|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Fedailu’l-KUR’AN |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
باب: فضل
القرآن على
سائر الكلام.
17. KUR'AN'IN DİĞER SÖZLERDEN ÜSTÜN OLUŞU
حدثنا هدبة
بن خالد أبو
خالد: حدثنا
همام: حدثنا
قتادة: حدثنا
أنس بن مالك،
عن أبي موسى
الأشعري، عن النبي
صلى الله عليه
وسلم قال: (مثل
الذي يقرأ
القرآن
كالأترجة،
طعمها طيب وريحها
طيب. والذي لا
يقرأ القرآن
كالتمرة، طعمها
طيب ولا ريح
لها، ومثل
الفاجر الذي
يقرأ القرآن
كمثل
الريحانة،
ريحها طيب
وطعمها مر. ومثل
الفاجر الذي
لا يقرأ
القرآن كمثل
الحنظلة،
طعمها مر ولا
ريح لها).
[-5020-] Ebu Musa el-Eş'ari'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle
buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kur'an okuyan kimse, turunçgillere benzer.
Hem tadı güzeldir, hem de kokusu. Kur'an okumayan (mu'min) hurma gibidir. Tadı
güzeldir ama kokusu yoktur. Kur'an okuyan facir kimse, rayhane gibidir. Kokusu
güzel, tadı acıdır. Kur'an okumayan facir kimse ise, Ebu Cehil karpuzuna
benzer. Hem tadı acıdır, hem de kokusu yoktur. "
Tekrar: 5059, 5427, 7560.
Diğer tahric:: Müslim,
müsafirin; Tirmizî, emsal, Ebu Davud, edeb; Nesaî, iman; İbn Mace, mukaddime;
Darimî, Fedailü'l-Kur'an; Ahmed b. Han bel, IV, 397, 404, 408.
حدثنا مسدد،
عن يحيى، عن
سفيان: حدثني
عبد الله بن
دينار قال:
سمعت ابن عمر
رضي الله
عنهما، عن
النبي صلى
الله عليه
وسلم قال: (إنما
أجلكم في أجل
من خلا من
الأمم، كما
بين صلاة العصر
ومغرب الشمس،
ومثلكم ومثل
اليهود والنصارى،
كمثل رجل
استعمل
عمالا، فقال:
من يعمل لي
إلى نصف
النهار على
قيراط، فعملت
اليهود، فقال:
من يعمل لي من
نصف النهار
إلى العصر،
فعملت
النصارى، ثم
أنتم تعملون
من العصر إلى
المغرب
بقيراطين
قيراطين،
قالوا: نحن
أكثر عملا
وأقل عطاء،
قال: هل
ظلمتكم من
حقكم؟ قالوا: لا،
قال: فذاك
فضلي أوتيه من
شئت).
[-5021-] Abdullah İbn Dinar, İbn Ömer'i Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem
şöyle buyurdu derken işittim demiştir: "Önceki ümmetlere göre sizin
ümmetin yaşayacağı süre, ikindi namazı ile akşam namazı arasındaki süre
kadardır. Sizin bu durumunuz, Yahudi ve Hıristiyanların haline benzer. Şöyle
ki, bir adam, iş görmeleri için bir takım işçiler tutar. Onlara 'kim benim için
öğleye kadar bir kırat karşılığı çalışır?' diye teklifte bulunur. Bu teklif
karşısında Yahudiler çalışır. Adam 'kim benim için gündüzün ortasından ikindi
vaktine kadar çalışır?' diye iş teklifinde bulunur. Bu defa Hıristiyanlar
çalışır. Sonra siz, ikindiden akşama kadar iki kırat karşılığı çalışırsınız.
Kıyamet günü onlar 'biz daha çok çalıştık. Ama az ücret aldık'
diye itiraz edecekler. Allah Teala: 'ben sizin hakkınızı yedim mi?' diyecek.
Onlar da 'hayır' diyecekler. Bu defa Rahman şöyle buyuracak: İşte bu benim
lütfumdur. Dilediğime onu veririm."
AÇIKLAMA:
"Hem tadı güzeldir, hem de kokusu’’ ifadesi ile bu hadiste
iman tad, Kur'an okumak da koku ile vasıflandırılmıştır. Çünkü iman, mu'min
için Kur'an okumaktan daha çok gereklidir. Zira Kur'an okuma olmadan da iman
hasıl olur. Bunun gibi tad da, bir şeyin özüne kokusundan daha gereklidir.
Çünkü özün kokusu gider ama tadı kalır. Burada elma gibi hem güzel kokan, hem
de tadı güzelolan diğer meyvelerin aksine turunçgillerin buna örnek
verilmesinin hikmeti ise şu şekilde açıklanmıştır: Turunçgillerin kabuğu
tedavide kullanılır. Bu özelliği sayesinde rahatlatıcıdır. Ayrıca çekirdeğinden
yağ elde edilir ki, bunun da bir takım yararları vardır. Anlatıldığına göre
içinde turunçgiller bulunan eve cin girmezmiş. Bu yüzden Kur'an'ın bu meyveye
benzetilmesi uygun oldu. Zira Kur'an'a şeytanlar yanaşamaz. Bu meyvenin
çekirdeğinin kabuğu beyazdır. Dolayısıyla mu'minin kalbine uygun oldu. Ayrıca
bu meyvede bir takım özellikler daha vardır. Mesela cisminin büyük olması,
görünüşünün güzel, renginin insanın içini açması, yumuşak olması,lezzet alarak
yenmesi, güzel koku vermesi, zarının ince olması, mideyi rahatlatması, hazmının
kolayolması bunlar arasında sayılabilir. Bir de "Müfredat"ta
zikredilen başka yararları da vardır.
Hadisten Çıkarılan Sonuçlar:
1- Kur'an'ı ezbere bilenlerin üstünlüğüne
işaret edilmiştir.
2- Bazı konuları daha kolayanlatmak için benzetmeler
yapılabilir. 3- Kur'an'ı okumaktan maksat, gereğince amel etmektir.
باب: الوصية
بكتاب الله عز
وجل.
18. ALLAH'IN KİTABINI VASİYYET ETMEK
حدثنا محمد
بن يوسف:
حدثنا مالك بن
مغول: حدثنا
طلحة قال: سألت
عبد الله بن
أبي أوفى:
آوصى النبي
صلى الله عليه
وسلم؟ فقال:
لا، فقلت: كيف
كتب على الناس
الوصية،
أمروا بها ولم
يوص؟ قال:
أوصى بكتاب
الله.
[-5022-] Talha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir:
"Abdullah İbn Ebi Evfa'ya Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in herhangi bir
vasiyyette bulunup bulunmadığını sordum. O da: 'hayır' diye cevap verdi. Bunun
üzerine, 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vasiyyette bulunmadıysa nasıl
vasiyyet etmek insanlara farz kılındı, neden vasiyyette bulunmaları•
emredildi?' diye sordum. O da şöyle cevap verdi: "Nebi Sallallahu Aleyhi
ve Sellem Allah'ın kitabını vasiyyet etti."
AÇIKLAMA:
Bu başlıktaki Allah'ın kitabını vasiyyet etmek ibaresinden
maksat, onun hem aslını, hem de manasını korumaktır. Ona saygı gösterip onu
muhafaza etmektir.
Düşman topraklarına onu götürmemektir. İçindekilere tabi olup
emirlerini yerine getirmek, nehiylerinden sakınmaktır. Okumaya devam edip,
aksatmadan onu öğrenme ve öğretme faaliyetini sürdürmektir.
باب: (.. من لم
يتغن بالقرآن).
19. KUR'AN iLE YETİNMEYENLER
وقوله تعالى:
{أو لم يكفهم
أنا أنزلنا
عليك الكتاب
يتلى عليهم}
/العنكبوت: 51/.
Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Kendilerine okunmakta olan
Kitab'ı sana indirmemiz onlara yetmemiş mi!?"(Ankebut 51)
حدثنا يحيى
بن بكير قال:
حدثني الليث،
عن عقيل، عن
ابن شهاب قال:
أخبرني أبو
سلمة بن عبد
الرحمن، عن
أبي هريرة رضي
الله عنه أنه
كان يقول: قال
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم:
(لم
يأذن الله
لشيء ما أذن
للنبي صلى
الله عليه
وسلم يتغنى
بالقرآن).
وقال صاحب له:
يريد يجهر به.
[-5023-] Ebu Hureyre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu
rivayet etmiştir: "Allah Teala Nebi'in Kur'an'ı yüksek sesle güzel okuması
konusunda izin verdiği gibi başka hiçbir konuda böyle teğanni ile okumaya
müsaade etmemiştir."
[İbn Şihab dediki: Ravi Ebu Seleme'nin] bir arkadaşı, Kur'an'ı
güzel okumaktan maksadın, onu yüksek sesle okumak olduğunu söylemiştir.
Tekrar: 5024, 7482, 7544.
حدثنا علي بن
عبد الله:
حدثنا سفيان،
عن الزهري، عن
أبي سلمة بن
عبد الرحمن،
عن أبي هريرة،
عن النبي صلى
الله عليه
وسلم قال: (ما
أذن الله لشيء
ما أذن للنبي
أن يتغنى
بالقرآن). قال
سفيان:
تفسيره: يستغني
به.
[-5024-] Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu
Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Teala Nebi'in Kur'an'ı yüksek
sesle güzel okuması konusunda izin verdiği gibi başka hiçbir konuda böyle
teğanni ile okumaya müsaade etmemiştir."
AÇIKLAMA:
"Kendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana indirmemiz onlara
yetmemiş mi!?" İmam Buharı bu ayeti burada zikretmekle, İbn Uyeyne'nin
.... yeteganna fiilini ..../ istağna şeklinde yaptığı tefsiri tercih ettiğini göstermiştir.
Bu ayetle, önceki milletlerin kıssaları ile yetinmek kastedilmiştir. Yoksa
fakirliğin zıddı olan ve zenginlik manasına gelen istiğna ........el-istiğna
kastedilmemiştir. Nitekim İmam Buhari'nin de, bu başlıktan sonra bu ayeti
zikretmesi bu görüşü benimsediğini gösterir.
Kurtubi şöyle demiştir: "Asıl itibariyle ..... kelimesi,
kişinin dinlediği kimseye kulak vermesi anlamına gelir. Bu mana Allah Teala
hakkında düşünülemez. Bu kullanım, muhatapların örflerinde yaygın olan bir
esasa dayanarak mecaz ifade eder. Bu kavram Allah Teala hakkında kullanılınca,
O'nun, Kur'an okuyana lütufta bulunması ve ona bolca sevap vermesi anlamına
gelir. Çünkü bunlar, kulak vermenin neticeleridir. Bu durumda hadis, Kur'an
okumayı teşvik eder ve Kur'an'ı bırakıp başka bir kelama meyletmemeyi
öğütler."
Kurtubi, bu hadisi mana bakımından Buhari'nin tercih ettiği
istiğnanın tahsisine göre te'vil etmektedir. Çünkü Kur'an varken başka
kitaplara ihtiyaç kalmaz.
.........Lem yeteganne ifadesi ile
Kur'an'ın kendisine bir fayda sağlamadığı, bu kitabın imanına bir yararı
dokunmadığı, Kur'an'da var olan va'd ile vaidi tasdik etmeye yardımcı olmadığı
kimselerin kastedildiği de söylenmiştir.
Bu başlık ile "Kur'an okuyup onu dinlemekle rahata
kavuşmayan" manasının kast edildiği de ileri sürülmüştür. Ancak bu lafız
ile Ebu Ubeyd'in tercih ettiği fakirliğin zıddı olan zenginlik
kastedilmemiştir. Yine de Ebu Ubeyd'in görüşü yabana atılamaz. Bununla,
fakirliğin zıddı olan ve gözle görülebilen zenginliğin değil de, kanaat olan ve
nefis zenginliği anlamına gelen manevi temizlik kastedilmiş olabilir. Çünkü
malum olan zenginlik başka bir özellik olmazsa sırf Kur'an okumakla elde
edilemez. Hadisin akışı da böyle bir özelliğin bulunmadığını gösterir.
Bu hadiste Kur'an'ı güzelokumak için gayret sarfedilmesine
teşvik söz konusudur. Ayrıca gayret sarfetmenin nedeni de açıklanmıştır. Buna
göre sanki Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Kur'an
okurken teğanni ile okumayı arzu etmeyenler bizden değildir.
İmam Taberi'nin naklettiğine göre İmam Şafii'ye İbn Uyeyne'nin
teğanni kelimesini istiğna ile tefsir etmesi hakkında ne düşündüğü sorulunca,
bu tevili kabul etmeyip şöyle demiştir: "Eğer Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem bu lafız ile zengin olmayı kast etseydi,
..../ lem yesteğni lafzını kullanırdı. Şüphesiz Rasulullah güzel sesle
Kur'an okumayı kastetmiştir."
İbn Battal şöyle demiştir: "İbn Ebi Müleyke, Abdullah İbn
Mübarek ve Nadr İbn Şümeyl de bunu bu şekilde tefsir etmiştir. Nitekim,
Abdula'la'nın, Ma'mer kanalıyla İbn Şihab'dan bu konuda zikredilen hadise
ilişkin naklettiği şu sözler de bunu destekler: "Allah Teala Kur'an'ı
makamlı biçimde okumaya müsaade ettği gibi başka bir şeyi teğanni ile söylemeye
müsaade etmemiştir." Bu rivayeti Taberi tahriç etmiştir. Yine Taberi,
Abdurrezzak kanalıyla Ma'mer'den şu rivayeti nakletmektedir: "Allah Teala
güzel sesli başka bir Nebie böyle bir şey için izin vermemiştir." Bu
lafız, İmam Müslim tarafından Muhammed İbn İbrahim et-Teymi kanalıyla Ebu
Seleme'den, İbn Ebi Davud ve Tahavi tarafından Amr İbn Dinar ve Ebu Seleme
kanalıyla Ebu Hureyre'den "Allah Teala Kur'an'ı güzel terennüm etmekten
dolayı başka bir Nebie böyle bir teğanni izni vermemiştir, " şeklinde
nakledilmiştir.
Bu konuda Taberi şöyle demiştir: "Terennüm, ancak okuyucunun
sesini güzelleştirip kulağa hoş hale getirmesiyle mümkün olur. Eğer teğanninin
anlamı istiğna olsaydı, burada sesin zikredilmesine gerek kalmazdı. Aynı
şekilde yüksek sesle okumaya da temas edilmezdi."
Sonuç olarak bu konuya ilişkin yukarıda zikredilen bütün
görüşleri şu şekilde uzlaştırmak mümkündür: Okuyucu, Kur'an okurken sesini
yükselterek, içli içli okuyarak, onunla yetinip diğer sözlere yönelmeyerek,
onunla gönül zenginliğini ve maddi bolluğu yakalamayı umarak Kur'an'la sesini
güzelleştirmiş olur. Bu mesele ile ilgili düşüncelerimi şu beyitlere
döktüm:
Kur'an'ı oku nameli güzel sesle
İçli içli, terennüm ederek yükses sesle
Diğer kitapları terk eyle umarak
Günül zenginliğini, hakiki zenginlği
Hiç kuşkusuz, nefisler makamlı okuyuşlara makamsız okuyuşlardan
daha fazla meyleder. Çünkü name, kalbin hislenmesinde ve gözyaşının akmasında
son derece etkilidir.
Selef alimleri, Kur'an'ın makamla okunup okunmayacağı hususunda
ihtilaf etmişlerdir. Ancak güzel sesle Kur'an okumak ile güzel sesli birinin
Kur'an okumasını başkalarına önceleme hususunda aralarında hiç ihtilaf yoktur.
İmam Nevevi "et-Tibyan" adlı eserinde şöyle demiştir:
"Alimler Kur'an okurken sesin güzelleştirilmesi hakkında icma' etmişlerdir.
Ancak sesi güzelleştirmek için aşırı derecede uzata uzata okumaya meyletmemek
gerektiğini vurgulamışlardır. Eğer okunurken bir harf ilave edilmesi veya bir
harfin gizlenmesi haramdır. Makam yaparak okuma hakkında ise .İmam Şafii bir
yerde bunun mekruh olduğunu, başka bir yerde ise bunda bir sakınca
bulunmadığını söylemiştir. Onun bu durumunu öğrencileri ve ona tabi olan ilim
adamları şu şekilde izah etmiştir: İmam Şafii iki zıt görüş beyan etmemiştir.
Çünkü o, farklı hallere göre farklı konuşmuştur. Eğer Kur'an okuyan doğru
dürüst okur ve makam yaparsa, bu caizdir. Aksi takdirde haramdır.
Bu konudaki delillerden şu sonuç ortaya çıkmıştır: Kur'an'ı
güzel sesle okumak güzel bir davranıştır. Eğer kişinin sesi güzel değilse, gücü
yettiği kadar güzel okumaya gayret etsin. Nitekim İbn Ebi Müleyke hadis
ravilerinden birine böyle demiştir. Bu rivayeti, Ebu Davud sahih bir senede
nakletmiştir.
Kur'an okuyanın sesini güzelleştirmesinin bir yolu da,
makamların kurallarına dikkat etmektir. Çünkü güzel ses, makam ile daha da
güzelleşir. Kişinin makamdan uzak durması sesinin güzelliğini etkiler. Sesi
güzelolmayan kimse belki de kıraat ehli nezdinde muteber olan kuralların dışına
çıkmamak kaydıyla bu makamlara rivayet etmek zorunda kalır. Buna riayet etmezse,
kuralına uygun okumadığı için sesini güzelleştiremez. Belki de bu görüş,
makamla Kur'an okumayı mekruh görenlere aittir. Çünkü genellikle makamlara
riayet edenler Kur'an'ı düzgün okumaya özen göstermezler. Eğer bir kimse, hem
Kur'an okuma kurallarına hem de makama riayet ederse, onun kıraatı
başkasınınkine tercih edilir. Çünkü o, hem dinin arzuladığı gibi sesini
güzelleştirmiş, hem de haram olan okuma hatalarından korunmuştur."
Doğrusunu en iyi Allah bilir.