|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Fedailu’l-KUR’AN |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
باب: أنزل
القرآن على
سبعة أحرف.
5. KUR'AN'IN YEDİ HARF ÜZERE NAZİL OLMASI
حدثنا سعيد
بن عفير قال:
حدثني الليث
قال: حدثني
عقيل، عن ابن
شهاب قال:
حدثني عبيد
الله بن عبد
الله: أن ابن
عباس رضي الله
عنهما حدثه:
أن رسول الله
صلى الله عليه
وسلم قال:
(أقرأني
جبريل على
حرف،
فراجعته، فلم
أزل أستزيده
ويزيدني، حتى
انتهى إلى
سبعة أحرف).
[-4991-] İbn Abbas r.a.'dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cebrail A.S. Kur'an'ı bana
bir harf üzere okuttu. Ona dönüp bunu arttırmasını istedim. Ben artırma
isteğimi yenileyip durdum. O da arttırdı. Nihayet yedi harfle tamamlandı."
حدثنا سعيد
بن عفير قال:
حدثني الليث
قال: حدثني
عقيل، عن ابن
شهاب قال:
حدثني عروة بن
الزبير: أن
المسور بن مخرمة
وعبد الرحمن
بن عبد القاري
حدثاه: أنهما
سمعا عمر بن
الخطاب يقول:
سمعت
هشام بن حكيم
يقرأ سورة
الفرقان في
حياة رسول
الله صلى الله
عليه وسلم،
فاستمعت لقراءته،
فإذا هو يقرأ
على حروف
كثيرة لم
يقرئنيها
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم، فكدت
أساوره في
الصلاة، فتصبرت
حتى سلم،
فلببته
بردائه فقلت:
من أقرأك هذه
السورة التي
سمعتك تقرأ؟
قال: أقرأنيها
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم، فقلت:
كذبت، فإن
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم قد
أقرأنيها على
غير ما قرأت،
فانطلقت به
أقوده إلى رسول
الله صلى الله
عليه وسلم،
فقلت: إني
سمعت هذا يقرأ
بسورة
الفرقان على
حروف لم
تقرئنيها،
فقال رسول
الله صلى الله
عليه وسلم:
(أرسله، اقرأ
يا هشام). فقرأ
عليه القراءة
التي سمعته يقرأ،
فقال رسول
الله صلى الله
عليه وسلم: (كذلك
أنزلت). ثم قال:
(اقرأ يا عمر).
فقرأت
القراءة التي
أقرأني، فقال
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم: (كذلك
أنزلت، إن هذا
القرآن أنزل
على سبعة
أحرف،
فاقرؤوا ما
تيسر منه).
[-4992-] Ömer (bin el-Hattab)'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir:
"Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem henüz hayatta iken Hişam İbn
Hakim'in Furkan suresini okuduğunu işittim. Bir müddet okuyuşuna kulak verdim.
Birden onun, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana okutmadığı birçok harf
üzerine Kur'an'ı okuduğunu fark ettim. Namazda iken yakasına yapışmaktan
kendimi zor tuttum. Selam verinceye kadar güçlükle sabrettim. Sonra ridasından
yakalayıp
'Senden dinlediğim bu sureyi sana kim öğretti?' diye sordum. 'Bana
bunu Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğretti' diye cevap verdi. 'Yalan
söylüyorsun! Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sureyi bana, senin
okuduğundan farklı öğretti' dedim. Onu alıp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e
götürdüm. Ona:
'Bu adamı, Furkan suresini sizin bana
öğrettiğinizden farklı bir harf üzere okurken işittim' diye şikayet ettim.
Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'O nu bırak' dedi. Sonra ona 'Ey
Hişam! Oku bakayım' dedi. O da kendisinden işittiğim şekilde okudu. Bunun
üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem,
'Bu sure bu şekilde indi' buyurdu. Sonra bana 'Ey Ömer! Sen oku
bakayım!' dedi. Ben de bana öğrettiği şekilde okudum. Yine Nebi Sallallahu
Aleyhi ve Sellem, 'Bu sure bu şekilde nazil oldu' dedi ve şöyle ekledi: Bu
Kur'an yedi harf üzerine nazil oldu. Hangisi kolayınıza geliyorsa onu okuyun!"
Diğer tahric edenler: Tirmizi Kraat; Müslim, Salat-ül Müsafirin
Fethu'l-Bari Açıklaması:
Kur'an yedi vecih üzere nazil olmuştur. Kur'an'ı, bu vecihlerin
her biriyle okumak caizdir. Ancak bu hadis, Kur'an'ın her bir kelimesinin, her
bir cümlesinin yedi vecih üzere indiği anlamına gelmez. Aksine bununla bir
kelime hakkında varid olan kıraat sayısının yediyi bulduğu kast edilmiştir.
Hadiste geçen yediden maksadın, hakiki manada yedi olmadığı
söylenmiştir. Bununla kolaylığın kast edildiği ileri sürülmüştür. Yedi lafzı,
tek rakamlı sayılarda çokluğu ifade etmek için kullanılır. Benzer şekilde
yetmiş lafzı onlu sayılarda, yediyüz rakamı da yüzlü sayılarda çokluğu ifade
etmek için söylenir. Yani bu lafızlarla muayyen bir sayı kast edilmez. Kadi
İyad ve ona tabi olanlar bu görüşü benimsemişlerdir.
Hicazlılar hata yaptın yerine, yalan söylüyorsun derler.
"Hangisi kolayınıza geliyorsa, onu okuyun!" ifadesi,
"nazil olan harflerden hangisi kolayınıza geliyorsa, onu okuyun"
manasına gelir. Hadisin bu kısmında, Kur'an'ın yedi harf üzere nazil olmasının
hikmetine işaret edilmiştir. Bunun okuyucu için kolaylık olduğu belirtilmiştir.
Bu da, yedi harften maksadın aynı lehçe içinde olsa bile Kur'anı manaları
müteradif (eşanlamlı) lafızlarla ifade etmek olduğunu iddia edenlerin görüşünü
desteklemektedir. Çünkü Hişam, Kureyş lehçesini kullanıyordu. Aynı şekilde Hz.
Ömer de bu lehçeyi kullanıyordu. Buna rağmen ikisinin kıraati de farklılık
göstermiştir. Bu hususa İbn Abdilberr dikkat çekmiştir. O, ilim ehlinin çoğundan,
yedi harften maksadın bu olduğu görüşünü nakletmiştir.
Ebu Ubeyd ve diğerleri ise yedi harften maksadın, farklı
lehçeler olduğunu ileri sürmüştür. İbn Atıyye de bunu tercih etmiştir. Ancak
Arapların yediden fazla lehçeye sahip olduğu belirtilerek bu görüşe itiraz
edilmiştir. Cevap olarak ise, fasih olanların sayısının yedi olduğu
söylenmiştir.
Ebu Şame bir alimin şöyle dediğini nakletmiştir: "Kur'an
önce, Kureyş ve onlara komşu olan fasih Arapların lehçesi üzerine nazil oldu.
Daha sonra Arapların kendi lehçeleriyle Kur'an okumalarına müsaade edildi. Söz
konusu bu lehçeler arasında ise, lafız ve i'rab farklılıkları mevcuttu."
Kanaatime göre bu söz şu şekilde tamamlanır: Bu müsaade insanların arzusuna
bırakılmamıştır. Yani herkes kendi kafasına göre Kur'an kelimelerini kendi
lehçesindeki müteradif lafızlarla değiştirmiyordu. Aksine bu konuda, Hz.
Nebi'den Sallallahu Aleyhi ve Sellem işitme dikkate alınıyordu. Nitekim bu
konuda zikredilen hadiste hem Hz. Ömer'in, hem de Hişam'ın 'bana bunu Allah
Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğretti' demesi buna işaret eder.
İbn Kuteybe (ö. 276) "Müşkilu'I-Kur'an" adlı kitabının
baş tarafında şöyle der: "Allah'ın, Resulullah'a Sallallahu Aleyhi ve
Sellem Kur'an'ı her kavmin kendi lehçesine göre okumasını emretmesi, bu ümmete
gösterdiği kolaylıklardan biridir. Bu sayede Hüzeyl kabilesine mensup biri
.......hatta hine ifadesini .........atta hine şeklinde, Esed kabilesine mensup
biri, kelimesini ilk harfin harekesini
kesralı olarak (tı'lemune şeklinde), Temım kabilesine mensup olan biri,
hemzeli, Kureyşliler hemzesiz okuyabilmektedir. Eğer Allah Teala her kabilenin
kendi lehçesinden vazgeçmesini, çocukken, gençken ve yetişkinken kullandıkları
lehçelerini bir kenara itmelerini isteseydi, insanlar için bu son derece güç olurdu.
Bu yüzden lütfu ile onlara kolaylık sağladı."
İbn Kuteybe ve daha başkaları, hadiste bahsi geçen rakamı şu
yedi hususta meydana gelen farklı vecihlere hamletmişlerdir:
1- Sureti ve manası değişmeden harekesi değişen vecih.
...........Vela yudarra katibun ve la şehid ayeti buna örnek olarak
verilebilir. Bu ayette geçen .........ve la yudarru kelimesindeki ra harfi hem
mansup,(üstünlü) hem de merfu (ötreli) olarak okunmuştur.
2- Fiilin değişmesi ile değişen vecih. ......./ Baid beyne esfarina
ayeti buna örnek verilebilir. Buradaki ..../ baid emir fiil şeklinde
okunduğusoı gibi .... / beude olarak mazi fiil şeklinde de okunmuştur.
3- Noktasız harflere nokta verilmek suretiyle meydana gelen
farklı vecih.
Mesela, ...... /sümme nünşiruha ayeti buna örnek olarak
verilebilir. Bu ayette ..../ nünşir kelimesinin son harfi hem noktasız (.....),
hem de noktalı (.....) şeklinde
okunmuştur.
4- Mahreç bakımından birbirine yakın olan harflerin değişmesiyle
meydana gelen vecih ......... ve talhun mendud ayeti, Hz. Ali'den nakledilen
kıraate göre .........ve tal'un mendud şeklinde okunmuştur.
5- Takdim ve tehirle meydana gelen değişiklik ile oluşan vecih.
........ve caet sekratül-mevti bi'l hakkı ayeti, Ebu Bekir, Talha İbn Musarrif
ve Zeynu'l-Abidın kıraatine göre ...........ve caet sekratü'l-hakkı bi'l-mevti
şeklinde okunmuştur.
6- Ziyade ve eksiklik bulunmasıyla farklılık arz eden vecih.
Kitabu't-tefsir'de İbn Mes'ud ve Ebu'd-Derda'dan nakledilen rivayet buna örnek
olabilir. Nitekim eksik kıraate göre Leyl suresinin ilk üç ayeti,
............ve'I-leyli iza yağşa ve'n-nehari iza tecella ve'z-zekeri ve'l-ünsa
şeklinde okunmuştur. Fazlalık olan kıraate göre ise, .......tebbet yeda ebi
Leheb suresinin tefsiri yapılırken İbn Abbas'tan nakledilen şu kıraat örnek
olarak verilebilir: ......... Ne enzir aşırateke'l-akrabın ve rahdake
minhumu'l- muhlesin.
7 - Bir kelimenin eşanlamlısıyla değiştirilmesi şeklinde meydana
gelen vecih.
Mesela ........Kel-İhni'l-menfuş ayeti, İbn Mes'ud ve Said İbn
Cübeyr kıraatine göre .......es-sufi'l-menfuş şeklinde okunmuştur. İbn Kuteybe'nin bu izahı gayet güzeldir.
Kur'an'ın nazil olduğu yedi harfin tamamı şu an Müslümanların
elinde bulunan mushaflarda mevcut mudur? Yoksa bundan sadece bir harf mi
kalmıştır? İşte bu konuda selef alimleri farklı yorumlar yapmışlardır..
İbnu'l-Bakıllanı yedi harfin de mevcut olduğu görüşünü
benimsemeye meyletmiştir. Taberı ve bir grup alim sadece bir harfin mevcut
olduğunu açık bir dille ifade etmiştir. İtimada şayan görüş de budur ..
Ebu'l-Fadl er-Razi "el-Levaih" adlı eserinde şöyle
demiştir: "Eğer kıraat imamlarından biri bazı harfleri tercih etse, kıraat
konusunda da tercihte bulunmak şartıyla yeni bir çığır açsa, yedi harfin dışına
çıkmış olmaz."
Kevaşi de şöyle demiştir: "Senedi sahih, Arapçaya uygunluğu
tam ve hattı da imam mushafına muvafık olan bütün kıraatler, nasla sabit olmuş
yedi har- . fin içinde yer alır. Buna binaen sayıları ister yedi olsun, ister
yedi bin, kurra'ın kıraatleri bu kriterlere göre kabul edilir. Bu üç kriterden
birini taşımayan kıraat, şazdır."
Son asırlarda meşhur kıraatlerin "Teysir",
"Şatıbiyye" gibi kıraat kitaplarında toplandığı vehminin canlılığını
koruması bu konudaki görüşlerin genişlemesine neden olmuştur. Hz. Nebi'in
Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hangisi kolayınıza geliyorsa onu
okuyun!" sözünü, yukarıda bahsi geçen şartları taşıyan okuyuş şekilleriyle
Kur'an ayetlerinin okunabileceğine delil olarak getirmişlerdir. Bu şartlar
mutlaka dikkate alınmalıdır. Bunlardan herhangi birinin bulunmadığı kıraatler
Kur'an olarak kabul edilmez. Nitekim Ebu Şame "el-Veciz" adlı
kitabında bu konuyu gayet güzel açıklamıştır: "Bir kıraat’ın, Allah
katından nazil olduğu ancak şu şekilde kesinlik kazanır:
a) Bulunduğu bölgenin kıraat imamlığını yapan kariden birbiriyle
ittifak halinde olan tariklerle nakledilmiş olacak.
b) İmamın muasırları ile daha sonraki dönemlerde gelenler onun
kıraatler hususunda imam olduğu konusunda icma' edecek."
Daha sonra Ebu Şame şöyle demiştir: "Bir imamdan nakledilen
tarikler farklılık arz ederse, bu durumda kıraatlerin Kur'an olduğu
söylenem& Eğer bir ayet yukarıda belirttiğimiz şartları taşıyan birbirinden
farklı birçok kıraatı içeriyorsa, mananın bozulmaması ve i'rabın değişmemesi
şartıyla bu kıraatler okunabilir."
Ebu Şame "el-Veciz" adlı eserinde şöyle bir olaydan
bahsetmektedir: "Ana dili Arapça olmayan gençler Şam'a gelip kıraatleri
birbirine karıştırarak Kur'an'dan aşır okuyan birinin durumunu sordu. Bu soruya
İbnu'l-Hacib, İbnu's-Salah ve dönemin diğer alimleri okunan kıraatlerin
yukarıdaki şartları taşıması kaydıyla bunun caiz olduğunu belirterek cevap
vermiştir. Ancak kişi, ............fetelekka ademu min Rabbihi kelimat ayetini
(Bakara 58) İbn Kesir kıratına göre .......Adem kelimesinin nasbi, Ebu Amr kıratına
göre de ......... kelimat kelimesinin nasbı ile okuyamaz. Benzer şekilde
........... .neğfir leküm hatayatiküm ayetinde (A'raf 161) ... gafera fiilini
muzari mütekellim cemi sigasıyla ......neğfiru şeklinde, .........hatayaküm
kelimesini de merfu' olarak okuyamaz." ... "Bu tür kıraatleri haram
olduğu hususunda hiç şüphe yoktur. Bunun dışındaki okumalar ise caizdir.
Doğrusunu en iyi Allah bilir. Günümüzde karilerden öyle bir grup ortaya çıktı
ki, bunlar bu tür okumaları inkar etmektedirler. Hatta onlardan biri açıkça bu
şekilde okumanın haram olduğunu söylemiştir. Fakihlerin çoğu onları bu sahada
otorite kabul edip onlara tabi olmuş ve kendilerini 'her fennin alimi o fenni
diğerlerinden daha iyi bilir' diyerek savunmuşlardır.
Ancak bunun haram olduğunu söyleyenler yanılmışlardır. Kaldı ki,
neyin haram, neyin helal olduğu fakihlerden öğrenilir. Karilerin bu tür okuyuşu
yasaklamaları şu şekilde izah edilir: O kişi belli bir rivayet üzerine Kur'an
okuyordur. Eğer bu rivayete başka bir rivayeti karıştırırsa, o kendisinden
kıraat öğrenip sonra da onun kıraatını öğretmeye başladığı raviye yalan isnat
etmiş olur. Kim bir kıraati okutuyorsa, onu bırakıp başka bir rivayete geçmesi
iyi olmaz. Nitekim Şeyh Muhyiddin de böyle söylemiştir. Tabii geçmemesi
evveliyetle ilgilidir, kesinlikle geçmemeli denemez. Bunun herhalukarda
yasaklanması ise asla doğru değildir. Doğrusunu en iyi Allah bilir."
باب: تأليف
القرآن.
6. KUR'AN'IN TERTİBİ
حدثنا
إبراهيم بن
موسى: أخبرنا
هشام بن يوسف: أن
ابن جريج
أخبرهم قال:
وأخبرني يوسف
بن ماهك قال:
إني
عند عائشة أم
المؤمنين رضي
الله عنها إذ
جاءها عراقي
فقال: أي
الكفن خير؟
قالت: ويحك وما
يضرك. قال: يا
أم المؤمنين
أريني مصحفك،
قالت: لم؟ قال:
لعلي أؤلف
القرآن عليه،
فإنه يقرأ غير
مؤلف، قالت:
وما يضرك أيه
قرأت قبل،
إنما نزل أول
ما نزل منه سورة
من المفصل، فيها
ذكر الجنة
والنار، حتى
إذا ثاب الناس
إلى الإسلام
نزل الحلال
والحرام، ولو
نزل أول شيء:
لا تشربوا
الخمر،
لقالوا: لا
ندع الخمر أبدا،
ولو نزل: لا
تزنوا،
لقالوا: لا
ندع الزنا أبدا،
لقد نزل بمكة
على محمد صلى
الله عليه وسلم
وإني لجارية
ألعب: {بل
الساعة
موعدهم
والساعة أدهى
وأمر}. وما
نزلت سورة
البقرة
والنساء إلا
وأنا عنده،
قال: فأخرجت
له المصحف،
فأملت عليه آي
السورة.
[-4993-] Yusuf İbn Mahek'ten şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Ben
mu'minlerin annesi Aişe r.anha'nın yanındayken Iraklı birisi geldi. Ona 'hangi
kefen daha hayırlıdır?' diye sordu. Hz. Aişe:
'Zavallı adam, nasıl kefenlenirsen kefenlen, bunun sana bir zararı
olur mu?' diye karşılık verdi. Adam bu defa 'ey mu'minlerin annesi bana
mushafını göster' dedi. Hz. Aişe:
'Neden?' diye sorunca şöyle dedi: Bendeki
Kur'an'ı ona göre telif etmeye çalışayım. Çünkü o, okunuyorken harfleri aynilik
arzetmiyor .. Bunun üzerine Hz. Aişe:
'Ha öyle okumuşsun ha böyle, sana bir zararı var mı?' diye
karşılık verdi ve şöyle devam etti: İlk olarak Kur'an'dan Cennet ve Cehennemin
işlendiği bir sure nazil oldu. Ne zaman ki, insanlar İslam'a girmeye başladı,
haram ve helale ilişkin ayetler indi. Eğer ilk olarak 'şarap içmeyin!' diye bir
ayet inseydi, insanlar 'asla şarabı bırakmayız' diyerek karşı çıkarlardı. Eğer
ilk olarak 'zina etmeyin!' diye bir ayet inseydi, 'asla zinayı bırakmayız'
diyerek İslam'a yanaşmazlardı. Mekke'de ben daha oyun oynayan bir çocukken Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e
'Bilakis kıyamet, onlara va'ad edilen asıl saattir. Ve o saat,
daha belalı ve daha acıdır' (Kamer 46) ayeti nazil oldu. Bakara ve Nisa
sureleri ise ancak ben onunla evlendikten sonra indi."
Ravi der ki: "Sonra Hz. Aişe, mushafını çıkardı ve surelerin
ayetlerini adama imla ettirdi."
حدثنا آدم:
حدثنا شعبة،
عن أبي إسحاق
قال: سمعت عبد
الرحمن بن
يزيد: سمعت
ابن مسعود
يقول:
في
بني إسرائيل
والكهف ومريم
وطه
والأنبياء: إنهن
من العتاق
الأول، وهن من
تلادي.
[-4994-] İbn Mes'ud İsra, Kehf, Meryem, Taha ve Enbiya sureleri için "Bu
sureler, ilk inenlerdendir, ilk başta nazil olan Kur'an pasajlarıdır,"
demiştir.
حدثنا أبو
الوليد: حدثنا
شعبة: أنبأنا
أبو إسحاق:
سمع البراء
رضي الله عنه
قال:
تعلمت:
{سبح اسم ربك
الأعلى}. قبل
أن يقدم النبي
صلى الله عليه
وسلم.
[-4995-] Bera'dan şöyle dediği nakledilmiştir:
سبح اسم
ربك الأعلى Sebbihisme
rabbike'l-a'la’’ (A’la suresini) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine
ye gelmeden önce öğrendim.
حدثنا
عبدان، عن أبي
حمزة، عن
الأعمش، عن
شقيق قال: قال
عبد الله:
قد
علمت النظائر
التي كان النبي
صلى الله عليه
وسلم يقرؤهن
اثنين اثنين
في كل ركعة.
فقام عبد الله
ودخل معه
علقمة، وخرج
علقمة
فسألناه،
فقال: عشرون
سورة من أول المفصل،
على تأليف ابن
مسعود، آخرهن
الحواميم، حم
الدخان، وعم
يتسائلون.
[-4996-] Şakik'ten rivayet edildiğine göre, Abdullah [İbn Mes'ud]'dan şöyle
nakledilmiştir: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in her rekatta
ikişer ikişer okuduğu birbirine benzer sureleri öğrendim" dedi. Sonra
Abdullah bulunduğu yerden kalkıp evine gitti. Beraberinde Alkame de vardı. Bir
müddet sonra Alkame evden çıktı, ona bu surelerin hangileri olduğunu sorduk. O
da şöyle cevap verdi:
"İbn Mes'ud'un mushafına göre mufassal surelerden yirmi sure.
Hamimler, Duhan ve Amme bu surelerin sonunda yer alır."
AÇIKLAMA:
"Kur'an'ın Tertibi" başlığı, bir surenin ayetlerinin
tertibi manasına gelebileceği gibi surelerin mushaftaki sıralanışı manasına da
gelebilir.
Hadisin "Ona 'hangi kefen daha hayırlıdır?' diye sordu. Hz.
Aişe 'zavallı adam, kefenlenirsen kefenlen, bunun sana bir zararı olur mu?'
diye karşılık verdi." ifadesinden şunlar anlaşılmaktadır: Iraklı bu adam
öyle anlaşılıyor ki, Semura'dan nakledilen şu merfu' hadisi işitmiştir:
"Elbiselerinizden beyaz olanları giyin. Ölülerinizi de beyaz bezle kefenleyin!
Çünkü beyaz daha temiz ve daha güzeldir." Tirmizl'ye göre bu hadis
sahihtir. Ayrıca Tirmizi İbn Abbas'tan da bunu nakletmiştir. Muhtemelen Iraklı
adam bu hadisi duymuş ve bunun doğru olup olmadığını Hz. Aişe'den öğrenmek
istemiştir. Malum olduğu üzere Iraklılar sorularıyla ortalığı karıştırmakla
meşhur olmuşlardır. Bundan dolayı Hz. Aişe adama "neyle kefenlenirsen
kefenlen, bunun sana bir zararı olur mu?" diye karşılık vermiştir. Bu
ifadesi hangi kefenle gömülürsen gömül, kefenlenmiş olursun manasına gelir. İbn
Ömer'in sivrisineğin kanı hakkında soru soran Iraklıya söylediği şu söz çok
meşhurdur: "Irak halkına bakın! Allah Resulü'nün Sallallahu Aleyhi ve
Sellem torununun kanını akıttıkları halde sivrisineğin kanının hükmünü
soruyorlar."
İbn Battal şöyle demiştir: "Ne namazda iken, ne de namaz
dışında Kur'an okurken surelerin tertibine riayetin farz olduğunu söyleyen bir
alim bilmiyorum. Aksine kişinin, Bakara'dan önce Kehf suresini, Kehf'ten önce
de Hacc suresini okuması caizdir. Seleften Kur'an'ı tersten okumanın
yasaklandığına dair gelen haberler ise, bir surenin ayetlerini sondan başa
doğru okumak hakkındadır. Çünkü bazıları ezberlemede aşırı çaba gösterdikleri
ve dillerinin, yazdıklarını kolayca telaffuz etmesini sağlamak istedikleri için
kasidelerde böyle bir yönteme başvurmuşlardı. İşte selef, bu yöntemin Kur'an'a
uygulanmasına karşı çıkmıştır. Kur'an'ın bu şekilde okunması haramdır."
Kadı iyad Hz. Nebi'in gece namazında Al-i İmran suresinden önce Nisa
suresini okuduğunu gösteren Huzeyfe hadisini şerhederken şöyle demiştir:
"Ubey İbn Ka’b'ın mushafında adı geçen sureler bu şekilde
dizilmişti Ayrıca bu hadiste, surelerin ictihada göre tertip edildiğini
söyleyenler için bir delil vardır. Sureler tevkifi olarak dizilmemiştir.
Nitekim alimlerin çoğu bu kanaattedir. Kadı el-Bakıllani de bunu tercih
etmiştir. O, bu konuda şunları söylemiştir: Kur'an okurken surelerin sırasına
riayet etmek farz değildir. Namaz kılarken, ders verirken ve Kur'an öğretirken tertibe
riayet gerekli değildir. Zaten bu yüzden sahabelerin Mushafları farklılık
arzetmiştir. Hz. Osman mushafı yazılınca, sureleri bugün elimizde bulunan
tertibe göre sıraladılar." Daha sonra İbn Battal'ın söylediklerine benzer
sözler sarfetmiş ve sonra şöyle demiştir: "Bütün surelerin ayetleri, bu- .
gün mushafta bulunduğu sıraya göre Allah'ın buyruğu doğrultusunda dizilmiştir.
Ayetler tevkifi tertibi bozulmadan Hz. Nebi’den günümüze kadar nakledilmiştir.
"
Hz. Aişe "haram ve helale ilişkin ayetler indi"
sözüyle, Kur'an ayetlerinin inişi sırasında gözetilen ilahi hikmete işaret
etmiştir. Kur'an-ı Kerim'den ilk önce tevhid inancına çağıran, mu'minleri ve
itaat edenleri cennetle müjdeleyip kafir ve isyankarları cehennemle korkutan
ayetler indi. İnsanlar bu ilkelere gönülden bağlanınca ahkam ayetleri nazil
oldu. Bundan dolayı Hz. Aişe, "Eğer ilk olarak 'şarap içmeyin!' diye bir
ayet inseydi, insanlar 'asla şarabı bırakmayız' diyerek karşı çıkarlardı"
demiştir. Çünkü insan tabiatı, alışkanlıklarını bırakmaktan nefret edecek
şekilde yaratılmıştır.