|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Tefsir / NECM SURESİ |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
وقال مجاهد:
{ذو مرة} /6/: ذو
قوة. {قاب
قوسين} /9/: حيث الوتر
من القوس.
{ضيزى} /22/: عوجاء.
{وأكدى} /34/: قطع
عطاءه. {رب
الشعرى} /49/: هو
مرزم الجوزاء.
{الذي وفى} /37/:
وفى ما فرض
عليه. {أزفت الآزفة}
/57/: اقتربت
الساعة.
{سامدون} /61/:
البرطمة، وقال
عكرمة: يتغنون،
بالحميرية.
Mücahid şöyle demiştir: ذو
مرة Zumirrah (Necm 6)
"güç sahibi" demektir. قاب
قوسين
Kabe kavseyn (Necm 9) yayın kirişinin kabzesine
olan yakınlığını ifade eder. ضيزى Diza (Necm 22) "eğri" demektir. أكدى
Ekda (Necm 34) "verdiğini kesti" anlamına gelir. رب الشعرى Rabbu'ş-şi'ra (Necm 49) [ifadesindeki şı'ra] "Cevza
yıldlzı"dır. الذي
وفى Ellezi veffa (Necm
37) "kendisine farz kılınanı yerine
getirdi" anlamına gelir. أزفت
الآزفة
Ezifeti'l-azife (Necm 57) "kıyamet yaklaştı" demektir. سامدون
Samidun (Necm 61) "öfkeden' kudururlar" anlamına gelir. İkrime ise bu
kelimenin Himyerilerin dilinde "şarkı söyleyenler" anlamına geldiğini
söylemiştir.
وقال
إبراهيم:
{أفتمارونه} /12/:
أفتجادلونه،
ومن قرأ:
{أفتمرونه}
يعني
أفتجحدونه.
{ما زاغ البصر} /17/:
بصر محمد صلى
الله عليه
وسلم. {وما طغى}
ولا جاوز ما
رأى. {فتماروا}
/القمر: 36/: كذبوا.
İbrahim şöyle demiştir: أفتمارونه Efetumarunehu (Necm 12) "onunla tartışıyor musunuz?"
anlamına gelir. Bu ifadeyi أفتمرونه efetemrunehu şeklinde okuyanlara göre, ayet "onu inkar mı
ediyorsunuz?" anlamını ifade eder. Yine İbrahim şöyle demiştir: ما زاغ البصر ma zağa'l-basar (Necm 17) [ifadesinde geçen basar kelimesi ile]
Hz. Muhammed'in gözü kastedilmiştir. وما
طغى ve ma tağa (Necm 17)
"gördüklerinin ötesine geçmedi" anlamına gelir. فتماروا
Temarav "yalanladılar" demektir.
وقال الحسن:
{إذ هوى} /1/: غاب.
Hasan-ı Basri şöyle demiştir: إذ
هوى İza heva [ifadesindeki
heva fiili] "battı" anlamındadır. '
وقال ابن
عباس: {أغنى
وأقنى} /48/: أعطى
فأرضى.
İbn Abbas şöyle demiştir: أغنى
وأقنى
Ağna ve akna (Necm 48) "verdi ve razı etti" demektir.
AÇIKLAMA:
Firyabi, Mücahid'in " ........zu mirrah 'güç sahibi'
demektir," açıklamasını şu şekilde senetli olarak zikretmiştir: "
........şedidu'l-kuva zu mirrah ifadesi Cebrail'in gücünü anlatmaktadır."
Ebu Ubeyde ".......mirra" kelimesini "sert ve sağlam olmak"
şeklinde açıklamıştır. İmam Taberi, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas'ın
" ........zu mirrah" ifadesini "güzel yaratılışlı" şeklinde
açıkladığını nakletmiştir.
Abdurrezzak İbn Hemmam, Ma'mer kanalıyla Katade'nin "
.........diza" kelimesini "haksız" kelimesi ile açıkladığını
nakletmiştir.
İmam Taberi, Hasif kanalıyla Mücahid'in şöyle dediğini
nakletmiştir: ".......Şi'ra, Cevza'nın arkasında bulunan ve müşriklerin
taptığı bir yıldızın adıdır."
İbnu't-Tin de şöyle demiştir: " .......Mirzem, kıble
istikametinde daima şi'ra yıldızlarının karşısında bulunan yıldızın adıdır."
İbn Ebi Hatim, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas'tan "
.......ağna ve akna verdi ve razı etti demektir," açıklamasını senetli
olarak nakletmiştir. Firyabi ise Katade kanalıyla İbn Abbas'ın bu ayeti şu
şekilde açıkladığını nakletmiştir: "Razı etti ve kanaat getirene kadar
verdi." Yine Firyabi, Ebu Raca kanalıyla Hasan-ı Basri'nin ......akna
fiilini "ihtiyacını gördü" şeklinde açıkladığını rivayet etmiştir.
Ebu Ubeyde ise bu kelimeyi "ona sermaye verdi" şeklinde izah ettikten
sonra müfessirlerin bu fiili "razı etti" şeklinde açıkladıklarını
ifade ederek İbn Abbas'ın tefsirine işaret etmiştir. Özetle ifade edilecek
olursa; bu kelime, kişinin kendisine yetecek hoşnutluğa erdirilmesini ifade
eder.
1. BAB
حدثنا يحيى:
حدثنا وكيع،
عن إسماعيل بن
أبي خالد، عن
عامر، عن
مسروق قال:
قلت
لعائشة رضي
الله عنها: يا
أمتاه، هل رأى
محمد صلى الله
عليه وسلم
ربه؟ فقالت:
لقد قف شعري
مما قلت، أين
أنت من ثلاث،
من حدثكهن فقد
كذب: من حدثك
أن محمدا صلى
الله عليه
وسلم رأى ربه
فقد كذب، ثم
قرأت: {لا تركه
الأبصار وهو
يدرك الأبصار
وهو اللطيف
الخبير}. {وما
كان لبشر أن يكلمه
الله إلا وحيا
أو من وراء
حجاب}. ومن
حدثك أنه يعلم
ما في غد فقد
كذب، ثم قرأت:
{يا أيها الرسول
بلغ ما أنزل
إليك من ربك}.
الآية، ولكنه
رأى جبريل
عليه السلام
في صورته
مرتين.
[-4855-] Mesruk'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Hz. Aişe'ye "Ey
Anneciğim! Hz. Muhammed Sallallahu aleyhi ve Sellem Rabbini gördÜ mü?"
diye sordum. O da şöyle cevap verdi:
"Bu sözlerin yüzünden tüylerim diken diken oldu! Şu üç hususu
nasıl bilmezsin! Kim sana şu üç konuda bir şeyler anlatırsa, bil ki o yalan
söylemiştir.
1- Her kim sana Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Rabbini
gördüğünü söylerse, bil ki o yalan söylemiştir." Sonra Hz. Aişe şu
ayetleri okudu: "Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı
pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır, " "Allah bir insanla
ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. "
2- "Her kim Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yarın ne
olacağını bildiğini söylerse, bil ki o yalan söylemiştir." Sonra Hz. Aişe
şu ayeti okudu: "Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. "(Lukman
34)
3- "Her kim Muhammed Sallallahu Aleyhi
ve Sellem'in vahiyden bir şey gizlediğini söylerse, bil ki o yalan
söylemiştir." Sonra Hz. Aişe:
"Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, "(Maide 67)
ayetini okudu ve şöyle dedi: Fakat Hz. Nebi Sallallahu aleyhi ve Sellem aslı
suretinde Cebrail'i iki kez görmüştür.
AÇIKLAMA:
Tirmizi'nin rivayetinde bu hadisin baş tarafında bir ziyade
bulunmaktadır. İmam Tirmizi, Mücalid kanalıyla Şa'bı'nin şöyle söylediğini
nakletmiştir: "İbn Abbas Arafat'ta Ka'b ile karşılaştı ve ona bir konu
hakkında soru sordu. Birden Ka'b [u'l-ahbar] tekbir getirdi, sesi dağlarda
yankılandı. İbn Abbas: 'Biz Haşimoğullarıyız. (Bilgi ve kültürümüz yerindedir.
Bu kadar hayret edilecek bir şeyi sormayız)' dedi. Bunun üzerine Ka'b ona şu
şekilde cevap verdi: Allah Teala görülmesini ve kelamını Musa ile Muhammed
arasında paylaştırdı ... "
Abdurrezzak İbn Hemmam'ın aynı senetle aktardığı rivayette ise
İbn Abbas'ın "Biz Haşimoğullarıyız. Muhammed'in Sallallahu aleyhi ve
Sellem
iki defa Rabbini gördüğünü söylüyoruz" dediği, Ka'b'ın da bunun üzerine
tekbir getirip şöyle söylediği anlatılmıştır: "Allah Teala görülmesini ve
kelamını Musa ile Muhammed arasında paylaştırmıştır. İki defa Musa ile
konuşmuş; iki defa da Muhammed'e Sallallahu aleyhi ve Sellem görünmüştür."
Bu rivayetıere göre, olayın bundan sonraki kısmında Mesruk şöyle demiştir:
"Hz. Aişe'nin yanına gittim ve ona 'Muhammed Sallallahu aleyhi ve
Sellem
Rabbinigördü mü?' diye sordum ... "
Hz. Aişe, Allah'ın görülmekten münezzeh olduğuna, böyle bir
şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığına inandığı için ve içinde bulunan Allah
saygısından dolayı tüylerinin diken diken olduğunu söylemiştir.
İmam Nevevi şöyle demiştir: "Hz. Aişe merfu' bir hadise
dayanarak Hz. Nebi'in Rabbini görmediğini söylememiştir. Şayet böyle bir hadis
bilseydi mutlaka onu söylerdi. Kuşkusuz Hz. Aişe, ayetin zahirinden
anladıklarından çıkardığı bir yoruma dayanmıştır. Halbuki onun dışındaki
sahabiler kendisinden farklı düşünmektedirler. Bir sahabi bir görüş belirtir,
diğer sahabiler ona muhalif olurlarsa, onun bu sözü ittifakla delil olmaz.
Kaldı ki, ayette geçen .......idrak'ten maksat kuşatmaktır. Kuşatmanın olmayacağının
belirtilmesi görmenin olmayacağı anlamınagelmez."
Nevevi, En'am 103 te geçen .........la tudrikuhu'l-ebsar
ifadesini kastetmektedir.
İmam Nevevi, İbn Huzeyme'yi takip ederek Hz. Aişe'nin merfu' bir
hadise dayanarak Muhammed'in Sallallahu aleyhi ve Sellem Rabbini görmediğini söylemediğini kesin bir
dille ifade etmiştir. Nitekim İbn Huzeyme "Sahih"inin
"Kitabu't-tevhıd" bölümünde şöyle demiştir: "Hz. Aişe'nin Hz.
Muhammed'in Rabbini görmediğini söylemesi kesin bir bilgi değildir. Çünkü Hz.
Aişe Hz. Nebi'in kendisine Rabbini görmediğini anlattığını söylememiş, sadece
ayet i yorumlamıştır."
Bu sözler son derece hayret uyandırmaktadır. Çünkü Nevevi'nin
şerhettiği İmam Müslim'in "Sahih"inde Hz. Aişe'nin Allah Resulü'nden
bunu duyduğu nakledilmiştir. Müslim'in "Sahih"inde Davud İbn Ebi Hind
ve Şa'bi kanalıyla Mesruk'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Yanım üzere
yatıyordum. Derken doğruldum ve Hz. Aişe'ye "Allah Teala 'Andolsun ki; onu
bir de diğer inişte görmüştü, '(Necm 13) buyurmuyor mu?" dedim. O da şu
şekilde cevap verdi: Bu konuyu bu ümmet içinde Nebi'e soran ilk kimse benim.
Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ayette kesinlikle Cebrail'in
kastedildiğini söylemişti.
Hz. Aişe'nin yukarıdaki ayeti [el-En'am 6/103] delil olarak
kullanmasına İbn Abbas muhalefet etmiştir. Tirmizi, Hakem İbn Eban ve
İkrime'den şöyle nakletmiştir: İbn Abbas: "Hz. Muhammed Rabbini
görmüştür," dedi. Ben de; "Allah Teala 'Gözler O'nu göremez; halbuki
O, gözleri görür. o, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır, '(En'am
103) buyurmuyor mu?" diyerek karşılık verdim. Bunun üzerine o şöyle dedi:
"yazıklar olsun sana ... Bu ayetteki durum, Allah Teala'nın kendi nuru ile
tecelli etmesi durumunda geçerlidir. Halbuki Hz. Muhammed Sallallahu aleyhi ve
Sellem
iki defa Rabbini görmüştür."
Özetle ifade edecek olursak; ayette [el-En'am 6/103] Allah
Teala'nın hiç görülmeyeceği değil, görüldüğü zaman tam olarak kuşatılmasının
mümkün olmayacağı ifade edilmiştir.
Kadı İyaz şöyle demiştir: "Allah Teala'nın görülmesi aklen
mümkün olup ahirette müminler tarafından görüleceği konusunda sahıh rivayetler
mevcuttur. Allah'ın dünyada görülmesi konusunda ise İmam Malik şöyle demiştir:
'Allah Teala dünyada görülmemiştir. Çünkü O, bakidir. Baki olanı fani olan
göremez .. Müminler ahirete irtihal edip baki gözler ile rızıklandırılınca,
baki olan ile Baki olanı göreceklerdir.' İmam Malik'in bu sözü, Allah'ın
görülmesinin kudret bakımından imkansız olduğu anlamına gelmez. Allah Teala
kullarından kimin görmesini dilerse, o kimse için Allah'ı görmek imkansız
olmaz."
İmam Müslim'in "Sahih"indeki şu ifadelerin yer aldığı
merfu' bir hadis bunu desteklemektedir: "Bilin ki, ölünceye kadar
Rabbinizi göremezsiniz." Bu rivayeti İbn Huzeyme Ebu Ümame'den
nakletmiştir.
Selef Hz. Nebi'in Rabbini görüp görmediği konusunda farklı
görüşler ileri sürmüştür. Hz. Aişe ve İbn Mes'ud Hz. Nebi'in Rabbini gördüğünü
kabul etmemiş, bir grup sahabi ise bunu kabul etmiştir. Abdurrezzak İbn Hemmam,
Ma'mer kanalıyla Hasan-ı Basri'nin Hz. Nebi'in Rabbini gördüğüne dair yemin
ettiğini nakletmiştir. İbn Huzeyme, Urve İbnü'z-Zübeyr'in Hz. Nebi Sallallahu aleyhi ve
Sellem'in
Rabbini gördüğünü kabul ettiğini rivayet etmiştir. O, Hz. Aişe'nin bunu inkar
ettiği kendisine söylendiği zaman şiddetli tepki gösterirdi. İbn Abbas'ın
öğrencileri de bu görüştedir. Ka'bu'I-Ahbar, Zühri, Ma'mer ve daha başkaları
kesin bir dille bu görüşü dile getirmişlerdir.
"Acaba Hz. Nebi Rabbini gözüyle mi gördü, yoksa kalbi ile
mi?" Hz. Nebi Sallallahu aleyhi ve Sellem'in Rabbini gördüğünü söyleyenler de kendi
aralarında bu konuda ihtilafa düşmüşlerdir. Ahmed İbn Hanbel'den her iki görüş
de nakledilmiştir.
Bu konuda İbn Abbas'tan mutlak ve mukayyed rivayetler
nakledilmiştir. Bu rivayetler, mutlak olanlar mukayyed olanlara hamledilerek anlaşılır.
Söz konusu rivayetlerden birini Nesai, İkrime kanalıyla İbn Abbas'tan sahih bir
senetle nakletmiş, Hakim de bunun sahih olduğunu ifade etmiştir. Buna göre İbn
Abbas şöyle demiştir: "Halilliğini dostluğun İbrahim'e, konuşmanın Musa'ya
ve görülmenin Muhammed'e Sallallahu aleyhi ve Sellem ait olmasına hayret mi ediyorsunuz?" İbn
Huzeyme bu rivayeti şu lafızlarla nakletmiştir: "Allah Teala'nın İbrahim'i
halilliğe seçmesine hayret mi ediyorsunuz ... "
İbn İshak'ın Abdullah İbn Ebi Seleme'den naklettiği rivayete
göre, Abdullah İbn Ömer, İbn Abbas'a bir elçi gönderip "Muhammed Sallallahu aleyhi ve
Sellem
Rabbini gördü mü?" diye sordurmuş, o da "evet" cevabını
yollamıştır.
Bu konudaki bir başka rivayet ise İmam Müslim tarafından
nakledilmiştir.
Ebu'l-Niye kanalıyla yapılan bu rivayete göre, İbn Abbas
"Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı, "(Necm 10) ayeti hakkında
"Muhammed sallalliihu aleyhi ve sellem kalbi ile Rabbini iki defa
görmüştür," demiştir. Yine İmam Müslim, Ata kanalıyla İbn Abbas'ın
"Onu kalbiyle gördü," dediğini nakletmiştir. Bundan daha açık olan
rivayet ise, İbn Merduye'nin Ata kanalıyla İbn Abbas'tan aktardığı şu
rivayettir:
"Hz. Nebi Rabbini gözü ile görmedi, O'nu kalbi ile
gördü." Buna göre, İbn Abbas'ın kabul ettiği, Hz. Aişe'nin ise reddettiği
Allah'ın Hz. Nebi tarafından görülmesi hakkındaki görüşleri uzlaştırmak
mümkündür. Şöyle ki; Hz. Aişe, Hz. Nebi'in Rabbini görmediğini söylerken, onun
göz ile O'nu görmediğini; İbn Abbas da, Hz. Nebi'in Rabbini gördüğünü
söylerken, onun kalp ile O'nu gördüğünü kastetmiştir. Allah'ın kalp ile
görülmesinden maksat, bizzat kalp ile görülmesidir, sadece bilginin hasıl
olması değildir. Çünkü Hz. Nebi her zaman Allah'ı bilen biri idi. Hz. Nebi'in
kalbi ile Rabbini gördüğünü söyleyenlere göre bu görme, normal görmenin gözde
yaratıldığı gibi, kalpte yaratılmıştır. Her ne kadar görme gözde yaratılsa da,
görmenin gerçekleşmesi için belli bir şart ileri sürülmemiştir.
İbn Huzeyme kavi bir senetle Enes'in şöyle söylediğini rivayet
etmiştir: "Muhammed Sallallahu aleyhi ve Sellem Rabbini gördü."
İmam Müslim'in rivayetine göre, Ebu Zerr Hz. Nebi'e Rabbini
görüp görmediğini sormuş, o da şu şekilde cevap vermiştir: "O bir nurdur.
Nasıl göreyim?."
Ahmed İbn Hanbel de Ebu Zerr kanalıyla Hz. Nebi'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ben bir nur gördüm."
İbn Huzeyme de Ebu Zerr'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:
"Hz. Peygamaber Sallallahu aleyhi ve Sellem Rabbini gözüyle görmedi, kalbi ile
gördü." Bu söz ile Ebu Zerr'in nur kelimesini kullanmasındaki gaye ortaya
çıkmıştır. O, nurun Hz. Nebi'in gözü ile Rabbini görmesine engelolduğunu ifade
etmiştir.
Kurtubi, "el-Müfhim" adlı eserinde bu konuda tevakkuf
etme görüşünün daha isabetli olduğunu söylemiş ve bunu büyük alimlerden bir
gruba dayandırmış, ayrıca bu konuda kesin bir delil olmadığını belirterek bu
görüşü desteklemiştir.
Bu konuda iki görüş benimseyen tarafların delil olarak getirdiği
naslar, birbirleri ile çatışan ve tevile açık olan lafızların zahirleridir.
Kurtubi şöyle demiştir: "Bu konu ameli bir mesele olmadığı
için, burada zanni deliller yeterli olmaz. Bu konu itikadi konulardandır ve
burada kesinlikle kat'i delillerin bulunması gerekir."
İbn Huzeyme "Kitabu't-tevhid"inde Hz. Nebi'in Rabbini
gördüğünü söyleyenlerin görüşünü tercihe yönelmiştir. Burada yer
veremeyeceğimiz kadar uzun bir şekilde bu görüşün delillerini sıralamıştır. İbn
Abbas'ın Hz. Nebi'in Rabbini iki defa gördüğü sözünü ise, görme hadisesinden
birinin göz ile diğerinin kalp ile gerçekleştiği şeklinde açıklamış ve bu
konuda aktardığı bilgilerin ikna edici olduğunu söylemiştir.
Hz. Nebi Sallallahu aleyhi ve Sellem'in Rabbini gördüğünü söyleyen alimlerden biri
de Ahmed İbn Hanbel'dir. O "Kitabu's-sünne"de bu konunun ihtilaflı olduğunu
nakletmiştir. Mervizi'den şöyle rivayet edilmiştir: Ahmed İbn Hanbel'e, Hz.
Aişe'nin "Kim Muhammed'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem Rabbini gördüğünü
söylerse, bilin ki o, Allah'a karşı en büyük iftirada bulunmuştur,"
dediğini söyledim ve onun bu sözüne nasıl cevap verileceğini sordum. O da;
"Hz. Nebi'in 'Rabbimi gördüm,' sözü ile cevap verilir. Hz. Nebi'in sözü
Hz. Aişe'nin sözünden üstündür," dedi. "el-Hedyu" adlı kitabın
yazarı, Ahmed İbn Hanbel'in Hz. Nebi'in Allah'ı gözü ile gördüğünü iddia edenleri
reddetmiş ve Ahmed İbn Hanbel'in bir defasında Hz. Muhammed'in Rabbini gözü ile
gördüğünü, bir defasında da kalbi ile gördüğünü ifade ettiğini söylemiştir.
Daha sonra da şunları eklemiştir: "Alimlerin İsra olayının uykuda
gerçekleştiği görüşü ile Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bedeni ile
değil sadece ruhu ile İsra olayının gerçekleştiği görüşü arasında fark
bulunduğunu bilmek gerekir. Çünkü ikisinin arasında bir fark vardır. Şöyle ki;
uykudaki birinin, ruhunun semaya yükselmesi ile gördükleri hakikat olabilir.
Uykudaki kimse ruhu hiçbir şekilde semaya yükselmeden de bir takım olayları
görebilir. Bu bakımdan Hz. Nebi'in ruhuyla İsra olayını yaşadığını, vücudunun
ise semaya yükselmediğini söyleyenler muhtemelen bir mucize eseri olarak Hz. Nebi'in
ruhunun gerçekten göğe yükseltildiğini, sonra olduğu yerde duran bedenine
döndüğünü kastetmişlerdir. Nitekim o gece başka mucizeler demeydana gelmişti.
Mesela; Allah Resulü'nün uyanıkken kalbi açılmış ve tekrar birleştirilmişti.
Bütün bunlar olurken Hz. Nebi en hafif bir acı bile hissetmemiştir. "
İsra konusunda nakledilen rivayetlerin zahiri bu görüş ile
çelişmektedir. Aksine İsra olayı Hz. Nebi'in hem ruhu, hem de bedeni ile
birlikte gerçekleşmiştir. O, hem ruhu, hem de bedeni uyurken ya da dalgın iken
değil, uyanıkken gerçekten göğe yükseltilmiştir.
باب: {فكان
قاب قوسين أو
أدنى} /9/. حيث
الوتر من القوس.؟؟
"ÖYLE Kİ ARALARI YAYIN İKİ UCU ARASI KADAR VEYA DAHA AZ
KALDI,"(Necm 9) AYETİNİN TEFSİRİ
Ayetteki yakınlık ile yayın kirişe olan yakınlığı
kastedilmiştir.
حدثنا أبو
النعمان:
حدثنا عبد
الواحد: حدثنا
الشيباني قال:
سمعت زرا عن
عبد الله:
{فكان
قاب قوسين أو
أدنى. فأوحى
إلى عبده ما
أوحى}. قال:
حدثنا ابن
مسعود: أنه
رأى جبريل له
ستمائة جناح.
[-4856-] Şeybani şöyle demiştir: "Öyle ki araları yayın iki ucu arası
kadar veya daha az kaldı, "(Necm 9) ayeti hakkında Zirr'den Abdullah İbn
Mes'ud'un görüşü hususunda şunları işittim: Abdullah İbn Mes'ud bu ayet
hakkında bize şunları anlattı: "Muhammed Sallallahu aleyhi ve Sellem
Cebrail'i altıyüz kanatlı olarak görmüştür."
AÇIKLAMA:
.......Kab kelimesi okun tutulduğu yer ile kirişin bağlandığı
iki uç arasındaki mesafedir. Vahidi bu açıklama için "Bu, müfessirlerin
çoğunluğuna ait bir görüştür. Onlara göre .......kavs ile okun atıldığı alet
kastedilmiştir. Bazıları bu kelime ile zira'nın kastedildiğni söylemiştir.
Çünkü zira' ile eşya ölçülür."
Kanaatime göre bu son görüş tercihe şayandır. Çünkü İbn Merduye
sahih bir senetle İbn Abbas'ın ".......kab, ölçüdür" dediğini
nakletmiştir. ........Kavseyn ise iki zira'dır. Şayet bu kelime ile okun
atıldığı alet kastedilseydi, kelimenin ikilini kullanmaya ihtiyaç duyulmasından dolayı bununla örnek
verilmezdi. Bunun yerine sözgelimi ............. kabe rumh veya benzer tabirler
seçilirdi.
باب: قوله:
{فأوحى إلى
عبده ما أوحى} /10/.
"O DA KULUNA VAHYETMEK İSTEDİĞİ HER ŞEYİ
VAHYETTİ,"(Necm 10) AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا طلق بن
غنام: حدثنا
زائدة، عن
الشيباني قال:
سألت
زرا؟؟ عن قوله
تعالى: {فكان
قاب قوسين أو أدنى.
فأوحى إلى
عبده ما أوحى}.
قال: أخبرنا
عبد الله: أن
محمدا صلى
الله عليه
وسلم رأى
جبريل له ستمائة
جناح.
[-4857-] Şeybani'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Zirr'e "Öyle
ki araları yayın iki ucu arası kadar veya daha az kaldı. O da kuluna vahyetmek
istediği her şeyi vahyetti, "(Necm 9) ayetlerini sordum. O da şöyle cevap
verdi:
Abdullah [İbn Mes'ud] bize Muhammed'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem
Cebrail'i altıyüz kanatlı olarak gördüğünü haber verdi." . ;,
AÇIKLAMA:
Ebu Zerr nüshasında "Muhammed Sallallahu aleyhi ve
Sellem
Cebrail'i aleyhisselam gördü," ifadesi geçmektedir. Bu, muradın ifade
edilmesi bakımından daha açıktır. Sonuç olarak şöyle denilebilir: İbn Mes'ud,
Hz. Aişe gibi Hz. Nebi'in gördüğünün Cebrail aleyhisselam olduğu görüşünü
benimsemiştir. Onun bu görüşüne göre, yukarıdaki ayetin anlamı şu şekilde olur:
"Cebrail, Allah'ın kulu Muhammed'e vahyetmiştir." Çünkü ona göre daha
önceki ayette ifade edilen yaklaştıkça yaklaşandan maksat Cebrail'dir.
Dolayısıyla Hz. Nebi'e vahyeden de odur. Selef müfessirlerinin çoğunluğuna
göre, vahyeden Allah Teala, vahyedilen ise Muhammed Sallallahu aleyhi ve
Sellem'dir.
Ancak aralarında vahyedilenin Cebraıl olduğunu söyleyenler de vardır.
باب: {لقد رأى
من آيات ربه
الكبرى} /18/.
"ANDOLSUN O, RABBİNİN EN BÜYÜK AYETLERİNDEN BİR KISMINI
GÖRDÜ,"(Necm 18) AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا قبيصة:
حدثنا سفيان،
عن الأعمش، عن
إبراهيم، عن
علقمة، عن عبد
الله رضي الله
عنه:
{لقد
رأى من آيات
ربه الكبرى}.
قال: رأى
رفرفا أخضر قد
سد الأفق.
[-4858-] Abdullah [İbn Mes'ud]'un "Ando/sun o, Rabbinin en büyük
ayetlerinden bir kısmını gördü," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet
edilmiştir: Nebi Sallallahu aleyhi ve Sellem ufku kaplayan yeşil ipek bir örtü
gördü.
AÇIKLAMA:
Bu ayetin yorumu hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir
görüşe göre, bu ayet ile Hz. Nebi'in İsra gecesi gördüğü bütün her şey
kastedilmiştir. Bu başlık altında zikredilen rivayet ise, bu ayet ile
Cebrail'in özelliklerinin kastedildiğine delalet etmektedir.
Bu rivayet, zahiri manası ile Hz. Nebi'in Cebrail'i gördüğünü
ifade eden bir önceki yorum ile çelişmektedir. Ancak bu rivayet ile neyin
kastedildiğini Nesai ve Hakim'in Abdurrahman İbn Yezid kanalıyla Abdullah İbn
Mes'ud'dan naklettiği şu rivayet desteklemektedir: "Nebi Sallallahu aleyhi ve
Sellem
Cebrail'i yer ile göğün arasını kaplayan bir ipek örtünün üzerinde gördü."
Her iki rivayet şu şekilde uzlaştırılır: "Burada tavsif
edilen Cebrail'dir, sıfat ise Cebrail'in aleyhisselam o an taşıdığı
sıfattır."
.......Refref kelimesi, asıl itibariyle güzelce işlenmiş ince
ipek örtü için kullanılırken daha sonraları "örtü" anlamını ifade
etmek için kullanılmıştır.
باب: {أفرأيتم
اللات والعزى}
/19/.
2. "ŞİMDİ BAKSANIZA ŞU LAT'A, UZZA'YA,"(Necm 19)'
AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا مسلم
بن إبراهيم:
حدثنا أبو
الأشهب: حدثنا
أبو الجوزاء،
عن ابن عباس
رضي الله عنهما،
في
قوله: {اللات
والعزى} كان
اللات رجلا
يلت سويق
الحاج.
[-4859-] İbn Abbas'ın " [Şimdi baksanıza şu] lat'a, uzza'ya,"
ayetinde geçen [Lat hakkında şöyle] söylediği rivayet edilmiştir: Lat, su ve
yağ ile hacıların sevikini karan bir adamın adıdır.
حدثنا عبد
الله بن محمد:
أخبرنا هشام
بن يوسف: أخبرنا
معمر، عن
الزهري، عن
حميد بن عبد
الرحمن، عن
أبي هريرة رضي
الله عنه قال:
قال رسول الله
صلى الله عليه
وسلم:
(من
حلف فقال في
حلفه: واللات
والعزى،
فليقل: لا إله
إلا الله، ومن
قال لصاحبه:
تعال أقامرك،
فليتصدق).
[-4860-] Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim yemin eder ve yemininde 'Lat ve Uzza hakkı
için' derse, hemen la ilahe illallah desin. Kim de arkadaşına 'haydi gel, kumar
oynayalım' derse, hemen sadaka versin."
Tekrar: 6107, 6301, 6650.
AÇIKLAMA:
Hattabi şöyle demiştir: "Yemin, ancak derin saygı duyulan
ma'bud ile yapılır.
Şayet biri Lat ve buna benzer putlara yemin ederse kafirlere
benzer ve hemen kendisine kelime-i tevhid ile bu hatasını telafi etmesi
emredilir."
İbnu'l-Arabi de şöyle demiştir: "Kim ciddı olarak putlara
yemin ederse, kafir olur. Şayet bilmeden veya gaflet anında onlara yemin
ederse, La ilahe illallah demesi gerekir. Bu sözü Allah Teala onun günahına
keffaret sayar. O da kalbini gafletten kurtarıp Allah'ı zikre yöneltir, dilini
de doğruya alıştırır ve kendisinden sadır olan boş sözlerden kendisini
kurtarır."
Hattabi şöyle demiştir: "Hadiste geçen 'hemen sadaka
versin' ifadesi ile kişinin kumar oynamayı düşündüğü mal kastedilmiştir. Bu
ifade ile kişinin ağzından çıkan bu sözüne keffaret olması için herhangi bir
sadaka vermesinin kastedildiği de ileri sürülmüştür." Hattabi'nin bu son
görüşü hakkında Nevevı şöyle demiştir: . "Bu görüş daha doğrudur.
Müslim'in rivayetinde geçen 'Sadaka olarak bir şey versin' ifadesi buna delalet
etmektedir."
Bazı Hanefi alimleri putlara yemin eden kimselerin mutlaka yemin
keffareti vermeleri gerektiğini söylemişlerdir ki, bu son derece tartışmaya açıktır.
Kadı İyaz şöyle demiştir: "Bu hadise göre, akla gelen isyan
düşüncelerinin aksine Allah'a isyanı düşünmek, kalbe yerleştiği takdirde
günahtır."
Kadı İyaz'ın bu sonuca nasıl ulaştığını bir türlü idrak
edemedim. Kaldı ki, hadiste açıkça sözün telaffuz edildiği ifade edilmiştir.
Şöyle ki; kişi arkadaşına "Haydi gel, kumar oynayalım" demiştir.
Böylece onu Allah'a isyana çağırmıştır. Kumar, ittifakla haramdır. Kumara
çağırmak da haramdır. Öyleyse burada sadece bir düşünce ve karar verme yoktur.
Bu hadisin geri kalan açıklamaları "Kitabu'l-eyman
ve'n-nüzur" bahsinde yapılacaktır. (Kitabu'l-eyman ve'n-nüzur 5)
باب: {ومناة
الثالثة
الأخرى} /20/.
3. "VE BİR DE ŞU GERİDE OLAN ÜÇÜNCÜLERİ MENAT'A,
"(Necm 20) AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا
الحميدي:
حدثنا سفيان:
حدثنا الزهري:
سمعت عروة:
قلت لعائشة
رضي الله
عنها، فقالت:
إنما
كان من أهل
بمناة
الطاغية التي
بالمشلل لا
يطوفون بين
الصفا
والمروة،
فأنزل الله تعالى:
{إن الصفا
والمروة من
شعائر الله}.
فطاف رسول
الله صلى الله
عليه وسلم
والمسلمون.
قال سفيان:
مناة بالمشلل
من قديد.
وقال عبد
الرحمن بن
خالد، عن ابن
شهاب. قال عروة:
قالت عائشة:
نزلت في
الأنصار،
كانوا هم وغسان
قبل أن يسلموا
يهلون لمناة،
مثله.
وقال معمر،
عن الزهري، عن
عروة، عن
عائشة: كان
رجال من
الأنصار ممن
كان يهل
لمناة، ومناة
صنم بين مكة
والمدينة،
قالوا يا نبي
الله، كنا لا
نطوف بين
الصفا
والمروة
تعظيما لمناة،
نحوه.
[-4861-] Urve'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Hz. Aişe'ye (Safa ve
Merve arasında say yapmayı sordum). O da şöyle cevap verdi: Cahiliyye döneminde
Müşellel mevkiindeki azgın Menat için ihram'a girenler Safa ile Merve arasında
sa’y yapmazlardı. Bunun üzerine Allah Teala: "Şüphe yok ki, Safa ile Merve
Allah'ın koyduğu nişanlardandır, "(Bakara 158) ayetini indirdi. Akabinde
Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Müslümanlar tavaf yaptılar.
AÇIKLAMA:
Müşellel, Kudeyd şehrinin denize bakan kısmında yer alan bir
bölgenin adıdır. Esasında Müşellel, Kudeyd'e giderken geçilen dağın adıdır.
Kudeyd ise Mekke ile Medine arasında bilinen bir mevkiin adıdır.
باب: {فاسجدوا
لله واعبدوا} /62/.
4. "HAYDİ ALLAH'A SECDE EDİP O'NA KULLUK EDİN!"(Necm
62) AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا أبو
معمر: حدثنا
عبد الوارث:
حدثنا أيوب،
عن عكرمة، عن
ابن عباس رضي
الله عنهما
قال:
سجد
النبي صلى
الله عليه
وسلم بالنجم،
وسجد معه
المسلمون
والمشركون،
والجن والإنس.
تابعه ابن
طهمان، عن
أيوب، ولم
يذكر ابن علية
ابن عباس.
[-4862-] İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu
Aleyhi ve Sellem Necm Suresi'ni okuyunca secde etti. Onunla birlikte Müslümanlar,
müşrikler, cinler ve insanlar da secde ettiler.
حدثنا نصر بن
علي: أخبرني
أبو أحمد:
حدثنا إسرائيل،
عن أبي إسحاق،
عن الأسود بن
يزيد، عن عبد
الله رضي الله
عنه قال:
أول
سورة أنزلت
فيها سجدة
{والنجم} قال:
فسجد رسول
الله صلى الله
عليه وسلم
وسجد من خلفه
إلا رجلا،
رأيته أخذ كفا
من تراب فسجد
عليه، فرأيته
بعد ذلك قتل
كافرا، وهو
أمية بن خلف.
[-4863-] Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet
edilmiştir: İçinde secde ayeti bulunan surelerden ilk inen Necm Suresi'dir. [Bu
suredeki secde ayeti sebebiyle] hemen Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem
ve onun arkasındakiler secde ettiler. Sadece bir adam secdeye gitmedi ve bir
avuç toprak alıp ona secde etti. Daha sonra onun kafir olarak öldürüldüğünü
gördüm. Bu adam, Ümeyye İbn Halef idi.
AÇIKLAMA:
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necm Suresi'ni okumayı
bitirince secde etmişti. Bu rivayetin açıklaması ve bu olayın nedeni, İbn
Abbas'tan nakledilen rivayetin şerhi yapılırken Hacc Suresi'nin tefsirinde
verilmişti.