Sur ve Sur’a Üfürülmesi:
Abdullah b. Amr b. As
(r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir bedevî Nebi (Sallallahu aleyhi ve
sellem)’e gelerek sur nedir? diye sordu; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)’de: “Kendisiyle kıyametin haber verileceği üflenmek suretiyle ses
çıkaran bir alettir” buyurdular. Tahric:
Müsned: 10614, Tirmizi, 2430
Sur'a Üflenmesi:
[İbn Kesir / Tefsir-i Kebir / En’am suresi tefsirinden alıntı]:
Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Sur'a üflendiği gün
de hükümranlık O'nundur. " Müfessirlerin bu ayet hakkında farklı görüşleri
vardır. Bazıları şöyle demiştir: Buradaki Sur ey) kelimesi "Suret"in
çoğuludur. Yani, suretlere üflenilip diriltildiği gün ... İmam Taberi şöyle
der: ".....'' kelimesi "....."nin çoğulu olup beldelerin
kaleleri manasına gelir. Doğrusu, Sur'dan kasıt İsrafil (a.s)'ın üfleyeceği
borudur.
[2916] İmam Taberi der ki: Doğru olan görüş burada Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadislerinde anlatılan hakikatin
kastedildiğidir: "İsrafil Sur'u ağzına almış, anlını eğmiş, ne zaman
emredilecek de ona üfürecek diye bekliyor. "
[2917] İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Amr (r.a.)'tan şöyle
nakleder: Bir bedevi, "Ya Rasulallah! Sur nedir?" diye sordu. Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Üfürülecek boynuzdur" buyurdu.
[2918] Imam Taberani'nin "et-Tıvalat" (uzun hadisler)
adındaki kitabında rivayet ettiği uzun hadisi olduğu gibi buraya alalım. O Ebu
Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
bir grup ashabının arasında iken, "Allah (c.c) gökleri ve yeri yarattıktan
sonra Sur'u yarattı ve onu İsrafil'e verdi. İsrafil (a.s) de onu ağzına koymuş,
gözlerini Arş'a dikmiş, ne zaman emredileceğini bekliyor" buyurdu. Ben,
"Sur nedir?" diye sordum. "Boynuzdur" buyurdu. "Nasıl
bir şeydir?" dedim. Şöyle buyurdu: "Büyüktür. Beni hak ile gönderen
Allah'a yemin ederim ki onun bir halkasının büyüklüğü göklerin ve yerin
genişliği kadardır. İsrafil ona üç defa üfler. Birincisi herkesin korku ve
dehşete kapılacağı üfleme, ikincisi kendinden geçecekleri üfleme, üçüncüsü ise
kalkıp alemlerin Rabbinin huzurunda duracakları üflemedir. Yüce Allah ilkinde İsrafil
(a.s) 'a "Üfle" diye emredince o korku üflemesi yapar. Bunun üzerine
göklerdeki ve yerdeki Allah'ın diledikleri dışında her şey korkuya kapılır.
Allah (c.c) emreder ve İsrafil (a.s) gevşeklik göstermeden uzun uzun üflemeye
devam eder. Bu Yüce Allah'ın şu buyruğunda da ifade edilmiştir: "Bunlar da
ancak, bir an gecikmesi olmayan korkunç bir ses beklemektedirler." (Sa'd,
15) Böylece dağlar yürümeye başlar ve bulutlar gibi geçip serap olur. Sonra
yeryüzü, halkını öyle bir sallar ki denize savrulan ve dalgaların çarptığı
denize atılmış gemi gibi olur. Yeryüzündeki halkı ters çevirip rüzgarların
salladığı, Arş'ta asılı bir kandil gibi yapar. Yüce Allah'ın şu ayetlerde
anlattığı budur: "O gün bir sarsıntı sarsar. Peşinden bir diğeri gelir. O
gün kalpler titrer. " (Naziat, 6-8) İnsanlar üzerinde sallanırlar. Emziren
kadınlar çocuklarını unutur, hamile kadınlar doğurur ve çocuklar ihtiyarlar.
Şeytanlar korkudan, uçarcasına kaçarlar. Yeryüzünün uç noktalarına
geldiklerinde melekler yüzlerine vurunca geri dönerler. İnsanlar arkalarına
dönüp kaçarlar. Onları Allah'ın emrinden koruyacak hiçbir şey yoktur.
Birbirlerine seslenirler. Yüce Allah'ın "Ey kavmim! Gerçekten sizin için o
feryat ve figan gününden korkuyorum" (Mü' min, 32) ayetinde bahsedilen gün
işte bu gündür. Onlar bu haldeyken yeryüzü baştanbaşa ayrılıp çatlar. İnsanlar
benzerini görmedikleri bir manzara görürler. Bundan dolayı onları ancak
Allah'ın bileceği büyük bir hüzün ve korku kaplar. Sonra gökyüzüne bakıldığında
onun erimiş bir maden gibi olduğunu görürler. Daha sonra gökyüzü de yarılır ve
yıldızlar dağılır. Güneş'leri ve Ay'ları tutulur." Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) sonra, "Ölüler bu olayların hiçbirinden haberdar
değildirler" buyurdu. Ebu Hureyre (r.a.), "Ya Rasulallah! Allah'ın
(c.c), "Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde
olanlar da yerde olanlar da korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'aboyunları
bükülmüş olarak gelirler" (Nemi, 87) buyruğunda, "Allah'ın
diledikleri bir yana denilerek istisna edilenler kimlerdir?" dedi. Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Onlar şehitlerdir.
Korku ve dehşet sadece dirilere ulaşacak. Şehitler ise diridirler ve Allah'ın
katında rızıklandırılmaktadırlar. Allah (c.c) onları bu günün dehşetinden korur
ve ondan yana emniyette olmalarını sağlar. Bu, Allah'ın en şerli kullarına
gönderdiği bir azaptır. Zira, Yüce Allah başka bir ayette, "Ey insanlar!
Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir! Onu
gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın
çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş
değillerdir; fakat Allah'ın azabı çok dehşetlidir!" (Hacc, 1-2) buyurur.
Bu felakette Allah'ın dilediği kadar kalırlar. Fakat bu çok uzun sürer.
Sonra Yüce Allah İsrafil'e şuur kaybına yol açacak üflemeyi
yapmasını emreder. Üfleyince Allah'ın dilediği dışında tüm yer ve gök ehli
kendinden geçer ve cansız düşer. ölüm meleği cebbar olan Allah'ın (c.c)
huzuruna gelir ve "Ey Rabbim, senin dilediklerin dışında tüm yer ve gök
ehli helak oldu" der. Kalanları daha iyi bildiği halde Allah (c.c),
"Geride kim kaldı?" diye sorar. İsrafil (a.s), "Ey Rabbim! Hayy
olan ve hiç ölmeyen sen kaldın. Arş'ı taşıyan meleklerin kaldı. Cebrail ve
Mikail kaldı. Bir de ben kaldım" der. Yüce Allah, "Cebrail ve Mikail
ölsünler" buyurur. Allah (c. c) Arş'ı konuşturur ve o, "Ey Rabbim,
Cebrail ile Mikail ölsün mü?" der. Allah (c.c) "Sus! Ben ölümü
Arş'ımın altında bulunan her şey için yazdım" buyurur. Cebrail ve Mikail
ölürler. Sonra ölüm meleği cebbar olan Allah'a gelir ve "Ey Rabbim,
Cebrail ile Mikail öldü" der. Allah (c.c), daha iyi bildiği halde,
"Geride kimler kaldı?" diye sorar. o, "Ölümsüz diri olan sen
kaldın, Arş'ı taşıyan meleklerin kaldı, bir de ben kaldım" der. Allah
(c.c) ''Arş'ımı taşıyan melekler ölsün" buyurur. Onlar da ölürler. Sonra
Allah'ın emriyle Arş Sur'u İsrafil'in elinden alır. Sonra ölüm meleği gelir ve
"Rabbim, Arş'ını taşıyanlar öldü" der. Sonra Allah (c.c) daha iyi
bildiği halde, "Geride kim kaldı?" dlye sorar. Ölüm meleği,
"Rabbim, Ölümsüz ve hiç ölmeyecek olan sen kaldın, bir de ben kaldım, der.
Allah (c.c) "Sen yaratıklarımdan bir yaratıksın. Seni gördüğün şu görev
için yarattım. Sen de öl" der.'O da ölür. Vahid, Ehad ve Samed olan,
doğurmayan ve doğrulmayan Allah'tan başka hiçbir şey kalmayınca, Allah (c. c)
ezeli olduğu gibi ebedi de olunca gökleri ve yeri kitapları katlar gibi katlar.
Sonra yayıp düzler ve onları üç kere atıp üç defa "Ben Cebbarım, Ben
Cebbarım, Ben Cebbar'ım" der. Sonra kendi sesiyle üç defa, "Bugün
mülk kimindir?" diye seslenir. Hiçbir kimse cevap vermez. Sonra kendisi
hakkında "Vahid ve Kahhar olan Allah" (Mü'mİn, 160) der. Yüce Allah,
"O gün yer, başka bir yerle değiştirilir. Gökler de başka göklerle"
(İbrahim, 48) buyurur. Allah (c.c) gökleri ve yeri yayar, Ukaz köselesi gibi
onları uzatıp yayar. "Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline
getirildiği. .. gün ... " (Taha, 107) Sonra Allah (c.c) mahlukatı bir kez
geri iter ve o değiştirilmiş yerde önceki hallerine dönerler. Vadisinde olanlar
yine vadisinde, yüksek yerinde olanlar yine yükseklerinde olurlar. Sonra Allah
(c.c) onlara Arş'ının altından su gönderir. Sonra göğe yağmur yağdırmasını
emreder ve gökten kırk gün boyunca yağmur yağar. Üzerlerindeki su on iki kulaç
olur. Sonra Allah (c.c) cesetlere kamış gibi -veya bakla gibi - bitmelerini
emreder. Bedenlerinin parçaları tamamlanıp eski haline dönüşünce Allah (c.c)
''Arş'ımı taşıyan melekler dirilsin" diye emreder. Onlar da dirilirler.
Allah (c. c) 'ın emriyle İsrafil Sur'u alır ve ağzına koyar. Sonra
"Cebrail ile Mikail dirilsinler" buyurur. Onlar da dirilirler. Sonra
Allah (c.c) ruhları çağırır. Onlar da getirilirler. Müslümanların ruhları nur
saçarken kafirlerin ruhları karanlıktır. Allah (c.c) hepsini alıp Sur'un içine
koyar. Sonra İsrafil'e (a.s) tekrar diriliş Sur'unu üflemesini emreder. Bunun
üzerine ruhlar arı gibi çıkar ve yer ile gök arasını doldururlar. Allah (c.c),
"İzzet ve celalime andolsun ki her ruh mutlaka cesedine dönecek" der.
Bunun üzerine yeryüzündeki ruhlar cesetlerine döner. Önce genizlere girer,
sonra zehrin sokulan cesette ilerlemesi gibi cesette ilerler. Sonra toprak
yarılır. Ben toprak yarılıp ilk çıkan kişi olurum. Siz de hızla oradan çıkıp
Rabbinizin huzuruna gidersiniz. "O çağırana koşarak. Kafirler, 'Bu, zorlu
bir gündür' derler." (Kamer, 8) Yalınayak, çıplak ve sünnetsiz bir halde
Rabbinizin huzuruna varırsınız. Yetmiş yıllık bir süre boyunca huzurunda
durursunuz. O süre boyunca size ne bakılır, ne aranızda hüküm verilir. Ağlaya
ağlaya gözyaşlarınız tükenir. Sonra kan ağlarsınız. Teriniz sizi boğacak hale
gelir veya çenelerinize kadar ulaşır. "Kim Rabbimize gidip aramızda
hükmünü vermesi için aracılık yapar?" dersiniz. Sonra bazıları, "Buna
atanız Adem (a.s)'dan daha layığı kimdir? Allah (c.c) onu eliyle yaratmış, ona
ruhundan üflemiş ve yüzyüze konuşmuştur" derler. Bunun üzerine Adem
(a.s)'ın yanına gelir ve ondan bunu isterler. Fakat o kabul etmez ve "Ben
bu işin adamı değilim" der. Bu şekilde tüm Peygamberleri teker teker
dolaşırlar ve gittikleri her Peygamber bunu reddeder."
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devamla, "Sonunda
bana gelirler. Ben de Fahs'a gider secdeye kapanırım" buyurdu. Bunun
üzerine Ebu Hureyre (r.a.), "fahs nedir ya Resulullah?" diye sordu.
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Arş'ın önüdür. NihayetAllah (c.c)
bana bir melek gelir. Melek pazumdan tutup beni kaldırır. Allah (c.c) bana,
"Ey Muhammed!" der. Ben, "Evet ey Rabbim!" derim. Bildiği
halde bana, "Derdin nedir?" der. Ben, "Ey Rabbim, bana şefaat
vaadinde bulunmuştun. Şimdi beni kulların hakkında şefaatçi kıl da onlar
arasında hükmünü ver" derim. Allah (c. c), "Şefaat talebini kabul
ettim. Şimdi geliyorum ve aranızda hükmedeceğim" buyurur." Allah
Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurur ki: "Ben de döner ve
insanlarla birlikte dururum. Biz o halde beklerken birden gökyüzünden kuvvetli
bir ses duyarız ve bu bizi dehşete düşürür. Dünya semasındakiler yeryüzündeki
insan ve cinlerin iki katı bir kalabalıkla yere inerler. İndiklerinde yeryüzü
onların ışığıyla aydınlanır. Saflarını alırlar. Onlara, "Rabbiniz
yanınızda mı?" denilir. "Hayır. O gelecek" derler. Sonra bu
kadar kalabalıkla tekrar inenler olur. Sonra Cebbar olan Allah (c.c) bulutların
ve meleklerin gölgesinde iner. O gün Allah'ın Arş'ını sekiz melek taşır.
Onların bugün sayıları dörttür. Ayakları yerin en alt tabakasının sınırlarında,
yer ve gökler bellerinde, Arş da omuzlarında olur. Gür bir sesle şöyle tesbih
ederler: ''Arş'ın ve ceberutun sahibini tenzih ederiz. Mülk ve melekut sahibini
tenzih ederiz. Hiç ölmeyecek olan Hayy'ı tenzih ederiz. En yüce Rabbimizi
tenzih ederiz. o, mahlukatı öldüren ve kendisi ölmeyendir. O Sübbuh'tur,
Kuddus'tür, Kuddus'tür, Kuddus'tür. Yüce olan Rabbimizi tenzih ederiz.
Meleklerin ve Ruh'un Rabbini tenzih ederiz. Mahlukatı öldüren, kendisi ise
ölmeyen Rabbimizif" YüceAllah kürsüsünü yeryüzünde dilediği yere koyar.
Sonra kendi sesiyle şöyle seslenir: "Ey cinler ve insanlar! Ben yarattığım
günden şu güne kadar hep sizi dinledim. Sözlerinizi işitiyor, amellerinizi
görüyordum. Şimdi de siz beni dinleyin. Amelleriniz ve amel defterleriniz size
okunacak. Sizden kim iyilik bulursa Allah'a hamd etsin. Kim de başka bir şey
bulursa ancak kendisini kınasın." Sonra Cehenneme emreder v( Cehennemden
parlayan siyah bir boyun çıkar. Sonra Yüce Allah, "Ey Ademoğulları! Size
şeytana tapmayın. Çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır" demedim mi? Ve
bana kulluk ediniz, doğru yor budur" demedim mi? Şeytan sizden pek çok
milleti kandırıp saptırdı. Hala akıl erdiremiyor musunuz? İşte, bu size vaad
edilen Cehennemdir." (Yasin, 60-63) buyurur. Allah (c.c) insanları grup
grup ayırır ve tüm milletler diz üstü çökerler. Yüce Allah, "O gün her
ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi amel defterine çağırılır, (onlara
şöyle denilir:) "Bu gün, yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız!"
(Casiye, 28) buyurur. Allah (c.c) iki kalabalık canlı türü olan insanlar ile
cinler dışındaki tüm mahlukat arasında hüküm verir. Vahşi ve evcil hayvanlar
arasında hüküm verir. Hatta boynuzsuz hayvanın boynuzludan intikamı alınır.
Bunu bitirdiğinde hiçbirinin başkasından alacak hakkı kalmaz ve Allah (c.c)
onlara, "Toprak olun!" diye emreder. İşte o vakit kafir, "Keşke
toprak olsaydım!" (Nebe, 40) der. Sonra Allah (c.c) kulları arasında hüküm
vermeye başlar. İlk olarak kan davaları görülür. Önce Allah (c.c) yolunda
öldürülenler gelirler. Allah (c.c)'ın emriyle her biri başını elinde taşır ve
boynundan kan fışkırır. Öldürülen, "Rabbim bu beni niçin öldürdü?"
der. Daha iyi bildiği halde Allah (c.c) ona, "Peki, sen onları neden
öldürdün?" diye sorar. Şehit, "Onları izzet senin olsun diye
öldürdüm" der. Allah (c.c), "Doğru söyledin" buyurur. Allah
(c.c) onun yüzünü Güneş ışığı gibi parlak yapar. Sonra melekler onu alıp
Cennete götürürler. Onun dışında öldürülen her bir kimse de başı elinde ve
boynundan kan fışkırarak gelir. "Ey Rabbim! Bu beni neden öldürdü?"
der. Allah (c.c), daha iyi bildiği halde, "Peki sen onları neden
öldürdün?" diye sorar. O "İzzet senin olsun diye" der. Allah
(c.c) "Sen bedbahtlardan oldun!" der. Sonra öldüren her can öldürdüğü
can mukabilinde öldürülür, yapılan her zulümde mazlumun hakkı zalimden alınır.
Sonra bu kimse Allah'ın dilemesindedir; isterse ona azap eder, isterse merhamet
edip bağışlar.
Daha sonra diğer kulları arasında hüküm verir. Mazlumun zalimden
almadığı hiçbir hakkı kalmaz. Hatta süte su katarak satan kişi sütü sudan
ayırmakla görevlendirilir. Allah (c.c) bunu bitirince tüm mahlukata duyurduğu
bir sesle şöyle seslenir: "İyi dinleyin! Her grup kendi ilahına ve Allah
dışında taptıkları şeye katılsın!" O gün meleklerden biri Uzeyr suretinde,
başka bir melek Hz. İsa (a.s) suretinde yapılır. Sonra o Yahudiler ve o
Hristiyanlar onların peşlerine takılırlar. Sonra ilahları onları Cehenneme
götürürler. Geride sadece aralarında münafıkların da bulunduğu Mü'minler
topluluğu kalır. Allah (c.c) onlara dilediği bir surette gelir ve "Ey
insanlar! Insanlar gittiler. Siz de ilahlarınızın ve taptıklarınızın peşinden
gidin" der. Onlar, "Vallahi bizim Allah'tan başka hiçbir ilahımız
yoktur. Biz O'ndan başka bir şeye tapmazdık" derler. Bunun üzerine,
yanlarına gelen Allah (c.c) oradan ayrılır ve dilediği bir süre bekledikten
sonra tekrar gelir ve "Ey insanlar! İnsanlar gittiler. Siz de
ilahlarınızın ve taptıklarınızın peşinden gidin" der. Onlar, "Vallahi
bizim Allah'tan başka hiçbir ilahımız yoktur. Biz O'ndan başka bir şeye
tapmazdık" derler. Bunun üzerine Allah (c.c) örtüyü kaldırır ve onların
Rabbi olduğunu anlayacakları kadar azametini gösterir. Bunun üzerine derhal
alınlarını yere koyup secdeye kapanırlar. Fakat her münafık secdeye ensesi
üzere kapanır ve Allah (c.c) sırtlarını da inek boynuzları gibi yapar. Sonra
onlara izin verir ve başlarını kaldırırlar. Allah (c.c), Cehennemin iki tarafı
üzerine tırpan veya kılıç kadar ince ve keskin bir Sırat Köprüsü kurar. Sırat
Köprüsü üzerinde çengeller, ucu kıvrık demirler ve demir dikeni gibi dikenler,
önünde de çürük ve kaygan bir köprü bulunur. İnsanlar onun üzerinden göz açıp
kapaması gibi veya şimşek çakması gibi veya rüzgar gibi veya cins atlar gibi
veya cins binekler gibi veya kuvvetli insanlar gibi geçerler. Kimisi yara
almadan kurtulmuş, kimisi yaralı alarak kurtulmuş, kiminin de yüzü
tırmalanmıştır. Cennet halkı Cennete varınca, "Cennete girebilmemiz için
kim Rabbimize gidip bize şefaat eder?" derler. Bazıları "Buna atanız
Adem (a.s)'dan daha layık kim vardır? Allah (c.c) onu eliyle yaratmış, ona
ruhundan üflemiş ve direk konuşmuştur" derler. Ardından Adem (a.s)'a gelip
ondan bunu isterler. Adem (a.s) bir günahını söyler ve "Ben bunun adamı değilim.
Ancak siz Nuh (a.s)'a gidin. Zira o Rasullerin ilkidir" der. Bunun üzerine
Nuh (a.s)'a gidilip O'ndan şefaat istenilir. O da bir günahını söyler ve
"Ben bunun adamı değilim. Siz İbrahim (a.s)'dan isteyin. Zira Allah (c.c)
onu dost edinmiştir" der. Bu defa İbrahim (a.s)'a gidilir ve ondan şefaat
istenilir. O da bir günahını söyler ve "Ben bu işin adamı değilim. Siz
Musa Allah'a gidin. Zira Allah O'nu kendisine yaklaştırmış, onunla konuşmuş ve
ona Tevrat'ı indirmiştir" der. Bunun üzerine Musa (a.s)'a gidilir ve ondan
şefaat etmesi istenir. O da bir günahını zikreder ve "Ben bu işin adamı
değilim. Fakat siz Muhammed'e gidin" der."
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devamla şöyle buyurur:
"Sonra bana gelirler. Benim Rabbimin vaad ettiği üç şefaat hakkım vardır.
Çıkıp Cennete gelirim. Kapının halkasına yapışır açılmasını isterim. Kapı
açılır ve bir misafir olarak karşılanırım. Cennete girince Rabbimi görür ve
secdeye kapanırım. Allah (c.c) bana, başka hiçbir kuluna vermediği hamd ve
tenzihler yapmama izin verir. Sonra, "Başını kaldır ey Muhammed! Her ne
için şefaatçi olursan şefaatin kabulolunacak, her ne istesen sana
verilecek" buyurur. Başımı kaldırınca daha iyi bildiği halde bana
"Derdin nedir?" der. Ben "Ey Rabbim, bana şefaati vaad ettin.
Cennet halkı hakkında beni şefaatçi kıl da Cennete girsinler" derim. Allah
(c.c) "Şefaatini kabul ettim ve onların Cennete girmesine izin
verdim" buyurur. "
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururdu:
"Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki siz Cennetteki eşlerinizi ve
evlerinizi şimdiki eşlerinizden ve evlerinizden daha az bilmemektesiniz. Her
birinin yetmiş iki hanımı olur. Bunların ikisi Adem (a.s)'ın evlatlarındandır
ve dünyada Allah'a ibadetlerinden dolayı Allah'ın yeni yarattığı hurilerden
daha üstündürler. Bunlardan birincisiyle zifafa yakuttan bir odada, üzerinde
yetmiş çift atlas ve kalın ipek bulunan incilerle süslü altından bir yatak
üzerinde girer. Elini onun omzuna koyduğunda (temiz ve şeffaflığından) elini
onun göğsünden, elbise, deri ve etinin arkasından görür. Baldır kemiğine
baktığında onu yakuttan bir kamıştaki ipe bakanın gördüğü gibi görür. Kadının
ciğeri ona ayna, onun ciğeri de kadına ayna olur. Onun yanındayken ne ondan
bıkacak, ne de o bundan bıkar. Her gelişinde onu bakire bulur. Şehveti hiç
kesilmediği gibi kadının organı da hiçbir rahatsızlık duymaz. O arada şöyle bir
ses gelir:
"Biliyoruz ki sen ondan o da senden bıkmadı. Sizin meniniz
de, size ölüm de yok. Senin başka eşlerin de var" denilir. Bunun üzerine
çıkar ve onlara teker teker gider. Her birine gittiğinde, "Vallahi,
Cennette senden daha iyi bir şey, Cennette bana daha sevimli gelen bir şey
bilmiyorum" der.
Cehennem halkı da Cehenneme düşerken oraya amellerinin kendilerini
helak ettiği kimseler düşerler. Cehennem ateşi onlardan kiminin sadece
ayaklarını yakalamış, ötesine geçmemiştir. Kiminin bacaklarının yarısına kadar
yakalamıştır. Kiminin dizlerine, kiminin böğürlerine kadar ulaşmıştır. Kiminin
de yüz dışında tüm bedenini kuşatmıştır. Yüzü ise Allah (c.c) Cehenneme haram
kılmıştır. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devamla şöyle buyurur:
Ben, "Ey Rabbim, ümmetimden Cehenneme kimler düştü?" derim. Allah (c.
c), "Tanıdıklarınızı çıkarın" diye buyurur. Sonra Allah (c.c) şefaate
izin verir. Bunun üzerine istisnasız her Peygamber ve her şehit şefaat eder.
Allah (c.c), "Kalbinde bir dinar ağırlığı iman bulunan herkesi Cehennemden
çıkarın" diye emreder. Bunun üzerine onların istisnasız hepsi Cehennemden
çıkar. Sonra Allah (c.c) şefaat ederek, "Kalbinde üçte iki dinar
ağırlığınca iman bulunan herkesi Cehennemden çıkarın" der. Sonra,
"Üçte bir dinar imanı olanı, sonra dörtte bir dinar imanı olanı
çıkarın" der. Sonra, "bir kı rat imanı olanı", sonra "bir
hardal tanesi imanı olanı" denilir. Bunlardan hiçbir hayır yapmamış
kimselere varıncaya kadar hepsi Cehennemden çıkarılırlar. Şefaat edilen hiçbir
kimse kalmayıp onlar da çıkarılır. Hatta şeytan Allah'ın rahmetini görünce
kendisine de şefaat edileceği ümidine kapılır ve "En merhametlileri
olduğum halde Cehennemde bir ben kaldım" der. Allah (c.c) elini Cehenneme
sokar ve ondan, kömür haline gelmiş sayılamayacak kadar çok kişi çıkarır.
Bunlar hayat nehri denilen bir nehre atılırlar ve tanenin selin biriktirdiği
çamurda bitmesi gibi biterler. Bunların Güneş karşısında olanları yeşilce,
gölgede olanları ise sarıcadır. Zerre gibi oluncaya kadar kamış gibi biterler.
Bunların boyunlarında "Rahman'ın azatlıları Cehennemlikler" yazısı
vardır. Cennetlikler bundan onların Allah için hiçbir şey yapmadıklarını
bilirler. Bu, Allah'ın (c.c) dilediği vakte kadar boyunlarında böyle durur.
Sonunda "Rabbimiz, bizden bu yazıyı" sil derler, Allah (c.c) da
onlardan onu siler. " Bu meşhur
bir hadistir. Hadis (mima bakımından) çok gariptir. Bazı bölümlerinin değişik
hadislerde şahitleri vardır, bazıları ise münkerdir. Bunun tek ravisi
Medine'lilerin vaizi İsmail b. Rafi olup hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları
sika olduğunu, bazıları zayıf olduğunu söylemiştir. İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu
Hatim er-Razi ve Amr b. Ali Fellas gibi birçok imam zayıf olduğunu bizzat ifade
etmişlerdir. Bazıları onun (İsmail b. Rafi') hakkında "metruktur"
demiştir. İbn Adiyy, "Bütün rivayetleri şüphelidir. Fakat hadisleri
zayıflar kısmında yazılır" demiştir. Ben derim ki: Bu hadisin senedinde
çok ihtilaf edilmiştir. Ben bunları müstakil bir kitapçıkta kaleme aldım. Hadis
mana bakımından da çok gariptir. Onun bunu birçok hadisten toplayıp bir hadis
şeklinde naklettiği de söylenir. Ona da bu açıdan itiraz getirilmiştir. Hocamız
Ebu Haccac el-Mizzi'den duyduğuma göre kendisi Velid b. Müslim'in, bu hadisin
bazı kısımlarının şahitlerini topladığı bir kitap görmüş. Doğrusunu en iyi
Allah bilir. (İbn Kesir / En’am Suresi tefsirinden alındı)