|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Libas |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük
Biyografi
وقول الله
تعالى: {قل من
حرَّم زينة
الله التي أخرج
لعباده}
/الأعراف:32/.
1. YÜCE ALLAH'IN: "DEKİ: ALLAH'IN KULLARI İÇİN ÇIKARDIĞI
ZİNETİ... KİM HARAM KILMIŞTIR?"(A'raf, 32) BUYRUĞU
وقال النبي
صلى الله عليه
وسلم: (كلوا
واشربوا والبسوا
وتصدقوا، في
غير إسراف ولا
مخيلة).
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "İsraf yapmaksızın ve
kibirlenmeksizin yiyiniz, içiniz, giyininiz ve tasadduk ediniz" diye
buyurmuştur.
وقال ابن
عباس: كل ما
شئت، والبس واشرب
ما شئت، ما
أخطأتك
اثنتان: سرف
أو مخيلة.
İbn Abbas da: Şu iki şeye kapılmadıkça -yani israfa düşmedikçe
yahut kibire kapılmadıkça- istediğini ye, istediğini giy, demiştir.
حدثنا
إسماعيل قال:
حدثني مالك،
عن نافع، وعبد
الله بن
دينار، وزيد
بن أسلم: يخبرونه
عن ابن عمر
رضي الله
عنهما:
أن
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم قال: (لا
ينظر الله إلى
من جر ثوبه
خيلاء).
[-5783-] İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve
Sellem: "Allah, büyüklenerek elbisesini yerde sürükleyen kimseye
bakmaz" buyurmuştur.
AÇIKLAMA:
"Azıme" vezninde "mahile", huyela
anlamındadır. Bu da tekebbür demektir.
Rağıb dedi ki: Huyela, insanın kendisinde var olduğunu gördüğü
bir üstünlükten meydana gelen tekebbürdür.
el-Muvaffak Abdullatif el-Bağdadi de şöyle demektedir: Bu hadis,
insanın kendisini güzel bir şekilde çekip çevirmesinin faziletli yanlarını bir
arada ifade etmektedir. Bu hadiste dünya ve ahirette ruhun ve bedenin bütün
maslahatlarının çekip çevrilmesi dile getirilmiştir. Şüphesiz her hususta israf
hem bedene zararlıdır, bem de maişete zarar verir. İsraf, gereksiz telef etmeye
(tüketime) götürür ve kişinin ruhuna da zarar verir. Çünkü ruh (nefs) çoğu
hallerde bedene tabidir. Büyuklenmek ise nefse zarar verir. Çünkü nefis bunun
sonucunda kendisini beğenir. Ahirete de zarar verir. Çünkü günah kazandırır.
Dünyaya da zararlıdır. Çünkü insanlar tarafından nefret edilmeyi gerektirir.
باب: من جر
إزاره من غير
خُيَلاء.
2. BÜYÜKLENMEYE KAPILMAKSIZIN İZARINI YERDE SÜRÜKLEYEN KİMSE
حدثنا أحمد
بن يونس:
حدثنا زهير:
حدثنا موسى بن
عقبة، عن سالم
بن عبد الله، عن
أبيه رضي الله
عنه،
عن
النبي صلى
الله عليه
وسلم قال: (من
جر ثوبه خيلاء
لم ينظر الله
إليه يوم
القيامة). قال
أبو بكر: يا
رسول الله، إن
أحد شقَّي
إزاري يسترخي،
إلا أن أتعاهد
ذلك منه؟ فقال
النبي صلى
الله عليه وسلم:
(لست ممن
يصنعه خيلاء).
[-5784-] Salim b. Abdullah'tan, o babası (ibn-i Ömer)r.a.'dan, o Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle dediğini nakletmektedir: "Her kim
elbisesini büyüklenerek yerde sürükleyecek olursa, kıyamet gününde Allah ona
bakmayacaktır."
Bunun üzerine Ebu Bekir: Ey Allah'ın Rasulü, eğer ben izarıma
sarkmasın diye dikkat etmeyecek olursam, iki ucundan birisi gevşiyor (ve yerde
sürünüyor), dedi.
Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
"Sen bunu büyüklenmek için yapan kimselerden değilsin"
buyurdu.
حدثني محمد:
أخبرنا عبد
الأعلى، عن
يونس، عن الحسن،
عن أبي بكرة
رضي الله عنه
قال:
خسفت
الشمس ونحن
عند النبي صلى
الله عليه وسلم،
فقام يجر ثوبه
مستعجلاً،
حتى أتى
المسجد، وثاب
الناس، فصلى
ركعتين
فَجُلِّيَ
عنها، ثم أقبل
علينا، وقال:
(إن الشمس
والقمر آيتان
من آيات الله،
فإذا رأيتم
منها شيئاً
فصلوا،
وادعوا الله
حتى يكشفها).
[-5785-] Ebu Bekre r.a.'dan, dedi ki: "Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi
ve Sellem'in huzurunda iken güneş tutuldu. Acele edip elbisesini sürükleyerek
kalktı ve nihayet mescide geldi. İnsanlar da mescide döndüler. İki rekat namaz
kıl(dır)dı. Güneş tutulması da geçti. Sonra bize yönelerek şöyle buyurdu:
Şüphesiz güneş ve ay, Allah'ın ayetlerinden iki ayettir. Onlarda bu kabilden
bir şey görecek olursanız, Allah onu açıp giderinceye kadar namaz kılıp dua
ediniz."
Fethu'l-Bari Açıklaması:
"Kibire kapılmaksızin izarını yerde
sürükleyen kimse." Böyle bir kişi sözü geçen tehditle istisna edilmiştir. Ama
bu bir mazeret sebebiyle ise, onun için bir veba! yoktur. Herhangi bir
mazeretinin bulunmamasl hali ile ilgili açıklamalar da ileride gelecektir.
"Gevşeyip sarkıyor." Gevşeyip sarkmasının sebebi, Ebu
Bekr'in bedenen zayıf oluşu idi.
"Bu hususta ona dikkat etmeyecek olursam", yani eğer
gerektiği gibi dikkat etmezsem gevşeyip sarkar. Ma'merlin, Zeyd b. Eslem'den
diye naklettiği, Ahmed'de yer alan rivayette: "Şüphesiz benim izarım bazen
gevşeyip sarkıyor" şeklindedir. Muhtemelen izarını bağladıktan sonra
hareket edip yürüdüğünde yahut başka bir sebeple, kendi isteği olmadan
çözülüyor; ona gerektiği gibi dikkat ederse çözülmüyormuş. ÇÜnkü gevşemeye yüz
tuttukça onu bir daha sıkıştırıp bağlıyormuş.
İbn Sa'd, Talha b. Abdullah b. Abdurrahman b. Ebi Bekr yoluyla
Aişe'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Ebu Bekr oldukça zayıftı.
İzarı yerinde durmaz ve onu düğümleyip bağladığı yerden gevşeyip
sarkardı."
"Sen bunu büyüklenerek yapanlardan değilsin." Zeyd b.
Eslem yoluyla gelen rivayette: "Sen bunlardan değilsin" şeklindedir.
Hadisten anlaşıldığına göre mutlak olarak, bir kasıt olmaksızın
yerde izarı sürüklenen kimse için bir vebal yoktur. İbn Ebi Şeybe'nin, İbn
Ömer'den her durumda izarı yerde sürükleyip çekmeyi mekruh gördüğüne dair
rivayeti hakkında İbn Battal: Bu, onun işi oldukça sıkı tuttuğu hususlardan
birisidir, diye açıklama yapmıştır. Yoksa bu başlıktaki hadisi bizzat kendisi
rivayet etmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla bunun hükmü de onun için gizli
değildir.
Derim ki: Hayır, İbn Ömer'in bunu mekruh görmesi, ister
büyüklenmek amacıyla olsun, ister olmasın kasten elbisesini sarkıtan herkes
hakkında yorumlanır. Böyle bir açıklama da onun sözü geçen rivayetine uygundur.
İbn Ömer'in herhangi bir amacı olmayan kimseyi sorumlu tutacağı zannedilmemelidir.
O, bu işin mekruh olduğunu, izarı kendi isteği olmadığı halde yerde sürüklenen,
sonra da bu halini devam ettirip bunu telafi etmeyen kimseyi kastederek
söylemiştir. Bu hususta da görüş birliği vardır. Bununla birlikte (ilim
adamları) buradaki kerahetin tahrimı ya da tenzihı olduğu hususunda ihtilaf
etmişlerdir.
Hadisten, hükümler hususunda şahısların farklı hallerinin göz
önünde bulundurulacağı da anlaşılmaktadır. Bu da çoğunlukla göz önünde
bulundurulması gereken bir esastır.
"Bana Muhammed tahdis etti" diye başlayan (Ebu
Bekre'nin rivayet ettiği) hadis, daha önce Küsuf namazı bahsinde açıklamasıyla
geçmiş bulunmaktadır. Burada bu hadisin zikredilmesinden maksat, "acele
ederek elbisesini yerde sürükleyerek kalktı" ibaresidir. Buradan elbisenin
yerde sürüklenmesi, acele etme sebebiyle olmuşsa, yasağın kapsamına girmeyeceği
anlaşılmaktadır. Böylelikle bu yasağın, sadece büyüklenmek maksadı ile olması
haline mahsus olduğu anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte buradaki yasağın, -ileride yüce Allah'ın izniyle
açıklanacağı gibi, uzunluğundan ötürü yerde sürüklenen kamis (entari) ve bu
gibi elbiseleri giymenin caiz olduğunu söyleyecek kadar- yalnızca büyüklenmek
kastı ile olması haline mahsus olduğunu kabul edenlerin lehine delilolacak bir
taraf yoktur.
"İnsanlar döndüler" ibaresi: mescidden çıkmış olduktan
sonra mescide geri döndüler, demektir.
باب: التشمير
في الثياب.
3. ELBİSELERİ ÇEMREMEK (YUKARI DOĞRU TOPLAMAK)
حدثني إسحق:
أخبرنا ابن
شميل: أخبرنا
عمر بن أبي
زائدة: أخبرنا
عون بن أبي
جحيفة قال:
فرأيت
بلالاً جاء
بعَنَزَة
فركزها، ثم
أقام الصلاة،
فرأيت رسول
الله صلى الله
عليه وسلم خرج
في حلة
مشمِّراً،
فصلى ركعتين
إلى
العَنَزَة، ورأيت
الناس
والدواب
يمرون بين
يديه من وراء العَنَزَة.
[-5786-] Ebu Cuhayfe'den, dedi ki: "Ben Bilal'i gördüm. Bir harbe
getirip onu yere dikti. Sonra namaz için kamet getirdi. Rasulullah Sallallahu
Aleyhi ve Sellem'in bir elbise giyinmiş ve onu çemremiş olarak çıktığını
gördüm. Harbe'ye doğru iki rekat namaz kıl(dır)dı. Bu arada insanların ve
hayvanların:
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünden, harbenin
arkasından geçtiklerini gördüm."
باب: ما أسفل
من الكعبين
فهو في النار.
4. ELBİSENİN İKİ TOPUKTAN AŞAĞI SARKANI
ATEŞTEDİR
حدثنا آدم:
حدثنا شُعبة:
حدثنا سعيد بن
أبي سعيد
المقبري، عن
أبي هريرة رضي
الله عنه،
عن
النبي صلى
الله عليه
وسلم قال: (ما
أسفل من
الكعبين من
الإزار ففي
النار).
[-5787-] Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem şöyle buyurdu: "İzardan topuklardan aşağıya sarkanı
ateştedir."
AÇIKLAMA:
"Elbisenin iki topuktan aşağı sarkanı ateştedir."
Buhari başlığı bu şekilde mutlak olarak ve haberde geçtiği şekilde izar kaydını
zikretmeksizin açmış ve böylelikle bunun izar, kamis ve diğer elbiselerde
genelolduğuna işaret etmek istemiştir.
"İzarın topuklardan aşağı sarkanı ateştedir."
el-Hattabi dedi ki: Bununla şunu anlatmak istemiştir: Topuklardan aşağıda kalan
izar kısmı ateşte olacaktır. Böylelikle elbise, onu giyenin bedeninden kinayeli
olarak zikredilmiştir. Yani ayağın topuklardan aşağı olan kısmı ceza olmak
üzere azaplandırılacaktır. Bu da böyle bir ifadenin, bir şeye ona yakın olan
şeyin yahut onun içinde bulunduğu şeyin adının verilebileceği anlamına gelir.
Bu durumda buradaki "min: ... den" beyan içindir, sebep bildirmek
için olma ihtimali de vardır. Bu durumda maksat ya kişinin kendisi yahut izarın
hizasında bulunan topuklardan aşağısının ateşte bulunacağıdır. Ya da ifadenin
takdiri: Topuklardan aşağıya sarkan elbiseyi giyen kimse ... , yahut: Böyle bir
fiil cehennemliklerin işlerinden sayılır, şeklindedir; ya da ibarede takdim ve
tehir bulunmaktadır. Yani izardan topuklardan aşağı inen kısmı ateştedir.
Ama bütün bu açıklamalar uzak ihtimalli açıklamalardır. Çünkü bu
açıklamalara göre, izarın kendisi gerçek manada ateşte olacaktır, demektir. Ancak
bunun doğru olarak anlaşılmasının esası, Abdurrezzak'ın, Abdulaziz b. Ebi
Revvad'dan diye naklettiği şu haberdir: "Buna göre Nafi'e bu hususta soru
sorulmuş, o: Elbisenin günahı nedir ki, aksine kasıt topuklardan (sarkan
elbisenin hizasında) olan bölümdür, demiştir."
Mutlak olarak izarı sarkıtmaktan, herhangi bir zaruret
dolayısıyla sarkıtılan istisna edilmiştir. Topukları -mesela- bir yara bulunup
da eğer onu başka bir şey bulamadığından ötürü izarıyla örtmeyecek olursa
-mesela- sineklerin onu rahatsız edecek olması gibi. .. Buna hocamız Tirmizi,
Şerhi’nde dikkat çekmiş ve buna da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in
Abdurrahman b. Avf'a kaşıntısı sebebiyle ipek gömlek giymesine müsaade etmiş
olmasını delil göstermiştir. Her ikisi arasındaki ortak illet de zaruret
dolayısıyla, yasaklanan bir şeyi yapmanın cevazıdır. Nitekim tedavi maksadıyla
avretin açılması da caizdir. Aynı şekilde yüce Allah'ın izniyle bundan sonraki
başlıkta açıklanacağı üzere kadınlar da bu husustaki tehditten istisna
edilmişlerdir.
باب: من جر
ثوبه من
الخيلاء.
5. BÜYÜKLENDİĞİNDEN ÖTÜRÜ ELBİSESİNİ YERDE SÜRÜKLEYEN KİMSE
حدثنا عبد
الله بن يوسف:
أخبرنا مالك،
عن أبي الزناد،
عن الأعرج، عن
أبي هريرة:
أن
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم قال: (لا
ينظر الله يوم
القيامة إلى
من جر إزاره
بطراً).
[-5788-] Ebu Hureyre'den rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve
Sellem: "Allah kıyamet gününde izarını azgınlık ile çeken kimseye
bakmayacaktır'' buyurdu.
حدثنا آدم:
حدثنا شُعبة:
حدثنا محمد بن
زياد قال:
سمعت أبا
هريرة يقول:
قال
النبي، أو قال
أبو القاسم
صلى الله عليه
وسلم: (بينما
رجل يمشي في
حُلَّة،
تعجبه نفسه،
مرجِّل جُمَّته،
إذ خسف الله
به، فهو
يتجلجل إلى
يوم القيامة).
[-5789-] Ebu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem -yahut
Ebu'l-Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem- şöyle buyurdu: "Bir adam
giyindiği bir elbise ile kendisini beğenerek, başının saçlarını da taramış
olduğu halde yürürken Allah, onu yerin dibine geçirdi. Artık o kimse kıyamet
gününe kadar yerin içine doğru gömülüp gidiyor."
حدثنا سعيد
بن عُفَير
قال: حدثني
الليث قال: حدثني
عبد الرحمن بن
خالد، عن ابن
شهاب، عن سالم
بن عبد الله:
أن أباه حدثه : أن رسول الله
صلى الله عليه
وسلم قال:
(بينا رجل يجر
إزاره، إذ
خُسف به، فهو
يتجلَّل في
الأرض إلى يوم
القيامة).
تابعه يونس،
عن الزُهري،
ولم يرفعه
شعيب، عن
الزُهري.
حدثني عبد
الله بن محمد:
حدثنا وهب بن
جرير: أخبرنا
أبي، عن عمه
جرير بن زيد
قال: كنت مع
سالم بن عبد
الله بن عمر
على باب داره،
فقال: سمعت أبا
هريرة: سمع
النبي صلى
الله عليه
وسلم نحوه.
[-5790-] Salim b. Abdullah'tan rivayete göre babası kendisine Rasulullah
Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın şöyle buyurduğunu tahdis etmiştir: "Bir
adam izarını yerde sürükleyip giderken ansızın yerin dibine geçirildi. İşte o,
kıyamet gününe kadar yerin içine doğru gömülüp gidiyor."
حدثنا مطر بن
الفضل: حدثنا
شبابة: حدثنا
شُعبة قال:
لقيت محارب بن
دثار على فرس،
وهو يأتي مكانه
الذي يقضي
فيه، فسألته
عن هذا
الحديث، فحدثني
فقال: سمعت
عبد الله بن
عمر رضي الله
عنهما يقول:
قال
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم: (من جر
ثوبه مخيلة لم
ينظر الله
إليه يوم
القيامة).
فقلت لمحارب: أذكر
إزاره؟ قال:
ما خص إزاره
ولا قميصاً.
تابعه جبلة بن
سحيم، وزيد بن
أسلم، وزيد بن
عبد الله، عن
ابن عمر، عن
النبي صلى
الله عليه
وسلم. وقال
الليث، عن
نافع، عن ابن
عمر: مثله.
وتابعه موسى
بن عقبة، وعمر
بن محمد، وقدامة
بن موسى، عن
سالم، عن ابن
عمر، عن النبي
صلى الله عليه
وسلم: (من جر
ثوبه خيلاء).
[-5791-] Şu'be'den, dedi ki: Muharib b. Disar ile bir atın üzerinde olduğu
halde karşılaştım. Hakimlik yaptığı yerine doğru gidiyordu. Ona bu hadisi
sordum. Bana tahdis ederek dedi ki: Ben Abdullah b. Ömer r.a.'ı şöyle derken
dinledim: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim
büyüklenerek elbisesini yerde sürüklerse kıyamet gününde Allah ona
bakmayacaktır."
Ben 'Muharib'e: İzarını söz konusu etti mi, diye sordum. Muharib:
Özel olarak ne izar, ne kamis söz konusu etti, dedi.
Ayrıca Salim'den, o İbn Ömer'den, onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem'den: "Kim elbisesini büyüklenerek sürüklerse ... " dediği
rivayet edilmiştir.
AÇIKLAMA:
"Büyüklenerek elbisesini yerdesürükleyen kimse."
Büyüklenmek sebebiyle elbisesini yerde sürükleyen kimse, demektir.
"Allah ona bakmaz." Ona merhamet etmez, demektir.
Bakmak, yüce Allah'a izafe edildiği vakit mecaz olur. Yaratılmışa izafe
edildiğinde ise kinaye olur. Maksad: Allah ona rahmet nazarıyla bakmama
ihtimalinin bulunduğudur. Hocamız Tirmizi Şerhi'nde şunları söylemektedir:
Burada, bakma esnasında söz konusu olan hali ifade etmektedir. Çünkü bir kimse
mütevazi olana bakarsa, ona merhamet eder. Büyüklük taslayana bakarsa ona gazap
eder. O halde rahmet ve gazap, bakmak dolayısıyla söz konusu olan sonuçlardır.
Bakmayı rahmet ya da gazap olarak yorumlayanların bu açıklamalarını
Taberanİ'nin rivayet ettiği hadis de desteklemektedir. Bu hadisin aslı Ebu
Davud'da, Ebu Curey yoluyla rivayet edilmiştir: "Sizden öncekilerden bir
adam bir burde giyindi ve onunla büyüklenerek, çalımlı çalımlı yürüdü. Allah
ona baktı vegazap etti; arza emretti, bunun Üzerine arz da onu içine
ald!."
"Men: Kimse" sözü geçen tehditte, o özel fiile karşılık
erkekleri de, kadınları da kapsamına. alır. Ümmü Seleme radıyallahu anha bu
anlamı çıkarmış idİ. Nesai ve sahih olduğunu belirterek Tirmizi, Eyyub yoluyla
Nafi'den, o İbn Ömer'den muttasıl olarak birinci babda zikredilen hadis ile
birlikte şunları da söylemektedir:
"Bunun üzerine Ümmü Seleme dedi ki: Peki kadınlar
elbiselerinin eteklerini ne yapsın? Allah Rasulü: Bir karış sarkıtırlar,
buyurdu. Ümmü Seleme: O takdirde ayakları açılır, dedi. Allah Rasulü:
Elbiselerini bir arşın sarkıtırlar ve daha fazlasını sarkıtmazlar,
buyurdu." Lafız Tirmizi'ye aittir.
Nevevi dedi ki: Hadislerin büyüklenerek sürüklemek kaydı ile
zikredilmiş olmalarının zahiri ifadeleri, haram kılmanın sadece büyüklenme
haline özel olmasını gerektirir. Ancak ona şöylece itiraz edilmiştir: Eğer
durum böyle olsaydı, Üm mü Seleme'nin elbiselerini yerde sürüklemelerine dair
kadınların hükmünü sormasının bir anlamı olmazdı. Aksine Ümmü Seleme,
büyüklenerek olsun olmasın elbiseleri uzatıp yerde sürüklemenin yasaklandığını
anlamış, bundan dolayı bu hususta avretlerini setretmek için elbiselerini
sarkıtma ihtiyaçları dolayısı ile kadınların hükmünü sormuştur. Çünkü kadının
bütün ayağı avrettir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Ümmü Seleme'ye bu
hususta onların hüküm itibariyle sadece bu mana çerçevesinde erkeklerin hükmü
dışında olduklarını beyan etmiştir.
İyad, bu hususta yasağın, kadınlar dışında erkekler hakkında söz
konusu olduğunun icma' ile kabul edildiğini nakletmektedir. Onun kastettiği
yasak, elbiseleri sarkıtmanın yasaklandığıdır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem, Ümmü Seleme'nin o anlayışını takrir etmiş (doğru kabul etmiş)tir. Ancak
ona, bu işin hükmü özelleştirilmiş umumi bir hüküm olduğunu beyan etmiştir.
Çünkü verdiği cevabında elbise sarkıtmak bakımından erkekler ve kadınlar
arasında fark olduğunu beyan etmiştir. Aynı şekilde kadınların daha fazlasını
uzatmalarının yasak olduğu miktarı da erkekler hakkındaki miktarı açıkladığı
gibi açıklamıştır.
Hulasa, erkeklerin iki hali söz konusudur. Biri müstehaplık
halidir, o da izarın baldırların ortasına kadar gelmesidir. Cevaz hali ise
topuklara kadar olmasıdır. Kadınların da aynı şekilde iki hali söz konusudur.
Müstehaplık hali erkekler için caiz olan miktardan bir karış kadar uzun
olmasıdır. Cevaz hali de bir arşın kadar uzatılmasıdır.
Hadislerden Çıkan Sonuçlar
1- Elbisenin yerde sürüklenmesi kaydı, çoğunlukla görülen hali
anlatmak içindir.
2- Azgınlık ve böbürlenmek, isterse elbiselerini çemremiş olsun,
yerilen bir şeydir.
3- Delillerin toplamından anlaşıldığına göre güzel elbise giymek
suretiyle Allah'ın üzerindeki nimetini göstermek isteyen ve bu nimetini
hatırında tutarak ona şükreden,kendisi gibi olmayan kimseyi hakir görmeyen
kişiye giydiği mubah şeylerin zararı olmaz. İsterse oldukça nefis elbiseler
giyinsin. Çünkü Müslim'in Sahih'inde İbn Mesud'dan şöyle dediği rivayet
edilmektedir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
Kalbinde kibir namına zerre ağırlığı kadar bir şey bulunan bir kimse cennete
girmeyecektir. Bir adam: Ya kişi elbisesinin güzel, ayakkabısının güzel
olmasını severse, diye sordu. Allah Rasulü:
Şüphesiz Allah güzeldir, güzelolanı sever. Kibir denilen şey,
hakka karşı gelmek ve insanları hakir görmektir, buyurdu."
"Elbisesinde (hullesinde) yürürken." Hulle denilen
şey, biri diğerinin üstünde giyilen iki elbisedir. İzar ve rida olduğu
da••söylenmiştir. Daha meşhur olan budur.
"Kendisini beğenerek." Kurtubi dedi ki: Kişinin
kendisini beğenmesi (ucb), Allah'ın nimetini unutmakla beraber kendisine
mükemmel nazarıyla bakmasıdır. Eğer bununla birlikte başkasını da hakir görecek
olursa işte bu, yerilen kibirdir.
"O kıyamete kadar içine gömülüp durur." İbn Ömer'in
hadisinde: "Kıyamet gününe kadar yerin içinde gömülüp durur"
şeklindedir. İbn Faris dedi ki: "Te celcül (gömülüp durmak)",
şiddetli sarsıntı ile birlikte yerin dibine dalıp gitmek ve bir taraftan öbür
tarafa itilmektir. Yani o yerde gömülüp durmaktadır. İtilerek, sarsıntı ile
içine doğru inip durmaktadır, demektir.
"Hüküm verdiği yerine." Çünkü Muharib, Kufe Hakimliği
görevini kabul etmişti. Abdullah b. İdris el-Evdi babasından şöyle dediğini
nakletmektedir: "Ben el-Hakem'i ve Hammad'ı kaza meclisinde gördüm."
Simak b. Harb da dedi ki:
"Cahiliye dönemi insanları arasında bir kimsede altı
özellik bulundu mu onu efendi ve önder kabul ederlerdi. Hilm, akıl, cömertlik,
kahramanlık, beyan ve mütevazilik. İslam geldikten sonra bunların kemale
ermeleri ise, ancak afif olmakla mümkündür.İşte bütün bunlar bu adamda bir
arada toplanmış bulunmaktadır." Kastettiği kişi ise Muharib b. Disar'dır.
Bu hadislerden anlaşıldığına göre; büyüklenmek maksadıyla izarı
(elbiseyi) yere sarkıtıp sürümek büyük bir günahtır. Ama büyüklenmek kastı
olmaksızın sarkıtmak, hadislerin zahirinden anlaşıldığına göre yine haramdır.
Fakat bu hadislerde "büyüklenmek" kaydının zikredilmesi, sarkıtmanın
yerilmesi ile alakalı varid olmuştur, mutlak olarak yasağı belirten hadisler de
buradaki kayıtlı olan rivayete göre yorumlanır. Dolayısı ile büyüklenmekten kendisini
kurtarabilmesi halinde elbiseleri uzatıp yerde sürüklemek haram olmaz.
İbn Abdilberr dedi ki: Hadisin mefhumundan anlaşıldığına göre,
büyüklenmek kastı olmaksızın elbisenin sürüklenmesi halinde tehdit söz konusu
olmaz. Ancak gömleğin ve daha başka elbiselerin yerde sürüklenmeleri, durum ne
olursa olsun yerilmiş bir şeydir.
Nevevi der ki: Topukların altına kadar elbiseyi sarkıtmak,
büyüklenmek içindir. Eğer başka bir amaçla sarkıtılırsa o mekruhtur. Şafii de
büyüklenmek için elbisenin sürüklenmesi ile başka bir amaç için sürüklenmesi
arasındaki farkı böylece belirtmiştir. O der ki: Müstehap olan, izarın baldırın
yarısına kadar olmasıdır. Kerahet söz konusu olmaksızın caiz olanı ise ondan
aşağı topuklara kadar uzanan halidir. Topuklardan aşağı inen ise eğer büyüklenmek
amacıyla yapılırsa haram olarak yasaklanmıştır. Aksi takdirde tenzihi anlamıyla
yasaktır. Çünkü elbiseleri sarkıtmayı yasaklamaya dair varid olmuş hadisler
mutlaktır, bunların büyüklenmek amacı ile sarkıtılmak ile kayıtlandırılmaları
gerekmektedir.---Nevevi'nin sözleri burada bitti. ---
İbnu'l-Arabi dedi ki: Erkeğin elbiselerini topuktan aşağıya
sarkıtması ve ben bunu büyüklenmek için yapmıyorum demesi caiz değildir. Çünkü
yasak, lafzı itibariyle bu hali de kapsamına alır. Hüküm itibariyle lafzın kapsamına
giren bir kimsenin: Sözü geçen illet bende bulunmadığından ötürü ben bu emre
uymuyorum, demesi caiz değildir. Çünkü, bu kabul edilebilecek bir iddia olamaz.
Aksine onun elbisesinin eteğini uzatması, kibirlendiğinin bir delilidir.
(Özetle)
Hulasa, elbiseyi sarkıtmak onu yerde sürüklemeyi de gerektirir.
Yerde sürüklenmesi büyüklenmeyi gerektirir. İsterse giyen büyüklenmek kastını
gütmesin.
باب: الإزار
المهدَّب.
6. SAÇAKLI ELBİSE (GİYİNMEK)
ويذكر عن
الزُهري،
وأبي بكر بن
محمد، وحمزة بن
أبي أسيد،
ومعاوية بن
عبد الله بن
جعفر: أنهم
لبسوا ثياباً
مهدَّبة.
Zühri'den, Ebu Bekr b. Muhammed, Hamza b. Ebi Useyd ve Muaviye
b. Abdullah b. Cafer'den saçaklı elbise giyinmiş oldukları zikredilmektedir.
حدثنا أبو
اليمان:
أخبرنا شعيب،
عن الزُهري: أخبرني
عروة بن
الزبير: أن
عائشة رضي
الله عنها،
زوج النبي صلى
الله عليه
وسلم قالت:
جاءت
امرأة رفاعة
القرظي رسول
الله صلى الله
عليه وسلم
وأنا جالسة،
وعنده أبو
بكر، فقالت: يا
رسول الله،
إني كنت تحت
رفاعة فطلقني
فبتَّ طلاقي،
فتزوجت بعده
عبد الرحمن بن
الزبير، وإنه
والله ما معه
يا رسول الله
إلا مثل هذه
الهدبة، وأخذت
هدبة من
جلبابها،
فسمع خالد بن
سعيد قولها
وهو بالباب لم
يؤذن له،
قالت: فقال
خالد: يا أبا
بكر، ألا تنهى
هذه عمَّا
تجهر به عند
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم؟ فلا
والله ما يزيد
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم على التبسم،
فقال لها رسول
الله صلى الله
عليه وسلم:
(لعلك تريدين
أن ترجعي إلى
رفاعة، لا،
حتى يذوق
عُسَيلتك
وتذوقي
عُسَيلته).
فصار سنَّة بعد.
[-5792-] Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha'dan, şöyle
dediği rivayet edilmiştir: "Rifaa el-Kurazi'nin hanımı Rasulullah
Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldi. O sırada ben de oturuyordum,
yanımda Ebu Bekir de vardı.
Rifaa'nın hanımı: Ey Allah'ın Rasulü, ben Rifaa'nın nikahı altında
idim. Beni boşadı ve boşamamı kesinleştirmiş oldu. Ondan sonra Abdurrahman b.
ezZubeyr ile evlendim. Allah'a yemin ederim ki ey Allah'ın Rasulü, onunla
beraber olan ancak şu saçak gibidir. -Bu arada cilbabından bir saçak alıp
gösterdi- dedi.
Bu sırada kapıda bulunan ve içeri girmesi için kendisine henüz
izin verilmemiş olan Halid b. Said onun söylediklerini işitti. (Aişe devamla)
dedi ki: Bunun üzerine Halid: Ey Ebu Bekir, sen bu kadının Rasulullah
Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bu şekilde açıkça konuşmasını
yasaklamayacak mısın, dedi.
Allah'a yemin ederim, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem
gülümsemekten fazla bir şey yapmadı. Sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve
Sellem kadına: Muhtemelen sen Rifaa'ya geri dönmek istiyorsun. Hayır, o senin
balcağızını tadıncaya ve sende onun balcağızını tadıncaya kadar olmaz, dedi.
Bundan sonra onun bu söyledikleri (değişmez) bir sünnet
oldu."
AÇIKLAMA:
"Saçaklı izar" Saçak (hudbe), elbisenin etrafında
çözgüsü bulunmayan atkıdır. Bazen bununla güzel elbise giyinmek kastı da
bulunabilir. Bazen de bozulmasını önlemek için bükülüp bağlanır.
ed-Davudı dedi ki: Saçak, ridaların etrafında kalan, sarkan
iplerdir. Buna dair yeterli açıklamalar daha önce Talak bölümünde geçmiş
bulunmaktadır.