|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Rikak |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
باب: قول
النبي صلى
الله عليه
وسلم: (ما
يسرني أن عندي
مثل أحد هذا
ذهباً).
14. NEBİ SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM: "UHUD DAĞI KADAR
ALTINIM OLMASI BENİ SEvİNDİRMEZ" SÖZÜ
حدثنا الحسن
بن الربيع:
حدثنا أبو
الأحوص، عن الأعمش،
عن زيد بن وهب
قال: قال أبو
ذر:
كنت
أمشي مع النبي
صلى الله عليه
وسلم في حرة المدينة،
فاستقبلنا
أحد، فقال: (يا
أبا ذر). قلت:
لبيك يا رسول
الله، قال: (ما
يسرني أن عندي
مثل أحد هذا
ذهباً، تمضي
علي ثالثة
وعندي منه دينار،
إلا شيئاً
أرصده لدين،
إلا أن أقول
به في عباد
الله هكذا
وهكذا وهكذا).
عن يمينه، وعن
شماله، ومن
خلفه، ثم مشى
ثم قال: (إن
الأكثرين هم
الأقلون يوم
القيامة، إلا
من قال هكذا
وهكذا وهكذا -
عن يمينه وعن
شماله ومن
خلفه - وقليل
ما هم). ثم قال
لي: (مكانك لا
تبرح حتى
آتيك). ثم
انطلق في سواد
الليل حتى
توارى، فسمعت
صوتاً قد
ارتفع،
فتخوفت أن
يكون أحد عرض
للنبي صلى
الله عليه
وسلم، فأردت
أن آتيه فذكرت
قوله لي: (لا
تبرح حتى
آتيك). فلم
أبرح حتى
أتاني، قلت:
يا رسول الله
لقد سمعت
صوتاً تخوفت،
فذكرت له،
فقال: (وهل
سمعته). قلت:
نعم. قال: (ذاك
جبريل أتاني،
فقال: من مات
من أمتك لا
يشرك بالله
شيئاً دخل
الجنة، قلت:
وإن زنى وإن
سرق؟ قال: وإن
زنى، وإن سرق).
[-6444-] Ebu Zer' şöyle anlatmıştır: Ben (bir keresinde) Medine'nin Harre
mevkiinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in beraberinde yürüyordum. Uhud dağı
karşımıza çıkınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
''Ya Eba Zerr!" diye seslendi. Ben
"Lebbeyk ya Resulallah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (buyur!)" dedim.
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: "Yanında şu Uhud dağı
kadar altın olup da ondan benim yanımda bir dinar altın bulunduğu halde
üzerimden üç gün geçmesi beni sevindirmez. Ancak borç için hazırlamakta olduğum
miktar altın müstesnadır. Beni sevindiren ancak o kadar çok altını Allah'ın
kulları uğrunda şöyle şöyle ve şöyle verip dağıtmamdır!" Nebi s.a.v.
bundan sonra sağına soluna ve arkasına eliyle verme işaretleri yaptı. Sonra
yürüdü ve "Malları çok olanlar kıyamet gününde sevapları az olanlardır,
ancak sağına, soluna, arkasına şöyle şöyle ve şöyle verip hayır yollarına
harcayanlar müstesnadır. Bu cömert insanlar da ne kadar zdırlar!" dedi.
Sonra bana "Ben sana gelinceye kadar yerinden ayrılma!" buyurdu.
Sonra gecenin karanlığı içinde görünmez oluncaya kadar gitti. Bu sırada ben
yüksekçe bir ses işittim ve birisinin karşısına çıkmış olabileceğinden korktum
ve hemen onun yanına gitmek istedim, fakat "Ben sana gelinceye kadar
yerinden ayrılma!" diye bana verdiği tenbihi hatırladım ve yerimden
ayrılmadım. Nihayet yanıma geldi. Ona "Ya Resulallah! Bir ses işittim ve
korktum" dedim. Resulullah "O sesi sen de işittin mi" buyurdu.
Ben de "Evet işittim" dedim. Resulullah Sallallahu aleyhi ve Sellem:
"O, Cebrail idi, bana geldi ve 'Ümmetinden Allah'a hiçbir şeyi ortak
kılmayarak ölen kimse cennete girer' dedi. Ben 'O kimse zina etse ve hırsızlık
yapsa da mı?' diye sordum. Cebrail 'Zina etse ve hırsızlık yapsa da!' diye
cevap verdi."
حدثنا أحمد
بن شبيب:
حدثنا أبي، عن
يونس. وقال الليث:
حدثني يونس،
عن ابن شهاب،
عن عبيد الله
بن عبد الله
بن عتبة: قال
أبو هريرة رضي
الله عنه:
قال
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم: (لو كان
لي مثل أحد
ذهباً، لسرني
أن لا تمر علي
ثلاث ليال
وعندي منه
شيء، إلا
شيئاً أرصده
لدين).
[-6445-] Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve
Sellem şöyle demiştir: "Benim Uhud dağı kadar altınım olsa ondan yanımda
bir parça şey bulunduğu halde üzerimden üç gecenin geçmemesi beni sevindirir,
ancak bir borç ödemek için ayırıp hazır tutmakta olduğum miktar hariçtir."
AÇIKLAMA:
"Ancak bir borç ödemek için ayırıp hazır tutmakta
olduğum" yani hazırladığım veya muhafaza ettiğim "miktar hariçtir"
demektir.
Hadiste sözü edilen bu "irsad= para ayırma" geneldir.
Hem kişinin şu anda o diyarda bulunmayan alacaklısı için ayırdığı parayı kapsar
ki alacaklı geri dönünce parasını alır. Hem de ertelenmiş borç için ayırdığı
parayı içerir ki vadesi gelince kişi borcunu öder.
"Allah'ın kulları uğrunda şöyle şöyle ve şöyle verip
dağıtmamdır!" Bu ifadeden malı sevmemenin infak yani harcama yapmamayla
kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla harcama ile birlikte mal varlığını
sevmek gerekir. Harcama devam ettiği sürece mal varlığı çirkin bir şey
değildir. Harcama olmadığı takdirde mal varlığının sevimsizliği sabit olur.
Bundan harcamanın devam etmesiyle birlikte Uhud dağı kadar veya daha fazla olsa
bile bir başka şeyi ele geçirmenin mekruhluğu sonucu çıkmaz.
"Birisinin karşısına çıkmış olabileceğinden korktum."
Yani başına bir musibet gelmiş olmasından korktum.
"Cennete girer." Bu cümle şart cümlesinin hükmüdür.
Cennete girme Allah'a şirk koşmaksızın ölümün vuku bulmasından sonradır. Bazı
büyük günahları işleyen kimselere cehenneme girecekleri, bunları işledikleri
takdirde cennete giremeyecekleri şeklinde tehdit sözkonusudur. Bundan dolayı
"Zina etse ve hırsızlık yapsa da mı?" şeklinde bir soru sorulmuştur.
Hadislerden Çıkan Sonuçlar
1 - Bu hadisin ifade ettiği hükümlerden birisi, Ebu Zerr'in Hz.
Nebie karşı takındığı edep onun durumunu gözetmesi ve rahatsızlık duyacağı
herhangi bir şeye maruz kalmaması için üzerine titizlenmesidir.
2- Hadis büyüklere karşı güzel edebin nasılolduğunu
göstermektedir. Buna göre küçük, büyüğü tek başına gördüğünde kendisinden izin
almaksızın üzerine çullanmaz. Onunla birlikte oturmaz ve hep onunla birlikte
hareket etmez. Sözkonusu büyüğün mescit, çarşı-pazar gibi insanların
toplandıkları yerlerde bulunması hali böyle değildir. Bu takdirde küçüğün
onunla birlikte oturması kendisine layık olan tutuma göre olacaktır.
3- Bir kimse iyi niyetle kendisine künye alabilir. Kişinin
kendisinin isminden daha meşhur olması durumu buna örnektir. Özellikle ismi bir
başkasıyla müşterekse ve künyesi tek ise bu caizdir.
4- Küçüğün büyüğe nefsini ve başka bir şeyi feda etmesi caizdir.
Onun "Lebbeyk ve sa'deyk" şeklinde cevap vermesi edep ve terbiyede
ziyadelik anlamına gelir.
5- Bir kimse doğal ihtiyacını giderirken tek başına olur.
6- Büyüğün emrine sarılma ve onu aşmama düşüncesine dayanarak
buna muhalif olanı işlemekten daha evladır.
7- Birisine tabi olan, tabi olduğu şahsa dini veya ilmi ya da
başka alanda fayda sağlayacak şeyler sorabilir.
Nevevi şöyle demiştir: Tüm ehl-i sünnet alimlerinin görüşü,
günahkar olan kimselerin durumunun Allahu Teala'ın dilemesine kaldığı
doğrultusundadır. Buna göre ki kelime-i şahadete hiç şüphesiz olarak inanmış
bir şekilde ölen kimse cennete gider. Eğer günahlarından tövbe etmiş veya
esasen hiç günah işlememiş ise Allah'ın rahmeti ile cennete girer. Allah ona
cehennemi haram kılar. Kişi emirlerin tümünü veya bir kısmını yapmayarak yasak
edilmiş şeyleri veya bir kısmını işleyerek bunları birbirine karıştıran
kimselerden ise ve tövbe etmeden ölmüşse onun durumu Allah'ın dilemesine
bağlıdır. Böyle bir kimse sözkonusu tehdidin hakkında yürürlüğe konulması
sadedindedir. Ancak Allah'ın affetmeyi dilediği kimseler müstesnadır.
Böylelerine Allahu Teala dilerse azap eder. Böyle bir kimsenin cennete gitmesi
şefaate bağlıdır.
Buna göre birinci lafzın takdiri şöyledir: Zina edip, hırsızlık
yapmışsa da cennete girecektir. Fakat o bundan önce masiyete ısrar ederek
ölürse durumu Allah'ın dilemesine kalmıştır. İkincinin takdiri ise Allah ona
cehennem ateşini haram kılar. Ancak diledikleri veya ebedi ateşe haram kıldığı
kimseler bundan müstesnadır. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir.
Tıybi şöyle demiştir: Bazı tahkik ehli kimseler şirki terk
etmenin kafi olduğu zannı ile bu tip hadisleri mükellefiyetleri ortadan
kaldırma ve ameli iptal etmeye vesile olarak alabilirler. Bu, dinin defterini
dürüp, hadleri iptal etmeyi gerektirir. İtaati teşvik, masiyetten kaçındırmanın
bunda herhangi bir etkisi yoktur. Aksine söz konusu anlayış, dinden çıkıp
şeriatın kontrolünden çıkmayı, zabt-u rabt altına girmekten kurtulmayı,
rastgele gelişigüzel davranmayı ve insanları ihmal ederek başıboş bırakmayı
gerektirir. Bu da ahireti harap etmeye yol açtıktan sonra dünyayı harap etmeye
götürür.
8- Hadis hayrın sözkonusu olduğu yerlere harcamayı teşvik
etmektedir. Hadisten Nebi Sallallahu aleyhi ve Sellem'in dünyada zühd
derecelerinin en zirvesinde olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü o dünya malından elinde
hiçbir şeyin kalmasını istememekte, bunu, layık olan kişilere harcamayı arzu
etmektedir. Nebi'in elindeki malı ayırması buna hak sahibi olanlar içindir.
9- Hadisten almaya hak sahibi bulunmadığı takdirde farz olan
zekatı ertelemenin caiz olduğu hükmü anlaşılmaktadır. Böyle bir durumla
karşılaşan kimse vacib olan miktarı kendi malından ayırmalı ve onu alacak
kimseyi bulmak için çaba harcamalıdır. Zekat alacak kimseyi bulamadığı takdirde
herhangi bir sıkıntı sözkonusu değildir ve böyle bir kimse malını elinde
tuttuğundan dolayı herhangi bir kusur işlemiş olarak değerlendirilmez.
10- Hadisten borcu vermenin tatavvu sadakadan önce geldiği
anlaşılmaktadır.
11- Bu hadis aynı zamanda borçları ödemeyi, emanetleri eda
etmeyi teşvik etmektedir.
12- Hadisten hayır temenni edildiğinde "Lev"
kelimesinin kullanılmasının caiz olduğu anlaşılmaktadır. "Lev"
kelimesinin kullanılmasına dair hadis, şer'an övülmemiş bir işe mahsus
kılınmıştır.
13- Hadis kişiyi hayatta ve sağlığında mal harcamaya teşvik
etmektedir. Hadis kişinin ölüm esnasında harcamasının tercihe değer olduğunu
göstermektedir. Bu konuda daha önce "Sağlığın yerinde ve elin sıkı iken
tasadduk et" hadisi geçmişti. Sebebine gelince, zengin olan birçok kimse
elinde olanı sağlığı yerinde olduğu sürece vermeyerek cimrilik gösterir ve
dünyada kalacağını umut ederek fakir düşmekten korkar. Ahiret sevabını tercih
ettiği için şeytanının sözünü dinlemeyen ve nefsini alt eden kimse kurtuluşa
erer. Kim bu konuda cimrilik ederse vasiyetinde haksızlık yapmayacağından emin
olunamaz. Bundan kurtulsa bile vasiyet ettiği şeyin yerine getirilmesinin
geciktirileceğinden veya terk edileceğinden ya da bunun dışında başka bir afete
uğramayacağından emin olamaz. Özellikle kişi muvaffak olmayan bir var is
bırakmışsa böyle bir kişi en kısa sürede o malı saçıp savuracak ve aklı
biriktirdiği parada kalacaktır. Yardım dilenecek tek varlık Allahu Teala'dır.