nebi
Medine'ye geldi. Yahudiler aşura orucunu tutuyorlardı. "Bu gün, Musa'nın
Firavun'a üstün geldiği gündür," diyorlardı. Bunun üzerine Allah Resulü
Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabına şöyle buyurdu: "Siz, Musa'ya onlardan
daha layıksınız. O halde oruç tutun!"
AÇIKLAMA:
.....Necve "yüksek tepe" anlamına
gelir. Çoğulu ise .....Nica şeklindedir. Ayette (Yunus 92) geçen ....nuneccike
ifadesi "kurtulmak" anlamına gelen ......necat kökünden türememiştir.
Bu kelimenin, "kurtulmak" anlamına gelen ....necat kökünden türediği
de ileri sürülmüştür. Buna göre ayet in anlamı şu şekilde olur: Kavmin denizin
içinde kalırken Biz seni oradan kurtardık (sahile attık).
Kavram açıklamasından sonra İmam Buhari, aşura orucu hakkında
İbn Abbas'tan nakledilen hadisi zikretti. Bu hadisin açıklaması
"Kitabu's-sıyam"da yapılmıştı.
Bu hadisin konu başlığı ile ilgisi, söz konusu haberin bazı
rivayetlerinde bulunan şu ifadede mevcuttur: "Bu, Allah Teala'nın Hz.
Musa'yı kurtarıp Firavun'u boğduğu gündür."