|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
MUKADDİME |
Kur'an'ın Te'lifi
(Surelerinin Dizimi):
[70]
İmam Buhari, Yusuf İbn Mahek'ten şöyle rivayet etmiştir: "Ben mü'minlerin
annesi Hz. Aişe'nin yanındayken Iraklı birisi geldi. Ona 'hangi kefen daha hayırlıdır?'
diye sordu. Hz. Aişe 'zavallı adam, nasıl kefenlenirsen kefenlen, bunun sana
bir zararı olur mu?' diye karşılık verdi. Adam bu defa 'ey mü'minlerin annesi,
bana mushafını göster' dedi. Hz. Aişe 'neden?' diye sorunca şöyle dedi: Bendeki
Kur'an'ı ona göre telif etmeye çalışayım. Çünkü o, okunuyorken harfleri aynilik
arz etmiyor .. Bunun üzerine Hz. Aişe 'ha öyle okumuşsun, ha böyle, sana bir
zararı var mı?' diye karşılık verdi ve şöyle devam etti: İlk olarak Kur’an'dan
cennet ve cehennemin işlendiği bir sure nazil oldu. Ne zaman ki insanlar
İslam'a girmeye başladı, haram ve helale ilişkin ayetler indi. Eğer ilk olarak
'şarap içmeyin!' diye bir ayet inseydi, insanlar 'asla şarabı bırakmayız'
diyerek karşı çıkarlardı. Eğer ilk olarak 'zina etmeyin!' diye bir ayet
inseydi, 'asla zinayı bırakmayız' diyerek İslam'a yanaşmazlardı. Mekke'de ben
daha oyun oynayan bir çocukken Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
'Bilakis kıyamet, onlara vaad edilen asıl saattir. Ve o saat, daha belalı ve
daha acıdır' (Kamer, 46) ayeti nazil oldu. Bakara ve Nisa sureleri ise ancak
ben onunla evlendikten sonra indi."
Ravi
der ki: "Sonra Hz. Aişe, mushafını çıkardı ve surelerin ayetlerini adama
imla ettirdi." İmam Nesai de bunu İbn Cüreyc'in nakliyle böyle rivayet etmiştir.
Buradaki te'lif'ten (kelime manasını bir araya getirmek) kasıt, surelerinin
sıraya konmasıdır.
Bu
Iraklı adam evvela hangi kefenin daha hayırlı, yani daha değerli ve faziletli
olduğunu sormuş, Aişe (r.anha) da bunun, soru sormak, kastetmek ve hazırlanmak
suretiyle yapılacak hiçbir ilgilenmeye değer olmadığına işaret etmiştir. Zıra
bu, hiçbir fayda getirmeyecek, boş uğraşıdır. O dönemde insanlar, Iraklıları,
boş ve lüzumsuz sorular sormakla nitelerlerdi. Mesela onlardan biri Abdullah b.
Ömer (r.a.)'a elbiseye bulaşan sivrisinek kanının hükmünü sormuş, Abdullah b.
Ömer (r.a.) da: "Iraklılara bakın! Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in kızının oğlunu öldürmüşlerken sivrisineğin hükmünü soruyorlar!"
demiştir. Bu nedenle, meselenin önemli olduğunun sanılmaması için Aişe (r.anha)
sözü fazla uzatmamıştır.
[71]
İmam Ahmed ile Sünen sahipleri Semure ile İbn Abbas (r.a.)'ın Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şu hadisini rivayet etmişlerdir:
"Elbiselerinizden beyaz olanları giyin. Ölülerinizi de onunla kefenleyin.
Çünkü o daha temiz ve daha hoştur. " Tirmizi her iki vechin sahih olduğunu
belirtmiştir.
[72]
Buhari ve Müslim de Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet etmişlerdir:
"Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), pamuktan, sehuliyye denilen üç
parça beyaz Yemen bezi içinde kefenlendi. Bunların içinde gömlek (kamıs) ve
sarık yoktu." Bu, Cenazeler Kitabı'nın Kefen babında incelenmiştir.
Sonra
Hz. Aişe (r.anha)'ya Kur'an'ın sıralamasını sorarak önemli bir soruya geçmiş,
tertip olmaksızın, yani sıraya riayet etmeksizin okunabileceğini söylemiştir.
Sanki bu konuşma, mü'minlerin emiri Osman (r.a.)'ın bugün meşhur sıralamasıyla
yazılan ana mushafları İslam Devletinin dört bir yanına göndermesinden ve ona
mecbur etmesinden önce geçmiş gibidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Bu yüzden
Hz. Aişe (r.anha) ona "Sen hangi sureyle başlarsan başla, bir zararı
olmaz." demiştir. Aişe (r.anha) ona "İlk inen surenin cennet ile
cehennemden bahseden sure olduğunu söylemiştir. Kastı, Alak suresi değilse,
bundan vaad ve tehditlerin bulunduğu mufassal (Kur'an'ın Kaf'dan sonuna kadar
olan kısa sureleri) sureler türünü kastetmiş olabilir. Sonra insanlar tasdik
edip teslim olmaya başlayınca tedrici olarak ve teker teker emir ve nehiyler
inmeye başlamıştır. Bu ise Allah'ın (c.c) hikmetinden ve rahmetindendir.
Söylemek istediği şudur: Cennet ve cehennemden bahseden bu sureler, ilk inen
surelerden olmalarına rağmen mushafın başlarında yer almamaktadır. Bakara ve
Nisa sureleri ise ben Medine' de ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
yanında iken nazil oldukları halde mushafın başlarında değildir. Surelerdeki
ayetlerin sıralamasında ise yerlerini değiştirme ruhsatı yoktur. Aksine bu,
biraz önce geçtiği gibi, insanların içtihadına bırakılmayan ve Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) tarafından bildirilen vahiy kaynaklı bir şeydir
(tevkifi). Onun için Aişe (r.anha) buna izin vermemiştir. Kendi mushafını
çıkarıp ona surelerin ayetlerini yazdırmıştır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Aişe
(r.anha)'nın "Hangi sureyle başlarsan başla; fark etmez" sözü, bazı
sureleri öne, bazılarını ileriye almanın caiz olduğunu göstermektedir. Nitekim
Huzeyfe ve İbn Mes'ud hadisleri buna delalet etmektedir:
[73]
Sahih hadis kitaplarında geçtiğine göre; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
gece namazında Bakara suresini, sonra Nisa, daha sonra Al-i İmran surelerini
okumuştur.
İmam
Kurtubi, Ebu Bekr el-Enbari'nin Redd kitabından şöyle nakl etmiştir: Öndeki
sureyi sonraya, sonraki sureyi öne alan kişi, ayetlerin sıralamasını bozan, harf
ve kelimelerin yerlerini değiştiren kimseden farksızdır. Enbari'nin dayanağı
Osman mushafına uyma zorunluluğu idi. Zira o, bilinen meşhur tertip üzeredir.
Anlaşılan,
surelerin bu sıralamasında bazen Osman (r.a.)'ın görüşüne uyulmuştur. Ki bu,
İbn Abbas (r.a.)'ın Osman (r.a.)'a Tevbe suresinin başında besmelenin
yazılmamasının ve Enfal'in uzun sureler (seb'u tıval) arasında zikredilmesinin
sebebini sorduğu hadiste açıkça görülmektedir. Hadis, Tirmizi ve diğer
muhaddislerce iyi ve kuvvetli bir senetle rivayet edilmiştir. Hz. Ali (r.a.)'ın
Kur'an surelerini nüzul sebebine göre sıralamaya niyetlendiğini de daha önce
zikretmiştik. Nitekim Kadı Bakıllani Hz. Ali'nin (r.a.) mushafının Alak
suresiyle başladığını, İbn Mes'ud mushafının da ..... Din gününün sahibidir"
ile başlayıp ardından Bakara, sonra Nisa surelerinin gelip bu şekilde farklı
bir tertibin bulunduğunu, Übey b. Ka'b'ın mushafının ise Fatiha ile başlayıp
sonra Nisa, sonra Al-i İmran, sonra En'am, sonra Maide surelerinin gelip bu
şekilde çok farklı bir tertibe sahip olduğunu kaydetmiştir. Kadı daha sonra
şöyle demiştir: mushaftaki surelerin bugünkü sıralamasının, sahabilerin (Allah
onlardan razı olsun) içtihadıyla yapılmış olması mümkündür. Mekki, Tevbe
suresinin tefsirinde böyle söylemiş ve eklemiştir: ayetlerin sıralamasının ve
sure başlarında besmele bulunmasının kaynağı ise Hz. Peygamber' dir.
İbn
Vehb, Cami'sinde şöyle der: Süleyman b. Bilal'i şöyle derken işittim.
Rebia'ya:
"Bakara ile Al-i İmran sureleri, bunlardan önce seksen küsur sure indiği
halde neden mushaf'ın başına konuldular?" diye soruldu. Şöyle cevap verdi:
Bunlar başa alındılar. Çünkü Kur'an, onu tertibe koyandan alınan bir bilgi
ışığında tertip edildi. Onlar da bu bilgide ittifak etmişlerdi. Bu, ötesine
geçilemeyen ve soru sorulamayan şeylerdendir. İbn Vehb der ki: İmam Malik'i
şöyle derken işittim: Kur'an'ın tertibi, sahabilerin Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'den işittiklerine göre yapıldı.
Ebu
Hasan b. Battal der ki: Kur'an'ın surelerinin bu sıralaması, sadece yazımında
ve neshinde vardır. Onlardan: "Bu sıralama namaz, Kur'an okuma ve Kur’an
eğitiminde de vardır ve Kehf suresinin Bakara'dan önce veya Hacc suresinin Kehf
suresinden önce okunması caiz değildir." diyen hiç kimse bilinmemektedir.
Aişe (r.anha)'nın şu sözüne baksana: "Önce hangi sureyi okursan oku,
zararı olmaz." Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' de namazın bir
rek’atında bir sure okur, sonraki rek’atta başka bir sure okurdu. İbn Battal
devamla şöyle der: İbn Mes'ud (r.a.) ile İbn Ömer (r.a.) hakkında, onların
Kur'an'ın tersine okunmasını kerih gördüklerine ve "Bunu kalbi ters olan
yapar" dediklerine dair rivayete gelince; onlar sureyi tersine okumayla,
sondan başa doğru okumayı kastetmişlerdir. Zira bu haramdır, mahsurludur.
[74]
İmam Buhari daha sonra, İbn Mes'ud (r.a.)'ın: "İsra, Kehf, Meryem, Taha ve
Enbiya sureleri için "Bu sureler, en ilklerdendir. Benim en eski
mallarımdandır." sözünü rivayet etmiştir. Bunu sadece İmam Buhari rivayet
etmiştir. Bu hadisin getirilmesindeki kasıt, İbn Mes'ud mushafındaki bu
surelerin aynen Osmani mushaflardaki gibi olduğunu anlatmaktır. "En
ilklerdendir" den kasıt, ilk nazil olan en eski surelerden olmasıdır.
"Bunlar benim en eski mallarımdandır"ın manası ise "İlk elde
ettiğim ve ezberlediğim surelerdendir." Zira Arapların dilinde eski mala
ve eşyaya tilad (.....), yeni mala ise tarif (.....) denir. Doğrusunu en iyi
Allah bilir.
[75]
Bera b. Azib (r.a.)'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Ben ..... / Sebbihisme
rabbike'l-ala (Ala) suresini Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
gelmeden önce ezberledim." Bunu Buhari ile Müslim rivayet etmişlerdir. Bu,
hicreti anlatan hadisten bir kısımdır. Hadisin buraya alınmasındaki sebep ise
A'la suresinin hicretten önce nazil olduğunu ifade etmektir. Doğrusunu en iyi Allah
bilir.
[76]
İbn Mes'ud (r.a.)'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Allah Rasulü'nün
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) her rekatta ikişer ikişer okuduğu, birbirine
benzer sureleri öğrendim" dedi. Sonra Abdullah bulunduğu yerden kalkıp
evine gitti. Beraberinde Alkame de vardı. Bir müddet sonra Alkame evden çıktı,
ona bu surelerin hangileri olduğunu sorduk. O da şöyle cevap verdi: 'İbn
Mes'ud'un mushafına göre mufassal surelerden yirmi sure. Hamimler, Duhan ve
Amme bu surelerin sonunda yer alır."
İbn
Mes'ud (r.a.)'ın söylediği bu tertip, Osman (r.a.)'ın tertibine aykırı, ilginç
bir tertiptir. Çünkü Osman mushafında mufassal sureler Hücurat'tan Kur'an'ın
sonuna kadar olanlardır ve Duhan suresi ona hiçbir şekilde girmez. Bunun
delili,
[77]
İmam Ahmed b. Hanbel'in, Sakif kabilesine mensup Evs b.
Huzeyfe'den
yaptığı şu rivayettir: Ben, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelen
heyet arasındaydım. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yatsıdan sonra
bizimle sohbet ediyordu. Bir gece yatsıdan sonra uzun süre gecikti, sonra
geldi. "Seni ne geciktirdi?" diye sorunca "Aklıma Kur'an'dan
(okumadığımı bir hizip geldi de onu okumadan çıkmak istemedim." buyurdu.
Sabah olunca Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabına "Siz Kur’an’ı
hiziplere (bölümlere) nasıl ayırıyorsunuz?" diye sorduk. "Kur'an'ı;
üç sure, beş sure, yedi sure, dokuz sure, on bir sure, on üç sure ve (yedinci
günde ise) Kaf suresinden Kur'an'ın sonuna kadar olan mufassal sureler şeklinde
hiziplere ayırıyoruz" dediler. Bunu Ebu Davud ve İbn Mace de Taifli
Abdullah b. Abdurrahman b. Ya'la'nın rivayetiyle zikretmişlerdir. Senedi
sahihtir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
Bir Fasıl:
(Mushaf'ın Noktalanması ve Harekelendirilmesi)