ANA SAYFA

 

Sur ve Sur’a Üfürülmesi:

 

Abdullah b. Amr b. As (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir bedevî Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelerek sur nedir? diye sordu; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’de: “Kendisiyle kıyametin haber verileceği üflenmek suretiyle ses çıkaran bir alettir” buyurdular. Tahric: Müsned: 10614, Tirmizi, 2430

 

 

Sur'a Üflenmesi:

[İbn Kesir / Tefsir-i Kebir / En’am suresi tefsirinden alıntı]:

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Sur'a üflendiği gün de hükümranlık O'nundur. " Müfessirlerin bu ayet hakkında farklı görüşleri vardır. Bazıları şöyle demiştir: Buradaki Sur ey) kelimesi "Suret"in çoğuludur. Yani, suretlere üflenilip diriltildiği gün ... İmam Taberi şöyle der: ".....'' kelimesi "....."nin çoğulu olup beldelerin kaleleri manasına gelir. Doğrusu, Sur'dan kasıt İsrafil (a.s)'ın üfleyeceği borudur.

 

 

[2916] İmam Taberi der ki: Doğru olan görüş burada Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadislerinde anlatılan hakikatin kastedildiğidir: "İsrafil Sur'u ağzına almış, anlını eğmiş, ne zaman emredilecek de ona üfürecek diye bekliyor. "

 

 

[2917] İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Amr (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir bedevi, "Ya Rasulallah! Sur nedir?" diye sordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Üfürülecek boynuzdur" buyurdu.

 

 

[2918] Imam Taberani'nin "et-Tıvalat" (uzun hadisler) adındaki kitabında rivayet ettiği uzun hadisi olduğu gibi buraya alalım. O Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir grup ashabının arasında iken, "Allah (c.c) gökleri ve yeri yarattıktan sonra Sur'u yarattı ve onu İsrafil'e verdi. İsrafil (a.s) de onu ağzına koymuş, gözlerini Arş'a dikmiş, ne zaman emredileceğini bekliyor" buyurdu. Ben, "Sur nedir?" diye sordum. "Boynuzdur" buyurdu. "Nasıl bir şeydir?" dedim. Şöyle buyurdu: "Büyüktür. Beni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki onun bir halkasının büyüklüğü göklerin ve yerin genişliği kadardır. İsrafil ona üç defa üfler. Birincisi herkesin korku ve dehşete kapılacağı üfleme, ikincisi kendinden geçecekleri üfleme, üçüncüsü ise kalkıp alemlerin Rabbinin huzurunda duracakları üflemedir. Yüce Allah ilkinde İsrafil (a.s) 'a "Üfle" diye emredince o korku üflemesi yapar. Bunun üzerine göklerdeki ve yerdeki Allah'ın diledikleri dışında her şey korkuya kapılır. Allah (c.c) emreder ve İsrafil (a.s) gevşeklik göstermeden uzun uzun üflemeye devam eder. Bu Yüce Allah'ın şu buyruğunda da ifade edilmiştir: "Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan korkunç bir ses beklemektedirler." (Sa'd, 15) Böylece dağlar yürümeye başlar ve bulutlar gibi geçip serap olur. Sonra yeryüzü, halkını öyle bir sallar ki denize savrulan ve dalgaların çarptığı denize atılmış gemi gibi olur. Yeryüzündeki halkı ters çevirip rüzgarların salladığı, Arş'ta asılı bir kandil gibi yapar. Yüce Allah'ın şu ayetlerde anlattığı budur: "O gün bir sarsıntı sarsar. Peşinden bir diğeri gelir. O gün kalpler titrer. " (Naziat, 6-8) İnsanlar üzerinde sallanırlar. Emziren kadınlar çocuklarını unutur, hamile kadınlar doğurur ve çocuklar ihtiyarlar. Şeytanlar korkudan, uçarcasına kaçarlar. Yeryüzünün uç noktalarına geldiklerinde melekler yüzlerine vurunca geri dönerler. İnsanlar arkalarına dönüp kaçarlar. Onları Allah'ın emrinden koruyacak hiçbir şey yoktur. Birbirlerine seslenirler. Yüce Allah'ın "Ey kavmim! Gerçekten sizin için o feryat ve figan gününden korkuyorum" (Mü' min, 32) ayetinde bahsedilen gün işte bu gündür. Onlar bu haldeyken yeryüzü baştanbaşa ayrılıp çatlar. İnsanlar benzerini görmedikleri bir manzara görürler. Bundan dolayı onları ancak Allah'ın bileceği büyük bir hüzün ve korku kaplar. Sonra gökyüzüne bakıldığında onun erimiş bir maden gibi olduğunu görürler. Daha sonra gökyüzü de yarılır ve yıldızlar dağılır. Güneş'leri ve Ay'ları tutulur." Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra, "Ölüler bu olayların hiçbirinden haberdar değildirler" buyurdu. Ebu Hureyre (r.a.), "Ya Rasulallah! Allah'ın (c.c), "Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar da yerde olanlar da korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'aboyunları bükülmüş olarak gelirler" (Nemi, 87) buyruğunda, "Allah'ın diledikleri bir yana denilerek istisna edilenler kimlerdir?" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Onlar şehitlerdir. Korku ve dehşet sadece dirilere ulaşacak. Şehitler ise diridirler ve Allah'ın katında rızıklandırılmaktadırlar. Allah (c.c) onları bu günün dehşetinden korur ve ondan yana emniyette olmalarını sağlar. Bu, Allah'ın en şerli kullarına gönderdiği bir azaptır. Zira, Yüce Allah başka bir ayette, "Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir! Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah'ın azabı çok dehşetlidir!" (Hacc, 1-2) buyurur. Bu felakette Allah'ın dilediği kadar kalırlar. Fakat bu çok uzun sürer.

 

Sonra Yüce Allah İsrafil'e şuur kaybına yol açacak üflemeyi yapmasını emreder. Üfleyince Allah'ın dilediği dışında tüm yer ve gök ehli kendinden geçer ve cansız düşer. ölüm meleği cebbar olan Allah'ın (c.c) huzuruna gelir ve "Ey Rabbim, senin dilediklerin dışında tüm yer ve gök ehli helak oldu" der. Kalanları daha iyi bildiği halde Allah (c.c), "Geride kim kaldı?" diye sorar. İsrafil (a.s), "Ey Rabbim! Hayy olan ve hiç ölmeyen sen kaldın. Arş'ı taşıyan meleklerin kaldı. Cebrail ve Mikail kaldı. Bir de ben kaldım" der. Yüce Allah, "Cebrail ve Mikail ölsünler" buyurur. Allah (c. c) Arş'ı konuşturur ve o, "Ey Rabbim, Cebrail ile Mikail ölsün mü?" der. Allah (c.c) "Sus! Ben ölümü Arş'ımın altında bulunan her şey için yazdım" buyurur. Cebrail ve Mikail ölürler. Sonra ölüm meleği cebbar olan Allah'a gelir ve "Ey Rabbim, Cebrail ile Mikail öldü" der. Allah (c.c), daha iyi bildiği halde, "Geride kimler kaldı?" diye sorar. o, "Ölümsüz diri olan sen kaldın, Arş'ı taşıyan meleklerin kaldı, bir de ben kaldım" der. Allah (c.c) ''Arş'ımı taşıyan melekler ölsün" buyurur. Onlar da ölürler. Sonra Allah'ın emriyle Arş Sur'u İsrafil'in elinden alır. Sonra ölüm meleği gelir ve "Rabbim, Arş'ını taşıyanlar öldü" der. Sonra Allah (c.c) daha iyi bildiği halde, "Geride kim kaldı?" dlye sorar. Ölüm meleği, "Rabbim, Ölümsüz ve hiç ölmeyecek olan sen kaldın, bir de ben kaldım, der. Allah (c.c) "Sen yaratıklarımdan bir yaratıksın. Seni gördüğün şu görev için yarattım. Sen de öl" der.'O da ölür. Vahid, Ehad ve Samed olan, doğurmayan ve doğrulmayan Allah'tan başka hiçbir şey kalmayınca, Allah (c. c) ezeli olduğu gibi ebedi de olunca gökleri ve yeri kitapları katlar gibi katlar. Sonra yayıp düzler ve onları üç kere atıp üç defa "Ben Cebbarım, Ben Cebbarım, Ben Cebbar'ım" der. Sonra kendi sesiyle üç defa, "Bugün mülk kimindir?" diye seslenir. Hiçbir kimse cevap vermez. Sonra kendisi hakkında "Vahid ve Kahhar olan Allah" (Mü'mİn, 160) der. Yüce Allah, "O gün yer, başka bir yerle değiştirilir. Gökler de başka göklerle" (İbrahim, 48) buyurur. Allah (c.c) gökleri ve yeri yayar, Ukaz köselesi gibi onları uzatıp yayar. "Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği. .. gün ... " (Taha, 107) Sonra Allah (c.c) mahlukatı bir kez geri iter ve o değiştirilmiş yerde önceki hallerine dönerler. Vadisinde olanlar yine vadisinde, yüksek yerinde olanlar yine yükseklerinde olurlar. Sonra Allah (c.c) onlara Arş'ının altından su gönderir. Sonra göğe yağmur yağdırmasını emreder ve gökten kırk gün boyunca yağmur yağar. Üzerlerindeki su on iki kulaç olur. Sonra Allah (c.c) cesetlere kamış gibi -veya bakla gibi - bitmelerini emreder. Bedenlerinin parçaları tamamlanıp eski haline dönüşünce Allah (c.c) ''Arş'ımı taşıyan melekler dirilsin" diye emreder. Onlar da dirilirler. Allah (c. c) 'ın emriyle İsrafil Sur'u alır ve ağzına koyar. Sonra "Cebrail ile Mikail dirilsinler" buyurur. Onlar da dirilirler. Sonra Allah (c.c) ruhları çağırır. Onlar da getirilirler. Müslümanların ruhları nur saçarken kafirlerin ruhları karanlıktır. Allah (c.c) hepsini alıp Sur'un içine koyar. Sonra İsrafil'e (a.s) tekrar diriliş Sur'unu üflemesini emreder. Bunun üzerine ruhlar arı gibi çıkar ve yer ile gök arasını doldururlar. Allah (c.c), "İzzet ve celalime andolsun ki her ruh mutlaka cesedine dönecek" der. Bunun üzerine yeryüzündeki ruhlar cesetlerine döner. Önce genizlere girer, sonra zehrin sokulan cesette ilerlemesi gibi cesette ilerler. Sonra toprak yarılır. Ben toprak yarılıp ilk çıkan kişi olurum. Siz de hızla oradan çıkıp Rabbinizin huzuruna gidersiniz. "O çağırana koşarak. Kafirler, 'Bu, zorlu bir gündür' derler." (Kamer, 8) Yalınayak, çıplak ve sünnetsiz bir halde Rabbinizin huzuruna varırsınız. Yetmiş yıllık bir süre boyunca huzurunda durursunuz. O süre boyunca size ne bakılır, ne aranızda hüküm verilir. Ağlaya ağlaya gözyaşlarınız tükenir. Sonra kan ağlarsınız. Teriniz sizi boğacak hale gelir veya çenelerinize kadar ulaşır. "Kim Rabbimize gidip aramızda hükmünü vermesi için aracılık yapar?" dersiniz. Sonra bazıları, "Buna atanız Adem (a.s)'dan daha layığı kimdir? Allah (c.c) onu eliyle yaratmış, ona ruhundan üflemiş ve yüzyüze konuşmuştur" derler. Bunun üzerine Adem (a.s)'ın yanına gelir ve ondan bunu isterler. Fakat o kabul etmez ve "Ben bu işin adamı değilim" der. Bu şekilde tüm Peygamberleri teker teker dolaşırlar ve gittikleri her Peygamber bunu reddeder."

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devamla, "Sonunda bana gelirler. Ben de Fahs'a gider secdeye kapanırım" buyurdu. Bunun üzerine Ebu Hureyre (r.a.), "fahs nedir ya Resulullah?" diye sordu. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Arş'ın önüdür. NihayetAllah (c.c) bana bir melek gelir. Melek pazumdan tutup beni kaldırır. Allah (c.c) bana, "Ey Muhammed!" der. Ben, "Evet ey Rabbim!" derim. Bildiği halde bana, "Derdin nedir?" der. Ben, "Ey Rabbim, bana şefaat vaadinde bulunmuştun. Şimdi beni kulların hakkında şefaatçi kıl da onlar arasında hükmünü ver" derim. Allah (c. c), "Şefaat talebini kabul ettim. Şimdi geliyorum ve aranızda hükmedeceğim" buyurur." Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurur ki: "Ben de döner ve insanlarla birlikte dururum. Biz o halde beklerken birden gökyüzünden kuvvetli bir ses duyarız ve bu bizi dehşete düşürür. Dünya semasındakiler yeryüzündeki insan ve cinlerin iki katı bir kalabalıkla yere inerler. İndiklerinde yeryüzü onların ışığıyla aydınlanır. Saflarını alırlar. Onlara, "Rabbiniz yanınızda mı?" denilir. "Hayır. O gelecek" derler. Sonra bu kadar kalabalıkla tekrar inenler olur. Sonra Cebbar olan Allah (c.c) bulutların ve meleklerin gölgesinde iner. O gün Allah'ın Arş'ını sekiz melek taşır. Onların bugün sayıları dörttür. Ayakları yerin en alt tabakasının sınırlarında, yer ve gökler bellerinde, Arş da omuzlarında olur. Gür bir sesle şöyle tesbih ederler: ''Arş'ın ve ceberutun sahibini tenzih ederiz. Mülk ve melekut sahibini tenzih ederiz. Hiç ölmeyecek olan Hayy'ı tenzih ederiz. En yüce Rabbimizi tenzih ederiz. o, mahlukatı öldüren ve kendisi ölmeyendir. O Sübbuh'tur, Kuddus'tür, Kuddus'tür, Kuddus'tür. Yüce olan Rabbimizi tenzih ederiz. Meleklerin ve Ruh'un Rabbini tenzih ederiz. Mahlukatı öldüren, kendisi ise ölmeyen Rabbimizif" YüceAllah kürsüsünü yeryüzünde dilediği yere koyar. Sonra kendi sesiyle şöyle seslenir: "Ey cinler ve insanlar! Ben yarattığım günden şu güne kadar hep sizi dinledim. Sözlerinizi işitiyor, amellerinizi görüyordum. Şimdi de siz beni dinleyin. Amelleriniz ve amel defterleriniz size okunacak. Sizden kim iyilik bulursa Allah'a hamd etsin. Kim de başka bir şey bulursa ancak kendisini kınasın." Sonra Cehenneme emreder v( Cehennemden parlayan siyah bir boyun çıkar. Sonra Yüce Allah, "Ey Ademoğulları! Size şeytana tapmayın. Çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır" demedim mi? Ve bana kulluk ediniz, doğru yor budur" demedim mi? Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp saptırdı. Hala akıl erdiremiyor musunuz? İşte, bu size vaad edilen Cehennemdir." (Yasin, 60-63) buyurur. Allah (c.c) insanları grup grup ayırır ve tüm milletler diz üstü çökerler. Yüce Allah, "O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi amel defterine çağırılır, (onlara şöyle denilir:) "Bu gün, yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız!" (Casiye, 28) buyurur. Allah (c.c) iki kalabalık canlı türü olan insanlar ile cinler dışındaki tüm mahlukat arasında hüküm verir. Vahşi ve evcil hayvanlar arasında hüküm verir. Hatta boynuzsuz hayvanın boynuzludan intikamı alınır. Bunu bitirdiğinde hiçbirinin başkasından alacak hakkı kalmaz ve Allah (c.c) onlara, "Toprak olun!" diye emreder. İşte o vakit kafir, "Keşke toprak olsaydım!" (Nebe, 40) der. Sonra Allah (c.c) kulları arasında hüküm vermeye başlar. İlk olarak kan davaları görülür. Önce Allah (c.c) yolunda öldürülenler gelirler. Allah (c.c)'ın emriyle her biri başını elinde taşır ve boynundan kan fışkırır. Öldürülen, "Rabbim bu beni niçin öldürdü?" der. Daha iyi bildiği halde Allah (c.c) ona, "Peki, sen onları neden öldürdün?" diye sorar. Şehit, "Onları izzet senin olsun diye öldürdüm" der. Allah (c.c), "Doğru söyledin" buyurur. Allah (c.c) onun yüzünü Güneş ışığı gibi parlak yapar. Sonra melekler onu alıp Cennete götürürler. Onun dışında öldürülen her bir kimse de başı elinde ve boynundan kan fışkırarak gelir. "Ey Rabbim! Bu beni neden öldürdü?" der. Allah (c.c), daha iyi bildiği halde, "Peki sen onları neden öldürdün?" diye sorar. O "İzzet senin olsun diye" der. Allah (c.c) "Sen bedbahtlardan oldun!" der. Sonra öldüren her can öldürdüğü can mukabilinde öldürülür, yapılan her zulümde mazlumun hakkı zalimden alınır. Sonra bu kimse Allah'ın dilemesindedir; isterse ona azap eder, isterse merhamet edip bağışlar.

 

Daha sonra diğer kulları arasında hüküm verir. Mazlumun zalimden almadığı hiçbir hakkı kalmaz. Hatta süte su katarak satan kişi sütü sudan ayırmakla görevlendirilir. Allah (c.c) bunu bitirince tüm mahlukata duyurduğu bir sesle şöyle seslenir: "İyi dinleyin! Her grup kendi ilahına ve Allah dışında taptıkları şeye katılsın!" O gün meleklerden biri Uzeyr suretinde, başka bir melek Hz. İsa (a.s) suretinde yapılır. Sonra o Yahudiler ve o Hristiyanlar onların peşlerine takılırlar. Sonra ilahları onları Cehenneme götürürler. Geride sadece aralarında münafıkların da bulunduğu Mü'minler topluluğu kalır. Allah (c.c) onlara dilediği bir surette gelir ve "Ey insanlar! Insanlar gittiler. Siz de ilahlarınızın ve taptıklarınızın peşinden gidin" der. Onlar, "Vallahi bizim Allah'tan başka hiçbir ilahımız yoktur. Biz O'ndan başka bir şeye tapmazdık" derler. Bunun üzerine, yanlarına gelen Allah (c.c) oradan ayrılır ve dilediği bir süre bekledikten sonra tekrar gelir ve "Ey insanlar! İnsanlar gittiler. Siz de ilahlarınızın ve taptıklarınızın peşinden gidin" der. Onlar, "Vallahi bizim Allah'tan başka hiçbir ilahımız yoktur. Biz O'ndan başka bir şeye tapmazdık" derler. Bunun üzerine Allah (c.c) örtüyü kaldırır ve onların Rabbi olduğunu anlayacakları kadar azametini gösterir. Bunun üzerine derhal alınlarını yere koyup secdeye kapanırlar. Fakat her münafık secdeye ensesi üzere kapanır ve Allah (c.c) sırtlarını da inek boynuzları gibi yapar. Sonra onlara izin verir ve başlarını kaldırırlar. Allah (c.c), Cehennemin iki tarafı üzerine tırpan veya kılıç kadar ince ve keskin bir Sırat Köprüsü kurar. Sırat Köprüsü üzerinde çengeller, ucu kıvrık demirler ve demir dikeni gibi dikenler, önünde de çürük ve kaygan bir köprü bulunur. İnsanlar onun üzerinden göz açıp kapaması gibi veya şimşek çakması gibi veya rüzgar gibi veya cins atlar gibi veya cins binekler gibi veya kuvvetli insanlar gibi geçerler. Kimisi yara almadan kurtulmuş, kimisi yaralı alarak kurtulmuş, kiminin de yüzü tırmalanmıştır. Cennet halkı Cennete varınca, "Cennete girebilmemiz için kim Rabbimize gidip bize şefaat eder?" derler. Bazıları "Buna atanız Adem (a.s)'dan daha layık kim vardır? Allah (c.c) onu eliyle yaratmış, ona ruhundan üflemiş ve direk konuşmuştur" derler. Ardından Adem (a.s)'a gelip ondan bunu isterler. Adem (a.s) bir günahını söyler ve "Ben bunun adamı değilim. Ancak siz Nuh (a.s)'a gidin. Zira o Rasullerin ilkidir" der. Bunun üzerine Nuh (a.s)'a gidilip O'ndan şefaat istenilir. O da bir günahını söyler ve "Ben bunun adamı değilim. Siz İbrahim (a.s)'dan isteyin. Zira Allah (c.c) onu dost edinmiştir" der. Bu defa İbrahim (a.s)'a gidilir ve ondan şefaat istenilir. O da bir günahını söyler ve "Ben bu işin adamı değilim. Siz Musa Allah'a gidin. Zira Allah O'nu kendisine yaklaştırmış, onunla konuşmuş ve ona Tevrat'ı indirmiştir" der. Bunun üzerine Musa (a.s)'a gidilir ve ondan şefaat etmesi istenir. O da bir günahını zikreder ve "Ben bu işin adamı değilim. Fakat siz Muhammed'e gidin" der."

 

Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devamla şöyle buyurur: "Sonra bana gelirler. Benim Rabbimin vaad ettiği üç şefaat hakkım vardır. Çıkıp Cennete gelirim. Kapının halkasına yapışır açılmasını isterim. Kapı açılır ve bir misafir olarak karşılanırım. Cennete girince Rabbimi görür ve secdeye kapanırım. Allah (c.c) bana, başka hiçbir kuluna vermediği hamd ve tenzihler yapmama izin verir. Sonra, "Başını kaldır ey Muhammed! Her ne için şefaatçi olursan şefaatin kabulolunacak, her ne istesen sana verilecek" buyurur. Başımı kaldırınca daha iyi bildiği halde bana "Derdin nedir?" der. Ben "Ey Rabbim, bana şefaati vaad ettin. Cennet halkı hakkında beni şefaatçi kıl da Cennete girsinler" derim. Allah (c.c) "Şefaatini kabul ettim ve onların Cennete girmesine izin verdim" buyurur. "

Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururdu: "Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki siz Cennetteki eşlerinizi ve evlerinizi şimdiki eşlerinizden ve evlerinizden daha az bilmemektesiniz. Her birinin yetmiş iki hanımı olur. Bunların ikisi Adem (a.s)'ın evlatlarındandır ve dünyada Allah'a ibadetlerinden dolayı Allah'ın yeni yarattığı hurilerden daha üstündürler. Bunlardan birincisiyle zifafa yakuttan bir odada, üzerinde yetmiş çift atlas ve kalın ipek bulunan incilerle süslü altından bir yatak üzerinde girer. Elini onun omzuna koyduğunda (temiz ve şeffaflığından) elini onun göğsünden, elbise, deri ve etinin arkasından görür. Baldır kemiğine baktığında onu yakuttan bir kamıştaki ipe bakanın gördüğü gibi görür. Kadının ciğeri ona ayna, onun ciğeri de kadına ayna olur. Onun yanındayken ne ondan bıkacak, ne de o bundan bıkar. Her gelişinde onu bakire bulur. Şehveti hiç kesilmediği gibi kadının organı da hiçbir rahatsızlık duymaz. O arada şöyle bir ses gelir:

"Biliyoruz ki sen ondan o da senden bıkmadı. Sizin meniniz de, size ölüm de yok. Senin başka eşlerin de var" denilir. Bunun üzerine çıkar ve onlara teker teker gider. Her birine gittiğinde, "Vallahi, Cennette senden daha iyi bir şey, Cennette bana daha sevimli gelen bir şey bilmiyorum" der.

 

Cehennem halkı da Cehenneme düşerken oraya amellerinin kendilerini helak ettiği kimseler düşerler. Cehennem ateşi onlardan kiminin sadece ayaklarını yakalamış, ötesine geçmemiştir. Kiminin bacaklarının yarısına kadar yakalamıştır. Kiminin dizlerine, kiminin böğürlerine kadar ulaşmıştır. Kiminin de yüz dışında tüm bedenini kuşatmıştır. Yüzü ise Allah (c.c) Cehenneme haram kılmıştır. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devamla şöyle buyurur: Ben, "Ey Rabbim, ümmetimden Cehenneme kimler düştü?" derim. Allah (c. c), "Tanıdıklarınızı çıkarın" diye buyurur. Sonra Allah (c.c) şefaate izin verir. Bunun üzerine istisnasız her Peygamber ve her şehit şefaat eder. Allah (c.c), "Kalbinde bir dinar ağırlığı iman bulunan herkesi Cehennemden çıkarın" diye emreder. Bunun üzerine onların istisnasız hepsi Cehennemden çıkar. Sonra Allah (c.c) şefaat ederek, "Kalbinde üçte iki dinar ağırlığınca iman bulunan herkesi Cehennemden çıkarın" der. Sonra, "Üçte bir dinar imanı olanı, sonra dörtte bir dinar imanı olanı çıkarın" der. Sonra, "bir kı rat imanı olanı", sonra "bir hardal tanesi imanı olanı" denilir. Bunlardan hiçbir hayır yapmamış kimselere varıncaya kadar hepsi Cehennemden çıkarılırlar. Şefaat edilen hiçbir kimse kalmayıp onlar da çıkarılır. Hatta şeytan Allah'ın rahmetini görünce kendisine de şefaat edileceği ümidine kapılır ve "En merhametlileri olduğum halde Cehennemde bir ben kaldım" der. Allah (c.c) elini Cehenneme sokar ve ondan, kömür haline gelmiş sayılamayacak kadar çok kişi çıkarır. Bunlar hayat nehri denilen bir nehre atılırlar ve tanenin selin biriktirdiği çamurda bitmesi gibi biterler. Bunların Güneş karşısında olanları yeşilce, gölgede olanları ise sarıcadır. Zerre gibi oluncaya kadar kamış gibi biterler. Bunların boyunlarında "Rahman'ın azatlıları Cehennemlikler" yazısı vardır. Cennetlikler bundan onların Allah için hiçbir şey yapmadıklarını bilirler. Bu, Allah'ın (c.c) dilediği vakte kadar boyunlarında böyle durur. Sonunda "Rabbimiz, bizden bu yazıyı" sil derler, Allah (c.c) da onlardan onu siler. "    Bu meşhur bir hadistir. Hadis (mima bakımından) çok gariptir. Bazı bölümlerinin değişik hadislerde şahitleri vardır, bazıları ise münkerdir. Bunun tek ravisi Medine'lilerin vaizi İsmail b. Rafi olup hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları sika olduğunu, bazıları zayıf olduğunu söylemiştir. İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hatim er-Razi ve Amr b. Ali Fellas gibi birçok imam zayıf olduğunu bizzat ifade etmişlerdir. Bazıları onun (İsmail b. Rafi') hakkında "metruktur" demiştir. İbn Adiyy, "Bütün rivayetleri şüphelidir. Fakat hadisleri zayıflar kısmında yazılır" demiştir. Ben derim ki: Bu hadisin senedinde çok ihtilaf edilmiştir. Ben bunları müstakil bir kitapçıkta kaleme aldım. Hadis mana bakımından da çok gariptir. Onun bunu birçok hadisten toplayıp bir hadis şeklinde naklettiği de söylenir. Ona da bu açıdan itiraz getirilmiştir. Hocamız Ebu Haccac el-Mizzi'den duyduğuma göre kendisi Velid b. Müslim'in, bu hadisin bazı kısımlarının şahitlerini topladığı bir kitap görmüş. Doğrusunu en iyi Allah bilir. (İbn Kesir / En’am Suresi tefsirinden alındı)