صحيح البخاري

Sahih-i Buhari

Tefsir / İBRAHİM SURESİ

 

ANA SAYFA      Kur’an      Hadis      Sözlük      Biyografi

 

قال ابن عباس: {هاد} /الرعد: 7/: داع. وقال مجاهد: {صديد} /16/: قيح ودم.   وقال ابن عيينة: {اذكروا نعمة الله عليكم} /6/: أيادي الله عندكم وأيامه.

İbn Abbas şöyle demiştir: هاد Hadin (Ra'd 7) "davet eden" anlamına gelir. Mücahid şunu söylemiştir: صديد Sadid "kusmuk ve kan" manasını ifade eder. İbn Uyeyne şöyle demiştir: اذكروا نعمة الله عليكم Uzkuru ni'metallahi aleykum (İbrahim, 6) "Allah'ın sizin yanınızdaki desteğini ve azab günlerini hatırlayın!" anlamına gelir.

 

وقال مجاهد: {من كل ما سألتموه} /34/: رغبتم إليه فيه. {يبغونها عوجا} /3/و/هود: 19/: يلتمسون لها عوجا. {وإذ تأذن ربكم} /7/: أعلمكم، آذنكم. {ردوا أيديهم في أفواههم} /9/: هذا مثل، كفوا عما أمروا به. {مقامي} /14/: حيث يقيمه الله بين يديه. {من ورائه} /16/: قدامه. {لكم تبعا} /21/: واحدها تابع، مثل غيب وغائب. {بمصرخكم} /22/: استصرخني استغاثني. {يستصرخه} /القصص: 18/: من الصراخ. {ولا خلال} /31/: مصدر خاللته خلالا، ويجوز - أيضا - جمع خلة وخلال. {اجتثت} /26/: استؤصلت.

Mücahid de şunları söylemiştir: من كل ما سألتموه min kulli ma seeltümuh(İbrahim, 34) "arzuladığınız her şeyi," يبغونها عوجا yebğuneha' ivecen (İbrahim, 3) "onun eğriliğini isteyenler," وإذ تأذن ربكم ve iz teezzne Rabb,ukum(İbrahim, 7) "Hatırlayın ki, Rabbiniz size bildirmişti" anlamına gelir. أيديهم في أفواههم Eydiyehum fi efvahihim (İbrahim, 9) ifadesi bir deyimdir. İnkarcıların kendilerine emredilenlerden geri durduklarını ifade eder. مقامي Makami (İbrahim, 14) "Allahın kulunu huzurunda durduracağı yer," من ورائه min veraihi  "önünde Cehennem var" anlamına gelir. لكم تبعا  lekum tebean (İbrahim, 21) ifadesinde geçen تبعا tebean kelim.esinin tekili تابع tabiun şeklinde gelir. Tıpkı غيب ğayeb kelimesinin tekilinin غائب.ğaib şeklinde geldiği gibi. بمصرخكم Bi musrihikum (İbrahim, 22) ifadesinde geçen مصرخ musrih kelimesi "benden yardım diledi" anlamına gelen استصرخني istesrahani fiili ile aynı kökten türemiştir. يستصرخه Yestesrihuhu (Kasas, 18) "bağırmak, çığlık atmak" anlamına gelir. صراخ surah kökünden türetilmiştir. ولا خلال vela hilal (İbrahim, 31) ifadesinde geçen خلال hilaI kelimesi "onunla dostluk kurdum" anlamına gelen خاللته haleltuhu fiilinin masdarıdır. Bu kelime dostluk anlamına gelen خلة hulle kelimesinin çoğulu da olabilir. ,: اجتثت Uctusset (İbrahim, 26) ise "kökü kopanlmış" anlamına gelir.

 

AÇIKLAMA:  ........Hadin kelimesi bir önceki surede yer alan .... innema ente münzirun ve li külli kavmin hadin ayetinin içinde geçmektedir. Tefsir alimleri bu ayette geçen ..... Münzir (uyarıcı) kelimesi ile Hz. Muhammed'in kastedildiği konusunda ittifak etmişlerdir. Ancak ......hadin kelimesi ile neyin kastedildiği konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. İmam Taberl, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas'ın bu kelimeyi "davet eden" şeklinde açıkladığını nakletmiştir.

 

Ebu Ubeyde .........(Hatırlayın ki, Rabbiniz size bildirmişti.)" ayeti hakkında şunları söylemiştir: ... iz edatı zaiddir .......teezzene ise bildirdi anlamına geleı: .... azene fiilinin tera'ul babına girmiş halidir." Dil alimlerinin çoğuna göre ..... teezzene bildirmek anlamına gelen ...... izan kökünden türemiştir. Tefa'ul babı ise kesin kararlılık ifade eder. Bu yüzden bu ifadenin cevabı, yemin cümlesinin cevabı gibi gelmiştir. 

 

Ebu Ubeyde ........ feraddu eydiyehum fl efvahihim ayeti hakkında şöyle demıştir: "Burada deyimsel bir ifade söz konusudur. Anlamı ise şu şekildedir: Onlar, kendilerine kabul etmeleri emredilen hakka iman etmediler. Arapçada bir kişi susup cevap vermediği zaman ...... radde yedehu fi fihi (Elini ağzına götürdü) denir." Ebu Ubeyde'nin bu gorüşüne itiraz edilmiştir. Bu konuda şöyle denmiştir: Arapların yapmak istediği bir şeyi terk eden kimse için........ radde yedehu fi fıhi dediği duyulmamıştır.

 

Abd İbn Humeyd, Ebu'l-Ahvas kanalıyla Abdullah'ın bu ifadeyi "Parmaklarını ısırdılar," şeklinde açıkladığını nakletmiştir. Hakim de bu rivayeti sahih kabul etmiştir. Rivayetin senedi sahihtir. Başka bir ayet de bu anlamı desteklemektedir: ........ (Kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. )(Al-i İmran 119)

 

Şöyle bir yorum daha ileri sürülmüştür: Bu ifade kafirlerin, Nebilerin ellerini ağızlarına bastıklarını gösterir. Kafirlerin Nebilerin sözlerini kabul etmeye yanaşmadıkları anlamına gelir. Ya da ayette geçen "eller" kelimesi ile nimetler kastedilmiştir. Bu durumda ayet şu anlama gelir: Kafirler, Nebilerin nimetini reddetmişlerdir. Yani onların kendilerine yaptıkları nasihatleri kabul etmemişlerdir. Çünkü onları yalanlamışlardı. Adeta Nebilerin kendilerine sundukları nimeti, geldiği yere aynen iade etmişlerdi.

 

.....Uctusset ise 'kökü koparılmış' anlamına gelir, yorumu Ebu Ubeyde'ye aittir. İmam Taberi, Said kanalıyla Katade'den böyle bir yorum nakletmiştir. Avfi kanalıyla da İbn Abbas'ın bu ifade hakkında şöyle dediğini aktarmıştır: "Allah Teala kafir için kötü ağacı örnek gösterdi. Kafirin amelinin kabul edilmeyeceğini ve katına ulaşmayacağını bildirdi. Çünkü onun amelinin yeryüzünde sağlam bir kökü ve gökyüzünde bir dalı yoktur." Dahhak'ın da "........ma leha min karar" ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Bu ifade agacın kökünün, dallarının, meyvesinin ve herhangi bir faydasının olmadığıanlamına gelir. Kafirler de böyledir. Ne iyilik yaparlar, ne de güzel bir söz söylerler. Allah Teala onlarda bereket ve fayda yaratmamıştır.

 

 

باب: قوله: {كشجرة طيبة أصلها ثابت وفرعها في السماء. تؤتي أكلها كل حين} /24 - 25/.

1- "Görmedin mi? Allah nasıl bir misal verdi. Güzel bir söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. (O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman meyve verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller verir."(İbrahim 24-25) AYETİNİN TEFSİRİ

 

حدثني عبيد بن إسماعيل، عن أبي أسامة، عن عبيد الله، عن نافع، عن ابن عمر رضي الله عنهما قال:

 كنا عند رسول الله صلى الله عليه وسلم، فقال: (أخبروني بشجرة تشبه، أو: كالرجل المسلم، لا يتحات ورقها، ولا ولا ولا، تؤتي أكلها كل حين). قال ابن عمر: فوقع في نفسي أنها النخلة، ورأيت أبا بكر وعمر لا يتكلمان، فكرهت أن أتكلم، فلما لم يقولوا شيئا، قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (هي النخلة). فلما قمنا قلت لعمر: يا أبتاه، والله لقد وقع في نفسي أنها النخلة، فقال: ما منعك أن تكلم؟ قال: لم أركم تكلمون، فكرهت أن أتكلم أو أقول شيئا، قال عمر: لأن تكون قلتها، أحب إلي من كذا وكذا.

 

[-4698-] İbn Ömer'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında idik. Bize; "Müslüman birine benzeyen veya onun gibi olan, yaprakları dökülmeyen, [meyvesi eksik] olmayan, [gölgesi} sona ermeyen, [faydası] yok olmayan ve her zaman yemiş veren bir ağacı bana söyleyin," dedi.

 

İbn Ömer şöyle dedi: "Bu ağacın hurma ağacı olduğu içime doğdu. Ama Ebu Bekir ile Ömer'e baktım, onlar konuşmuyordu. Ben de konuşmayı uygun görmedim. Onlar bir şey söylemeyince, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

 

"O, hurma ağacıdır," dedi. Allah Resulü'nün meclisinden ayrıldıktan sonra Ömer'e "Babacığım! Allah'a yemin ederim ki, o ağacın hurma olduğu gönlüme doğmuştu," dedim. O da; "Konuşmana ne mani oldu?" diye sordu. Ben de şöyle cevap verdim: Sizin konuşmadığınızı gördüm. Ben de konuşmayı veya bir şey söylemeyi uygun görmedim. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: "Kuşkusuz bu cevabı söylemiş olman, bana şundan şu ndan daha sevimli gelirdi."

 

 

AÇIKLAMA:

 

Bu rivayetin açıklaması "Kitabu'l-ilm"de ayrıntılı olarak yapılmıştı. Orada açıkça, ayette geçen ağacın hurma ağacı olduğu belirtilmişti. Bu rivayette, ayette geçen ağaç ile Hindistan cevizi ağacının kastedildiğini söyleyenlere bir red söz konusudur.

 

Ayette geçen ......tayyibe (güzel) kelimesi ağacın, meyvesinin lezzetli veya şeklinin güzel ya da kendisinin faydalı olduğu anlamına gelir. Bu durumda faydasının bir sonucu olarak ağaç güzel olur. .........Asluha sabit (kökü yerde sabit) ifadesi ise kökünün kesilmediğini, ..........fer'uha fi's-sema (dalları gökte) ifadesi de ağacın mükemmelliğin zirvesinde olduğunu gösterir. Ağacın boyu uzadıkça yerdeki pisliklerden de uzak olur.

 

Hakim, Enes b. Malik'ten şu hadisi nakletmiştir: "Güzel ağaç hurma, kötü ağaç ise Ebu Cehil karpuzudur."

 

 

باب: {يثبت الله الذين آمنوا بالقول الثابت} /27/.

2. "ALLAH İNANANLARI, SAĞLAM BİR SÖZ ÜZERİNDE TUTAR," (İbrahim 27) AYETİNİN TEFSİRİ

 

حدثنا أبو الوليد: حدثنا شعبة قال: أخبرني علقمة بن مرثد قال: سمعت سعد بن عبيدة، عن البراء بن عازب:

 أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: (المسلم إذا سئل في القبر: يشهد أن لا إله إلا الله، وأن محمدا رسول الله. فذلك قوله: {يثبت الله الذين آمنوا بالقول الثابت في الحياة الدنيا وفي الآخرة}).

 

[-4699-] Bera İbn Azib'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Kabirde iken Müslümana sorulduğu zaman, o Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun elçisi olduğuna şehadet edecektir. İşte bu şu ayetin anlamıdır: Allah iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar.

 

 

AÇIKLAMA:

 

İmam Buhar! burada Bera İbn Azib'den gelen hadisi muhtasar olarak zikretti. Bu hadis, "Kitabu'l-cenaiz"de tam olarak geçmişti. Ayrıntılı açıklaması da orada yapılmıştı.

 

 

باب: {ألم تر إلى الذين بدلوا نعمة الله كفرا} /28/.

3. "ALLAH'IN NİMETİNE NANKÖRLÜKLE KARŞILIK VERENLERİ GÖRMEDİN Mİ?"(İbrahim 28) AYETİNİN TEFSİRİ

 

 ألم تر: ألم تعلم؟ كقوله: {ألم تر كيف} /24/. {ألم تر إلى الذين خرجوا} /البقرة: 243/. {البوار} /28/: الهلاك، بار يبور بورا. {قوما بورا} /الفرقان: 18/: هالكين.

 

ألم تر  Elem tera, ألم تر كيف elem tera keyfe (İbrahim 24) ve ألم تر إلى الذين خرجوا elem tera ilellezine haracu (Bakara 243) ayetlerinde olduğu gibi "bilmedin mi?" anlamına gelir. بوار Bevar (İbrahim 28) helak olmak anlamındadir. بار Bara, يبور yeburu fiilinin masdarıdır. قوما بورا Kavmen bura (Furkan 18) ifadesinde geçen ....bur kelimesi "helak olanlar" anlamına gelir.

 

حدثنا علي بن عبد الله: حدثنا سفيان، عن عمرو، عن عطاء: سمع ابن عباس:

 {ألم تر إلى الذين بدلوا نعمة الله كفرا}. قال: هم كفار أهل مكة.

 

[-4700-] İbn Abbas'ın "Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık verenleri görmedin mi?" ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bu ayette bahsedilenler, Mekkeli kafirlerdir.

 

 

AÇIKLAMA:

 

İmam Buhari bu ayetin kimin hakkında indiğini bildiren İbn Abbas hadisini muhtasar olarak zikretti. Bu hadis açıklamasıyla birlikte tam olarak "Bedir Savaşı" başlığı altında geçmişti,

 

İmam Taberi başka bir senetle İbn Abbas'tan bir rivayet aktarmıştır. Buna göre İbn Abbas, Hz. Ömer'e "Bu ayette kastedilenler kimlerdir?" diye sormuş. O da şöyle cevap vermiş: "Bu ayette kastedilenler, benim dayılarım senin de amcaların olan Mahzumoğulları ile Ümeyyeoğullarından iki facir gruptur. Allah Teala benim dayılarımı Bedir savaşında tarihe gömdü. Senin amcalarına ise bu zamana kadar süre tanıdı."

 

Hz. Ali'nin de şöyle söylediğini nakletmiştir: "Bu ayette kastedilen, iki facir gruptur. Onlar Ümeyyeoğulları ile Muglreoğullarıdır. Allah Teala Bedir savaşında Muğıreoğullarını tarihten sildi. Ümeyyeoğulları ise bu zamana kadar Allah'ın nimetlerinden yararlanmaya devam etti."

 

Bu rivayet Abdurrezzak ve Nesai tarafından da nakledilmiştir. Hakim bu rivayetin sahih olduğuna hükmetmiştir. Kanaatime göre burada Ümeyyeoğulları ile Mahzumoğullarının tamamı değil de, bir kısmı kastedilmiştir. Çünkü Mahzumoğullarının tamamı Bedir savaşında yok edilmemişti. Bu ayette kastedilenler Mahzumoğullarından Ebu Cehil ve Ümeyyeoğullarından Ebu Süfyan gibi bir kısım insanlardır.

 

 

SONRAKİ