İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

En’am Suresi

128.ayetler

 

İnsanlar ve Cinler Allah Huzurunda:

 

128. Allah, onların hepsini bir araya topladığı gün, "Ey cinler (şeytanlar) topluluğu! Siz insanlardan birçoğunu elde ettiniz" der. Onların, insanlardan olan dostları ise, "Ey Rabbimiz! (Biz) birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık" derler. Allah da buyurur ki: Allah'ın dilediği hariç, içinde ebedi kalacağınız yer ateştir. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, bilendir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ey Muhammed! Onlara bir de şunu anlat ve hatırlat ki: ''lillah, onların hepsini", yani cinleri ve dostlarını "bir araya topladığı gün, "Ey cinler (şeytanlar) topluluğu! Siz insanlardan birçoğunu elde ettiniz. " Kasıt, dünyada iken cinlere ibadet eden, onlara sığınan ve itaat eden, karşılıklı olarak birbirlerine süslü ve aldatıcı sözler fısıldayan insanlardır. Cümlede gizli bir "der" ifadesi vardır ve bu cümlenin akışından anlaşılmaktadır.

 

"İnsanlardan birçoğunu elde ettiniz" ifadesinden kasıt "çok sayıda insanı saptırdınız ve ayarttınız" dır. Nitekim Yüce Allah başka bir yerde şöyle buyurur: "Ey Ademoğulları! Size şeytana tapmayın. Çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır" demedim mi? "Ve bana kulluk ediniz, doğru yol budur" demedim mi? Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp saptırdı. Hala akıl erdiremiyor musunuz?" (Yasin, 60-62) Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "İnsanlardan birçoğunu elde ettiniz" ifadesinden kasıt "Onlardan birçoğunu aldattınız" dır. Mücahid, Hasan-ı Basri ve Katade de

böyle demişlerdir.

 

"Onların insanlardan olan dostları ise, "Ey Rabbimiz! (Biz) birbirimizden yararlandık", yani, cinlerin insanlardan olan dostları Allah'ın (c.c) bu sözüne böyle cevap vermişlerdir.

 

İbn Ebi Hatim bu ayet hakkında Hasan-ı Basrl'den (rh.a) şöyle nakleder: Rabbiniz kıyamet günü Cehennemliklerin sayısını çok bulur. Onların insanlardan olan dostları, "Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık" derler. Hasan-ı Basri der ki: Onların birbirlerinden faydalanmaları cinlerin emretmesi ve insanların onu yerine getirmesinden başka bir şey değildir.

 

Muhammed b. Ka'b ayet hakkında, "Bu dünyadaki arkadaşlıktır" demiştir. İbn Cüreyc der ki: Cahiliye döneminde adam bir yere konakladığında "Bu vadinin büyüğüne sığınırım" derdi. Onların faydalanmaları budur ve kıyamet gününde de inkar edeceklerdir.

 

Cinlerin insanlardan faydalanması ise, zikredildiğine göre, insanların cinlere sığınarak onlara gösterdikleri saygı ve tazimdir. Bu sebeple onlar, "Biz hem insanların hem cinlerin efendisi olduk" derler.

 

"Ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık" derler." Süddi der ki: Yani ölüm vaktimiz geldi.

 

"Allah da buyurur ki: Allah'ın dilediği hariç, içinde ebedi kalacağınız yer ateştir. " Yani, hem sizin hem de dostlarınızın yeri ve yuvası ateştir.

 

"Ebedi kalacağınız yer" Yani, sonsuza dek kalacağınız mekan.

''Allah'ın dilediği hariç ... " Kimisi buradaki istisnanın Berzah alemine döndüğünü söylemiştir. Kimisi, "İstisna dünya kalınan süreye yöneliktir" demiştir. Bununla ilgili başka görüşler de vardır ve bunlar Hud suresindeki, "Rabbinin dilediği hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateşte ebedi kalacaklardır" (Hud, 107) ayetinin tefsirinde gelecektir. Taberi ve İbn Ebi Hatim bu ayetin tefsirinde Ali b. Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bu öyle bir ayettir ki Allah'ın kullarını Cennete veya Cehenneme koymasına dair hiç kimsenin hüküm vermemesini gerektirmektedir.

 

 

 

129. İşte böylece işledikleri günahlardan ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına musallat ederiz.

 

Tefsiri:

 

Said, Katade'den bu ayetin tefsirine dair şöyle nakleder: Allah (c. c) insanları amellerine göre birbirlerine kardeş yapar. Dolayısıyla nerede ve nasıl olursa olsun Mü'min Mü'minin kardeşi, nerede ve nasılolursa olsun kafir kafirin kardeşidir. İman temennilerle ve göstermelik şeylerle olmaz. Bu görüşü İmam Taberi rivayet etmiştir. Ma'mer de Katade'den bu ayetin tefsirine dair şöyle nakletmiştir: Zalimleri zalimlere Cehennemde dost yaparız; orada birbirlerinin peşinden giderler. Malik b. Dinar der ki: Zebur'da şöyle okudum: Ben münafıklardan münafıklarla intikam alırım. Sonra münafıkların hepsinden intikam alırım. Bu Allah'ın kitabında "Zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına musallat ederiz" buyruğunda ifade, edilmiştir. Abdurrahman b. Zeyd, " ... zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına musallat ederiz" ayetinin tefsirinde, "Cinlerin zalimlerini insanların zalimlerine musallat ederiz" demiş, sonra "Kim Rahman'ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz" (Zuhruf, 36) ayetini okumuştur. Sonra da, "Yani, biz zalim cinleri zalim insanların üzerine musallat ederiz" demiştir.

 

 

[2983] Hafız İbn Asakir, İbn Mes'ud (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kim bir zalime yardım ederse Allah zalimi ona musallat eder. "    Bu garip bir hadistir.

 

Bir şair de şöyle der:

 

Her ne el varsa Allah'ın eli onun üstündedir.

Hangi zalim varsa mutlaka ona başka bir zalim musallat edilir.

 

Ayetin manası şöyledir: Hüsrana uğramış bu insanları onları ayartan cinleri musallat ettiğimiz gibi, zalimleri de aynı şekilde, zulüm ve taşkınlıklarının cezası olarak birbirlerine musallat ederiz, birbirlerinin eliyle yok eder ve birbirlerinden intikam aldırırız.

 

 

 

130. Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran Peygamberler gelmedi mi! Derler ki: Kendi aleyhimize şahitlik ederiz. Dünya hayatı onları aldattı ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.

 

Tefsiri:

 

Bu da Allah'ın kıyamet gününde kafir cinlere ve insanlara yaptığı azarlamalardan biridir. Zira -kendisi daha iyi bildiği halde- onlara "Peygamberler mesajlarını size ulaştırdılar mı?" diyerek sormaktadır. Bu (karşıya sözün içeriğini) onaylatıcı türden bir sorudur. "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran Peygamberler gelmedi mit" Ayetteki "içinizden" ifadesinden kasıt (insanlar ve cinler topluluğu olarak) "toplamınızdan" dır. Zira, Peygamberler sadece insanlardan olmuştur, cinlerden Peygamber yoktur. Nitekim Mücahid ve İbn Cüreyc ile selef ve haleften birçok imam bunu bizzat ifade etmişlerdir. İbn Abbas (r.a.) da, "Peygamberler sadece insanlardan olmuştur. Cinlerden ise sadece uyarıcılar vardır" demiştir. İmam Taberi'nin Dahhak b. Müzahim'den naklettiğine göre o cinlerden de Peygamberler olduğunu söylemiş ve ona bu ayeti delil göstermiştir. Meseleye bu ayetin delil gösterilmesi isabetli değildir. Çünkü, ayetin bu manayı ifade etmesi kesin değil, ihtimallidir. Allahu A'lem, ayetteki ifade şu ayetlerdeki gibidir: "İki denizi", yani tuzlu deniz ile tatlı denizi "birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar .. .İkisinden de inci ve mercan çıkar."

 

Bilindiği gibi inci ve mercan tatlı sudan değil sadece tuzlu sudan çıkar (dolayısıyla, iki derken her ikisinden değil, ikisinin toplamından manası kastedilmiştir). Allah'a hamd olsun bu açıktır. İmam Taberi de bu cevabı zikretmiştir. Peygamberlerin sadece insanlardan olduğunun delili Allah'ın (c.c), "Biz Nuh'a ve ondan sonraki Peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vah-

t yettik ... Bir kısım Peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana anlatmadık. Ve Allah Musa ile gerçekten konuştu. (Yerine göre) müjdeleyici ve sakındırıcı olarak Peygamberler gönderdik ki insanların Peygamberlerden sonra Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın! Allah izzet ve hikmet sahibidir" (Nisa, 163-165) buyruğudur. Yüce Allah İbrahim (a.s) hakkında da, "Ona İshak ve Ya'kub'u bağışladık. Peygamberliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik. Ona dünyada mükafatını verdik. Şüphesiz o, ahirette de salih lerdendir" (Ankebut, 27) buyurmuştur.

 

Allah (c.c) Peygamberlik ve Kitap gönderilmesini İbrahim (a.s)'dan sonra onun soyuyla sınırlandırmıştır. Hiçbir alim, "Peygamberlik Halil İbrahim (a.s)'dan önce cinlerdeydi ve onun Peygamberliğiyle birlikte onlarda kesildi" dememiştir. Yüce Allah yine, "(Rasulüm!) Senden önce gönderdiğimiz bütün Peygamberler de hiç şüphesiz yemek yerler, çarşılarda dolaşırlardı. (Ey insanlar!) Sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan (vesilesi) kıldık; (bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir" (Furkan, 20) buyurmuştur. Yine, "Senden önce de ancak şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz kişiler gönderdik" (Yusuf, 109) buyurmuştur. Bilindiği gibi bu konuda cinler insanlara tabidirler. Nitekim Yüce Allah onlar hakkında şunları anlatmaktadır: "Hani cinlerden bir grubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'an'ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) 'Susun' demişler, Kur'an'ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi. "Ey kavmimiz! Doğrusu biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik. Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun. Ona iman edin ki Allah da sizin günahlarınızı kısmen bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun. Allah'ın davetçisine uymayan kimse yeryüzünde Allah'ı aciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah'tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler' dediler" (Ahkaf, 29-32)

 

 

[2984] Tirmizi ve başkalarının rivayet ettiği bir hadise göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cinlere Rahman suresini okumuştur. Rahman suresinde ise Allah şöyle buyurur: "Ey insan ve cin! Sizin de hesabınızı ele alacağız. Hal bu iken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?" (Rahman, 31-32) 

 

Yüce Allah (tefsirini yapmakta olduğumuz) ayette şöyle buyuruyor: "Ey cin ve insan topluluğu! Içinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle kar-

şılaşacağınıza dair sizi uyaran Peygamberler gelmedi mi! Derler ki: "Kendi aleyhimize şahitlik ederiz." Yani, itiraf ve ikrar ederiz ki Peygamberler senin mesajlarını bize tebliğ ettiler. Seninle buluşmamıza, bu günün mutlaka olacağına dair uyarılarda bulundular. Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Dünya hayatı onları aldattı. " Yani, dünya hayatının süsüne, görkemine ve zevklerine aldanınca dünya hayatlarında (ilahi emirler hususunda) aşırı gevşeklik ve ihmalkarlık gösterdiler. Peygamberleri yalanlamalarından ve mucizelere karşı gelmelerinden dolayı helak olup gittiler.

 

"Ve" kıyamet gününde de, kendilerinin dünyadayken "kafir olduklarına" Peygamberlerin (Allah'ın selamı üzerlerine olsun) getirdiklerini reddettiklerine "dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler."

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

131. Gerçek şu ki: Halkı habersizken, Rabbin haksızlık ile ülkeleri helak edici değildir.

132. Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.