|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Tefsir / SEBE SURESİ |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
يقال:
{معاجزين} /5، 38/:
مسابقين.
{بمعجزين}
/الأنعام: 134/:
بفائتين.
{سبقوا}
/الأنفال: 59/:
فاتوا. {لا
يعجزون} /الأنفال:
59/: لا يفوتون.
{يسبقونا}
/العنكبوت: 4/:
يعجزونا،
ومعنى
{معاجزين}
مغالبين،
يريد كل واحد
منهما أن يظهر
عجز صاحبه.
{معاشر} /45/: عشر.
الأكل: الثمر.
{باعد} /19/: وبعد
واحد.
معاجزين Muacizin (Sebe 5) "öne geçmek için yarışanlara," معجزين
mu'cizin "geçenlere" ve '.....muaciziyye "benimle öne geçme
yarışı yapanlara" denir. سبقوا Sebeku "geçtiler," لا
يعجزون
la yu'cizune "geçemezler,"(Enfal 59) يسبقونا yesbikuna (Ankebut 4) "bizi aciz bırakamazıar," .… bi mu'cizine
"bizim önümÜze geçemezler," معاجزين muacizine "birbirine Üstün' gelmeye çalışan iki
taraf" anlamına gelir. Bu kelime, taraflardan her birinin diğerinin
acziyetini ortaya çıkarma isteğini ifade eder. معاشر Mi'şar (Sebe 5) "1/10" أكل ukul (Sebe 16) "meyve" demektir. باعد
Baid (Sebe 19) ile باعد ba'id aynı 'anlama gelir. "
وقال مجاهد:
{لا يعزب} /3/: لا
يغيب. {العرم} /16/:
السد، ماء
أحمر، أرسله
الله في السد،
فشقه وهدمه،
وحفر الوادي،
فارتفعت على
الجنتين،
وغاب عنهما
الماء
فيبستا، ولم
يكن الماء
الأحمر من السد،
ولكن كان
عذابا أرسله
الله عليهم من
حيث شاء.
Mücahid şöyle demiştir: لا
يعزب la ya'zubu (Sebe 3)
"kaybolmaz" anlamındadır...Seyle'l-arim [ifadesindeki عرم arim kelimesi (Sebe 16)
"baraj" anlamına gelir. Allah Teala kırmızı renkli suyu baraja
göndermişti. Bu su, barajı delip yıkmış ve vadiyi oymuştu. Sonunda vadinin iki
tarafında bulunan bahçeler yüksekte kaldı. Su buralara ulaşmaz oldu. Nihayet
iki bahçe de kurudu. Kırmızı su barajdan değil
Doğrusu bu su, Allah'ın dilediği bir yönden o bölge halkına gönderdiği
bir azabdır.
وقال عمرو بن
شرحبيل:
{العرم}
المسناة بلحن
أهل اليمن.
Amr İbn Şurahbil şöyle demiştir: عرم Arim, Yemen halkının dilinde kat kat yükseltilmiş baraj
anlamına gelen مسناة müsenna adıyla anılırdı.
وقال غيره:
العرم الوادي.
السابغات:
الدروع.
Diğer bir müfessir de "Arim,vadi anlamına
gelir,"demiştir. سابغات Sabiiğat (Sebe 11) ise "zırhlar" anlamına gelir. '
وقال مجاهد:
{يجازى} /17/:
يعاقب. {أعظكم
بواحدة} /46/:
بطاعة الله.
{مثنى وفرادى} /46/:
واحد واثنين.
{التناوش} /52/: الرد
من الآخرة إلى
الدنيا. {وبين
ما يشتهون} /54/: من
مال أو ولد أو
زهرة.
{بأشياعهم} /54/:
بأمثالهم.
Mücahid şöyle demiştir: يجازى Yucaza "cezalandırılır" anlamına gelir. أعظكم
بواحدة
Euzukum bi vahide [ifadesinde geçen vahıde kelimesi (Sebe 46) "Allah'a
itaat'" demektir. مثنى
وفرادى
Mesna ve furada kelimeleri "iki ve bir" anlamına gelir. تناوش
tenavuş "ahiretten dünyaya döndürülme" demektir. وبين ما يشتهون ve beyne ma yeştehun [ifadesinde geçen arzuladıkları şeylerden
maksat (Sebe 54) mal, çocuk ve dünya hayatının güzelliğidir. بأشياعهم Bi eşyaihim "onların benzerlerine" anlamına gelir.
وقال ابن
عباس:
{كالجواب} /13/:
كالجوبة من
الأرض. الخمط:
الأرك. والأثل:
الطرفاء.
{العرم}:
الشديد.
İbn Abbas şöyle demiştir: كالجواب Ke'l-cevab "yeryüzünde huzur bulunan bir mekan gibi,"
خمط hamtu "misvak
ağacı," أثل eselu "ılgın ağacı" ve عرم arim "şiddetli" anlamına gelir.
AÇIKLAMA:
İbn İshak ve diğerleri şöyle demiştir: Sebe', Yeşcub İbn Ya'rib
İbn Kahtan'ın oğludur. Sebe'nin bir adamın ismi olduğu, Tirmizi'nin Ferve İbn
Müseyk kanalıyla naklettiği ve hasen olduğunu belirttiği bir rivayette
geçmektedir. Söz konusu rivayette Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sebe'nin
başına gelenler geldi," buyurunca Ashab-ı kiramdan biri "Sebe' nedir?
Bir yer mi? Yoksa bir kadının adı mı?" diye sordu. Bunun üzerine Allah
Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "O ne yerdir, ne de bir
kadın. Ancak Araplardan on boyun atasıdır. Onun oğullarından altısı Yemen'i
meskentutmuş, dördü ise Şam dolaylarına yerleşmiştir." Tirmizi bu konuda
İbn Abbas'tan da bir hadisin nakledildiğini belirtmiştir. Hem Ferve, hem de İbn
Abbas'tan nakledilen hadisler Hakim tarafından sahih kabul edilmiştir .
Ebu Ubeyde, ..........ve ma beleğu mi'şare ma ateynahum ayetinde
geçen mi'şar kelimesini 1/10 olarak izah etmiştir. Fena da bu ayetin anlamı
hakkında şöyle demiştir: "Mekke halkı, kendilerinden önce helak ettiğimiz
toplumlara verdiğimiz güç, cüsse, çocuk ve sayının 1!10'una ulaşamamıştır.
Mi'şar 1/10 demektir."
Kadi Iyad, Ebu Zerr rivayetinde geçen .......feşekkahu
ifadesinin .......febesekahu şeklinde nakledildiğini belirtmiştir.
........Beseka fiili nehri yatağından başka bir yere çevirmek amacıyla toprağı
kazmayı ifade etmek için kullanılır ..
İbnu't-Tin şöyle demiştir: "Arim ile suyun yükselip toprağa
akması için vadinin önüne kurulan sed kastedilir. Öyle anlaşılıyor ki bu
kelime, suyun her yöne gitmesi anlamına gelen ........arame kökünden
türemiştir." Fena da şöyle demiştir: "Arim kat kat (müsenna) anlamına
gelir. Bu barajın üç kapısı vardı. İnsanlar önce birinci kapıdan suyu serbest
bırakırdı. Daha sonra ikinci, en sonunda da üçüncü kapıdan suyu salıverirlerdi.
Bir sonraki sene baraj su ile dolana kadar susuz kalmazlardı. En fazla nimet,
bu barajın etrafındaki halka verilmişti. Ancak onlar Allah'ın Nebilerini tasdik
etmeye yanaşmayıp inkar edince, Allah Teala bu barajı patlattı. Bu yüzden
topraklarını su bastı, evlerine çamur doldu ve darmadağın oldular. Hatta
onların darmadağın oldukları şu şekilde atasözü olarak Araplar arasında
yayıldı: ......... teferraku eydi sebe ..
Ebu Ubeyde .......sabiğat kelimesini "uzun ve geniş zırhlı
şeklinde açıklamıştır. '
Mücahid'in ......yucaza fiilini "cezalandırılır,"
şeklinde açıklaması İbn Ebi Hatim tarafından İbn Ebi Nedh kanalıyla ondan
senetli olarak nakledilmiştir. Yine İbn Ebi Hatim, Tavus'un bu kelime hakkında
şöyle dediğini nakletmiştir:
"Bu kelime hesapta tartışmayı ifade eder. Kim, kafir olduğu
halde hesapta tartışma ile karşılaşırsa, azaba uğrar ve bağışlanmaz.
Önemli Açıklama
Bu ayetin [Sebe' 17] Kur'an'da insanlara en fazla ümit veren
ayet olduğu söylenmiştir. Çünkü ayet, Allah'ın azabını sadece kafirlere hasretmiştir.
Bu, küfür dışındaki fiillerin azabın dışında kaldığı anlamına gelir. Bu tür
ayetlerin bir kıs- mını şu şekilde sıralayabiliriz: "Hakikaten bize
vahyolundu ki: (Nebileri) yalanlayan ve yüz çevirenlere azap edilecektir.
"(Taha 48) "Rabbin şüphesiz sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.
"(Duha 5) "Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle
işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder. "(Şura
30) "De ki: Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. "(İsra
84) "De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın
rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O,
çok bağışlayan, çok esirgeyendir. "(Zümer 53) "İçinizden faziletli ve
servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere
(mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar, feragat
göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok
bağışlayandır, çok merhametlidir. "(Nur 22)
..........Cevabi kelimesi .......cabiye kelimesinin çoğulu olup
bir şeyin toplandığı mekan anlamına gelir. .......Cevbe ise insanın huzur
bulduğu yer anlamındadır. Dolayısıyla .......Cevabi kelimesini bu şekilde izah
etmek doğru olmaz.
Buna "Cabiyenin, cevbe ile izah edilmesi, bununla her ikisinin
türediği kökün bir olduğunun kastedilmesi ihtimali vardır," denilerek
cevap verilir.
باب: {حتى
إذا فزع عن
قلوبهم قالوا
ماذا قال ربكم
قالوا الحق
وهو العلي
الكبير} /23/.
1. "NİHAYET ONLARIN YÜREKLERİNDEN KORKU GİDERİLİNCE:
RABBİNİZ NE BUYURDU? DERLER. ONLAR DA: HAK OLANI BUYURDU, DERLER. O, PEK
YÜCEDİR, ÇOK BÜYÜKTÜR, "(Sebe 23) AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا
الحميدي:
حدثنا سفيان:
حدثنا عمرو
قال: سمعت
عكرمة يقول:
سمعت أبا
هريرة يقول:
إن نبي الله
صلى الله عليه
وسلم قال:
(إذا
قضى الله
الأمر في
السماء، ضربت
الملائكة
بأجنحتها
خضعانا
لقوله، كأنه
سلسلة على
صفوان، فإذا
فزع عن قلوبهم
قالوا: ماذا
قال ربكم؟
قالوا للذي
قال: الحق،
وهو العلي
الكبير،
فيسمعها
مسترق السمع،
ومسترق السمع
هكذا بعضه فوق
بعض - ووصف
سفيان بكفه
فحرفها، وبدد
بين أصابعه -
فيسمع الكلمة
فيلقيها إلى
من تحته، ثم
يلقيها الآخر
إلى من تحته،
حتى يلقيها
على لسان
الساحر أو
الكاهن،
فربما أدرك الشهاب
قبل أن
يلقيها،
وربما ألقاها
قبل أن يدركه،
فيكذب معها
مائة كذبة،
فيقال: أليس
قد قال لنا:
يوم كذا وكذا،
كذا وكذا،
فيصدق بتلك
الكلمة التي
سمع من السماء).
[-4800-] Ebu Hureyre'den Hz. Nebi Sallallahu aleyhi ve Sellem'in şöyle
buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah Teala sema’da bir konuya hükmettiği
zaman melekler itaatlerinden kanatlarını çırparlar. [Onların kanat sesleri]
dümdüz bir kaya parçasına [çarpan] zincirin [sesine] benzer. Kalplerindeki
korku geçince: 'Rabbiniz ne buyurdu?' diye sorarlar. Kendisine sorulan ise
'Hayr buyurdu. O pek yücedir, çok büyüktür,'
diye cevap verir. Onun sözlerini kulak hırsızları işitir.
Hadisin ravilerinden Süfyan eliyle şeytanların dizilişini
gösterdi. Önce elini çevirdi ardından parmaklarının arasını açtı ve şöyle dedi.
Kulak hırsızları bu şekilde üst üste sıralanmış haldedirler. En
üsteki kulak hırsızı bir söz işitir. Hemen onu bir altındakine iletir, o da
kendisinden altta olana iletir. Söz bu şekilde iletilmeye devam eder ve en
sonunda sihirbaz ve kahine ulaşır. Kimi zaman kulak hırsızları işittiklerini
aktarmadan bir şihab yıldızı onlara yetişir. Bazen de bu yıldız yetişmeden
işittiğini aktarır. Bu bir söze bin yalan katarlar. Sonra 'Bunlar bize falanca
gün şöyle şöyle dememişler miydi?' denir ve semadan işittikleri bir sözü
yüzünden doğrulanırlar."
AÇIKLAMA:
Taberani'nin naklettiği Nevvas İbn Sem'an hadisi şu şekildedir:
"Allah Teala vahiy ile konuşmaya başladığı zaman O'nun korkusundan göğü
büyük bir sarsıntı alır. Gök sakinleri bunu işitince yere eğilip secdeye
kapanırlar. İçlerinden ilk başını kaldıran Cebrail olur. Allah Teala dilediği
vahyi ile onunla konuşur. Cebrail de aldığı bu vahyi meleklere getirir. Her
uğradığı sema’da, o sema’nın sakinleri kendisine 'Rabbimiz ne buyurdu?' diye
sorar. O da; "Gerçeği" diyerek cevap verir. Nihayet kendisine
emredilen yere vahyi götürür."
İmam Müslim ve Tirmizi'nin, Ali İbnu'l-Huseyn İbn Ali ve İbn
Abbas kanalıyla naklettikleri rivayete göre, ensardan bir çok kişinin Nebi
Sallallahu aleyhi ve Sellem'in yanında bulunduğu bir esnada bir yıldız kaymış
ve aydınlık meydana gelmiş. Bunun üzerine Nebi s.a.v. onlara;
"Cahiliye döneminde yıldız kaydığı zaman ne
diyordunuz?" diye sormuş. Onlar da; "Ya bir büyük kimse öldü, ya da
büyük biri dünyaya geldi," şeklinde cevap vermişler. Bunun üzerine Allah
Resulü Sallallahu aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuş:
"Yıldızlar birinin ölümü veya doğumu yüzünden kaymaz. Ancak
Rabbimiz bir konuda hüküm verdiği zaman Arş'ı taşıyan melekler O'nu yüceltir.
Sonra onlara yakın olan diğer sema sakinleri O'nu yüceltir. Yüceltmeler dünya
semasına ulaşıncaya kadar devam eder. Sonra Arş'ı taşıyan meleklere 'Rabbiniz
ne buyurdu?' diye sorulur."
باب: قوله: {إن
هو إلا نذير
لكم بين يدي
عذاب شديد} /46/.
2."O ANCAK ŞİDDETLİ BİR AZAP GELİP ÇATMADAN EVVEL SİZİ
UYARAN BİR NEBİDİR,"(Sebe 46) AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا علي بن
عبد الله:
حدثنا محمد بن
حازم: حدثنا
الأعمش، عن
عمرو بن مرة،
عن سعيد بن
جبير، عن ابن
عباس رضي الله
عنهما قال:
صعد
النبي صلى
الله عليه
وسلم الصفا
ذات يوم، فقال:
(يا صباحاه).
فاجتمعت إليه
قريش، قالوا:
ما لك؟ قال:
(أرأيتم لو
أخبرتكم أن
العدو يصبحكم
أو يمسيكم،
أما كنتم
تصدقونني).
قالوا: بلى، قال:
(فإني نذير
لكم بين يدي
عذاب شديد)
فقال أبو لهب:
تبا لك، ألهذا
جمعتنا؟
فأنزل الله:
{تبت يدا أبي
لهب}.
[-4801-] İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu
Aleyhi ve Sellem bir gün Safa tepesine çıktı ve "Yetişin!" diye
seslendi. Bunun üzerine Kureyşliler yanına gelip "Neyin var?" diye sordular.
O da; "Size sabahleyin veya akşamleyin düşmanın saldıracağını söylesem
bana inanır mısınız?" diye sordu. Onlar "Elbette," diye cevap
verince şöyle buyurdu:
"Ben şiddetli bir azap gelip çatmadan
size gönderilmiş bir, uyarıcıyım / Nebiyim." Bunun üzerine Ebu Lehep
çıkıp; "Yazıklar olsun sana! Bunun için mi bizi topladın!" dedi.
Allah Teala da "Ebu Leheb'in iki eli kurusun," suresini indirdi.
İmam Buhar! burada Şu ara suresinde geçen "(Önce) en yakın
akrabanı uyar," ayetinin açıklamasında İbn Abbas'tan naklettiği hadisin
bir bölümünü verdi. Bu hadisin açıklaması ayrıntılı olarak Şuara suresinin
tefs!r edildiği bölümde yapılmıştı. (bk. Hadis no: 4770)