|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
En’am Suresi 123 ve 124.ayetler |
Kasabaların Azgın
Önderleri:
123. Böylece biz, her
kasabada, oralarda bozgunculuk yapmaları için, günahkarlarını liderler yaptık. Onlar
yalnız kendilerini aldatırlar, ama farkında olmazlar.
124. Onlara bir ayet
geldiğinde, "Allah'ın elçilerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe
kesinlikle inanmayız" dediler. Allah, Peygamberliğini kime vereceğini daha
iyi bilir. Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah
tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.
Tefsiri:
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: Ey Muhammed! İşte senin kasabanda bir takım önde gelen azgınlar,
küfre davet eden ve Allah'ın yolundan engelleyen, sana karşı gelmeleri ve
düşmanlık yapmaları için insanları tahrik eden liderler ve davetçiler
yaptığımız gibi, senden önceki Peygamberler de bunlara maruz kalmışlar, aynı
belalara duçar olmuşlardı. Fakat güzel son bunların oldu.
Allah (c.c) devamla
şöyle buyuruyor: "Böylece biz, her kasabada, oralarda bozgunculuk
yapmaları için, günahkarlarını liderler yaptık." Yüce Allah bir ayette de,
"Bir ülkeyi helak etmek istediğimizde, o ülkenin zenginlik sebebiyle
şımarmış elebaşlarına (iyilikleri) emrederiz; buna rağmen onlar orada kötülük
işlerler. Böylece o ülke, helake müstahak olur; biz de orayı darmadağın
ederiz" (İsra, 16) buyurmuştur. Kimine göre mana şöyledir: Biz onlara
itaat etmelerini emrettik. Onlarsa buna karşı geldiler. Biz de kasabalarını
yerle bir ettik. Bir görüşe göre mana, "biz onlara kaderi olarak
emrettik"tir. Nitekim burada, "Böylece biz, her kasabada, oralarda
bozgunculuk yapmaları için ... " buyurulmuştur. Ali b. Ebi Talha, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder:
"Günahkarlarını
liderler yaptık. " Yani, onlara en şerlilerini musallat ettik. Onlar da
orada Allah'a karşı geldiler, günahlar işlediler. Bunları yapınca biz de
kendilerini azapla helak ettik.
Mücahid ve Katade
"liderler"i şehrin ileri gelenleri ve büyükleri ile tefsir
etmişlerdir. Bunun benzeri şu ayetlerdir: "Zayıf sayılanlar da büyüklük
taslayanlara, 'Hayır! Gece gündüz (işiniz) tuzak kurmaktı. Çünkü siz daima
Allah'ı inkar etmemizi, O'na ortaklar koşmamızı bize emrederdiniz' derler.
Artık azabı gördüklerinde, için için yanarlar; biz de o inkar edenlerin
boyunlarına demir halkalar takarız. Onlar ancak yapmakta oldukları günahları
yüzünden cezalandırılırlar. Biz hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek mutlaka
oranın varlıklı ve şımarık kişileri, 'Biz, size gönderilmiş olan şeyi inkar
ediyoruz' demişlerdir." (Sebe, 34-35) "Senden önce de hangi memlekete
uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklıları, 'Babalarımızı bir din
üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız' derlerdi. " (Zuhruf, 23)
"Bunlar da, büyük hileler, büyük desiseler kurdular!" (Nuh, 22)
"Kafir olanlar dediler ki: Biz hiçbir zaman bu Kur'an'a ve bundan önce
gelen kitaplara inanmayacağız. Sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda
tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Zayıf sayılanlar, büyüklük
taslayanlara, 'Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk' derler.
Büyüklük taslayanlar, zayıf sayılanlara (kıyamet gününde), 'Size hidayet
geldikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik? Bilakis siz suç işliyordunuz'
derler. Zayıf sayılanlar da büyüklük taslayanlara, 'Hayır! Gece gündüz (işiniz)
tuzak kurmaktı. Çünkü siz daima Allah'ı inkar etmemizi, O'na ortaklar koşmamızı
bize emrederdiniz' derler. Artık azabı gördüklerinde, için için yanarlar; biz
de o inkar edenlerin boyunlarına demir halkalar takarız. Onlar ancak yapmakta
oldukları günahları yüzünden cezalandırılırlar." (Sebe, 31-33) İbn Ebi
Hatim, Süfyan'dan şöyle nakleder: Kur'an'da "mekr, tuzak" ifadesi hep
"iş ve eylem" manasında kullanılmıştır.
"Onlar yalnız
kendilerini aldatırlar, ama farkında olmazlar. " Yani, onların
tuzaklarının, saptırdığı kimseleri saptırmalarının zararı ancak kendilerine
döner. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: "(Gerçek şu ki) elbette kendi
yüklerini (veballerini), kendi yükleriyle birlikte nice yükleri taşıyacaklar
... " (Ankebut, 13) Yine, "Kıyamet gününde kendi günahlarını tam
olarak taşımaları ve bilgisizce saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından
da bir kısmını yüklenmeleri için (öyle derler). Bak ki yüklenecekleri şey ne
kötüdür!" (Nahl, 25) buyurur.
Allah (c.c) daha sonra
şöyle buyuruyor: "Onlara bir ayet geldiğinde, Allah'ın elçilerine
verilenin benzeri bize de verilmedikçe", yani, melekler risaleti (vahiy ve
Peygamberlik) Peygamberlere getirdikleri gibi bize de getirmedikçe
"kesinlikle inanmayız, dediler." Nitekim Yüce Allah başka bir ayette
şöyle buyurur: "Bizimle karşılaşmayı (bir gün huzurumuza geleceklerini)
ummayanlar, 'Bize ya melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik'
dediler. Andolsun ki onlar kendileri hakkında kibre kapılmışlar ve azgınlıkta
pek ileri gitmişlerdir." (Furkan, 21)
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: ''Allah, Peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir." Yani,
Allah (c.c.) Peygamberliğini nereye koyacağını ve ona kullarından kimin daha layık
olduğunu daha iyi bilir. Nitekim, Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur:
"Ve dediler ki: 'Bu Kur'an iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil
miydi? Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların
geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için
kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların
biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır." (Zuhruf, 31-32) Şöyle demek
istiyorlardı: bu Kur'an iki kasabadan, yani Mekke ve Taif'ten -kendilerinin
gözünde- büyük ve saygın bir adama indirilmesi gerekmez miydi? Çünkü onlar
azgınlık, taşkınlık, haset, inat ve kibirlerinden dolayı Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i küçümsüyorlardı. Nitekim Yüce Allah onlar
hakkında şöyle buyurur: "(Rasulüm!) Kafirler seni gördükleri zaman, 'Sizin
ilahlarınızı diline dolayan bu mu?' diyerek seni hep alaya alırlar. Halbuki
onlar, çok esirgeyici Allah'ın Kitabını inkar edenlerin ta kendileridir."
(Enbiya, 36) Yine şöyle buyurur: "Seni gördükleri zaman, 'Bu mu Allah'ın
Peygamber olarak gönderdiği!' "diyerek hep seni alaya alıyorlar."
(Furkan, 41) Yüce Allah yine, "Senden önceki Peygamberlerle de
alayedilmiş, bu yüzden onlarla alayedenleri alayettikleri şey (azap)
kuşatıvermişti" (En'am, 10) buyurur. Oysa onlar Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in fazilet, şeref ve soyunu, evinin, yetiştiği yer ve
çevrenin pak ve nezihliğini biliyorlardı. Hatta vahiy gelmeden önce kendi
aralarında O'ndan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Emin diye bahsediyorlardı.
Nitekim bunu kafirlerin (o zamanki) başı Ebu Süfyan da itiraf etmişti. Rum
kralı ona, "İçinizde soyu nasıldır?" diye sorduğunda Süfyan, "O
içimizde soylu biridir" dedi. Kral, "Peygamberlik iddia etmeden önce
onu yalancılıkla itham eder miydiniz?" dedi. Süfyan, "Hayır"
cevabını verdi. Hadis uzundur. Burada Rum kralı, Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in niteliklerinin nezihliğini O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
dürüstlüğüne, Peygamberliğine ve getirdiklerinin doğruluğuna delil göstermiştir.
[2969] İmam Ahmed b.
Hanbel, Vasile b. Eska'dan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah İbrahim (a.s)'ın oğullarından
İsmail'i seçti. İsmailoğullarından Kinane oğullarını seçti. Kinaneoğullarından
Kureyş'i seçti. Kureyşten Haşimoğullarını, Hişamoğullarından da beni seçti.
" Bunu sadece İmam Müslim,
Şamlılar'ın imamı imam Evzai kanalıyla rivayet etmiştir.
[2970] İmam Buhari'nin
Ebu Hureyre (r.a.)'tan naklettiğine göre Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurmuştur: "Ben Ademoğullarının ardı arkası kesilmeyen en hayırlı
nesilleri arasından gönderildim ve nihayet kendisinden geldiğim bu nesil
arasında oldum. "
[2971] İmam Ahmed b.
Hanbel'in Abdulmuttalip b. Ebu Vedaa'dan şöyle nakletmiştir. Abbas şöyle
anlattı: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bazı insanların sözleri
ulaşınca minbere çıktı ve "Ben kimim?" diye sordu. "Sen Allah'ın
rasulüsün" dediler. "Ben Abdulmuttalip oğlu Abdullah oğlu
Muhammed'im. Allah mahlukatı yarattığında beni en hayırlı (üstün) kimse kıldı.
İnsanları iki gruba ayırdı ve beni onların en hayırlısında yaptı. Allah
kabileleri yarattı ve beni onların en hayırlısında kıldı. İnsanları aileler
yaptı ve beni onların en hayırlısı içinde kıldı. Böylece ben ev bakımından da
şahıs olarak da en hayırlınızım." buyurdu.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) doğru söylemiştir.
[2972] Aişe (r.anha)'dan
yapılan bir rivayette o şöyle anlatır: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Cebrail bana şöyle dedi:
Ben yeryüzünü
doğularından batılarına kadar katettim de Muhammed'den daha üstününü bulamadım.
Ben yeryüzünü doğularından batılarına kadar dolaştım da bir babanın oğulları
olarak Haşimoğullarından daha faziletli kimseler görmedim. " Bunu Hakim ile Beyhaki rivayet etmişlerdir.
[2973] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Allah (c.c) kulların
kalplerine baktı ve Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kalbini kulların
en iyisi bulunca onu kendisine seçti, risaletiyle Peygamber gönderdi. Ardından,
diğer kulların kalplerine baktı ve sahabilerinin kalplerini kulların
kalplerinin en üstünü bulunca onları, dini için savaşan Peygamber yardımcıları
kıldı. Dolayısıyla Müslümanların iyi gördükleri Allah katında da iyidir, kötü
gördükleri Allah (c.c) katında da kötüdür."
[2974] İmam Ahmed b.
Hanbel, Selman'dan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
bana şöyle buyurdu: "Ey Selman! Bana kızıp ve nefret edip de dinini
bırakma!" Ben, "Ya Rasulallah! Allah bizi seninle hidayete
erdirmişken nasılolur da sana kızarım?" dedim. "Araplara kızarsın,
böylece bana da kızmış olursun" buyurdu.
İbn Ebi Hatim tefsirinde İbn Ebu Hüseyin'den şöyle nakleder: Bir adam
İbn Abbas (r.a.)'a cami kapısından girerken baktı. Onu görünce çok hoşuna gitti
ve "Bu kimdir?" dedi. "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in amcasının oğlu İbn Abbas'tır" dediler. Bunun üzerine atlam,
"Allah, Peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir" dedi.
"Suç işleyenlere,
yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir
azap erişecektir." Bu, kibirlenerek Peygamberlerine uymaya ve
getirdiklerine boyun eğmeye yanaşmayan kimseye Allah tarafından şiddetli bir
gözdağı ve katı bir tehdittir. Bu kimseye kıyamet gününde "sağar",
yani daimi bir zillet erişecektir. Onlar büyüklenince, dünyadaki kibirlerinden
dolayı kıyamet gününde Allah (c.c) büyük bir zilletle cezalandıracaktır.
Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Çünkü bana ibadeti
bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak Cehenneme gireceklerdir."
(Mü'min, 60) Yani, horlanmış, zel il ve hakir bir şekilde gireceklerdir.
"Ve çetin bir azap
erişecektir." Tuzak genelde gizli olduğundan ve onda hissettirmeden hile
ve aldatma bulunduğundan dolayı buna uygun olarak kendilerine çetin bir azap
verilmiştir. "Senin Rabbin kimseye zulmetmez." (Kehf, 49) Yüce Allah
bir ayette de, "Sırların yoklanıp meydana çıkarılacağı gün" (Tarık,
9) buyurur. Yani, gizli-saklı her şeyin ve kalplerdekilerin ortaya çıkarılacağı
gün ...
[2975] Buhari ve
Müslim’in rivayet ettiği hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurmuştur: "Verdiği sözde durmayıp hainlik eden herkesin kıyamet
gününde bir sancağı olacak ve 'Bu filan oğlu filanın hainliğidir' denilecek.
" Bundaki hikmet şudur: Hainlik
gizli olup insanlar farkına varamadığından dolayı, bunun karşılığı olarak
kıyamet gününde sahibinin başında bir bayrak haline gelecektir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |