|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Tıb |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
باب: في
المرأة ترقي
الرجل.
41. KADIN'IN ERKEĞE RUKYE YAPMASI
حدثني عبد
الله بن محمد
الجعفي: حدثنا
هشام: أخبرنا
معمر، عن
الزُهري، عن
عروة، عن
عائشة رضي
الله عنها:
أن
النبي صلى
الله عليه وسلم
كان ينفث على
نفسه في مرضه
الذي قبض فيه
بالمعوِّذات،
فلما ثقل كنت
أنا أنفث عليه
بهن، فأمسح
بيد نفسه
لبركتها.
فسألت ابن
شهاب: كيف كان
ينفث؟ قال:
ينفث على يديه
ثم يمسح بهما
وجهه.
[-5751-] Aişe r.anha'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem vefatı ile sonuçlanan hastalığında kendisine muavvizatı okuyup üflerdi.
Hastalığı ağırlaşınca ben onları okuyup ona üflüyor, kendi eliyle -bereketi
dolayısıylaonun vücudunu sıvazlıyordum."
(Ravilerden Ma'mer dedi ki:) İbn Şihab'a: Nasıl
üflerdi diye sordum. O: Önce ellerine üfler, sonra onları yüzüne sürerdi, dedi.
باب: من لم
يَرْق.
42. RUKYE YAPMAYAN KİMSELER
حدثنا
مسدَّد: حدثنا
حُصَين بن
نُمَير، عن حُصَين
بن عبد
الرحمن، عن
سعيد بن
جُبَير، عن ابن
عباس رضي الله
عنهما قال:
خرج
علينا النبي
صلى الله عليه
وسلم يوماً
فقال: (عُرضت
عليَّ الأمم،
فجعل يمر
النبي معه
الرجل،
والنبي معه
الرجلان،
والنبي معه
الرهط، والنبي
ليس معه أحد،
ورأيت سواداً
كثيراً سدَّ
الأفق، فرجوت
أن يكون أمتي،
فقيل: هذا
موسى وقومه،
ثم قيل لي:
انظر، فرأيت
سواداً كثيراً
سدَّ الأفق،
فقيل لي: انظر
هكذا وهكذا،
فرأيت سواداً
كثيراً سدَّ
الأفق، فقيل:
هؤلاء أمتك،
ومع هؤلاء
سبعون ألفاً
يدخلون الجنة
بغير حساب).
فتفرق الناس
ولم يبيِّن
لهم، فتذاكر
أصحاب النبي
صلى الله عليه
وسلم فقالوا:
أما نحن
فولدنا في
الشرك، ولكنا
آمنا بالله
ورسوله، ولكن
هؤلاء هم
أبناؤنا،
فبلغ النبي
صلى الله عليه
وسلم فقال: (هم
الذين لا
يتطيَّرون،
ولا يسترقون،
ولا يكتوون،
وعلى ربهم
يتوكلون).
فقام
عُكَّاشة بن
مِحْصَن فقال:
أمنهم أنا يا
رسول الله؟
قال: (نعم). فقام
آخر فقال:
أمنهم أنا؟
فقال: (سبقك
بها عُكَّاشة).
[-5752-] İbn Abbas r.a.'tan, dedi ki: "Bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi
ve Sellem yanımıza çıktı ve şöyle buyurdu: Bana ümmetler gösterildi. Bir Nebi
beraberinde bir adam olduğu halde geçiyor, bir diğer Nebi iki adam bulunduğu
halde, bir başka Nebi bir topluluk bulunduğu halde geçiyordu. Beraberinde
hiçbir kimse bulunmadığı halde geçen Nebiler de vardı. Ufuğu kaplayan
çokmiktarda bir karartı gördüm. Onların benim ümmetim olduğunu ümit ettim.
Bana: Bu Musa ve onun kavmidir, denildi. Sonra bana: Bak denildi, ben de ufuğu
kaplayan çok miktarda bir karartı gördüm. Bana şuraya ve şuraya da bak,
denildi. Ufuğu kaplayan çok miktarda bir karartı gördüm. İşte bunlar senin
ümmetindir ve bunlarla birlikte cennete hesapsız girecek yetmişbin kişi vardır,
denildi.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onlara açıklama yapmadan (içeri
girdiğinden) insanlar dağıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı
(bunların kim olabileceklerini) kendi aralarında konuştular ve: Biz şirk içinde
doğduk sonra da Allah'a ve Rasulüne iman ettik. Ama bunlar bizim çocuklarımız
olmalıdır dediler.
Bu sözleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca O şöyle
buyurdu: Bunlar herhangi bir şeyi uğursuz saymayanlar, kendilerini
dağlatmayanlar, kendilerine rukye yapılmasını istemeyenler ve yalnız Rablerine
tevekkül edenlerdir.
Bunun üzerine Ukaşe b. Mihsan ayağa kalkarak: Ben onlardan mıyım,
ey Allah'ın Rasulü, dedi. Allah Rasulü: Evet, buyurdu. Bu sefer bir başkası
kalkarak:
Ben de onlardan mıyım, diye sordu. Allah Rasulü: Bu hususta Ukaşe
senden önce davrandı, buyurdu."
AÇIKLAMA:
"Rukye yapmayan kimseler." Bu hadis aynen bir başka
yoldan, Husayn b. Abdurrahman'dan "kendisini dağlatan kimse"
Başlığında geçmiş ve bunun Baş taraflarında bir kıssa ekleyerek nakledenleri de
belirtmiş, buna dair şerhin, Rikak bölümünde (6541.hadiste) geleceğini de söylemiş idim. Hadisin burada zikredilmesinden
kasıt, "bunlar uğursuz saymayanlar, kendilerini dağlatmayanlar,
kendilerine rukye yapılmasını istemeyenlerdir" ibareleridir. Uğursuzluk, bundan
sonraki Başlıkta söz konusu edilecektir. Dağlama ile ilgili açıklamalar da daha
önce bu hadisin geçtiği yerde yapılmıştır.
Rukyeyegelince, rukye yapmayı ve dağlatmayı diğer tedavi yolları
arasında mekruh görüp her ikisinin de -diğerleri değil de bunların- tevekkülü
bozduğunu kabul eden kimseler, bu hadisi delil gösterirler. Ancak ilim adamları
böyle bir iddiaya karşı çeşitli şekillerde cevap vermiş bulunmaktadırlar:
1- Taberi, el-Mazeri ve bir kesimin söylediğine göre bu,
-cahiliye dönemi insanlarının inandıkları gibi- tabiatçıların, ilaçlar
tabiatlari gereği faydalı olurlar, şeklindeki kanaatlerine uygundüşünmeyen
kimseler hakkında yorumlanır. Başkaları da şöyle demektedir: Terk edilmesi
öğülmeye sebep teşkil eden rukye, cahiliye döneminde söylenen ve küfür olma
ihtimali taşıdığından dolayı manası anlaşılmayan sözlerle yapılan rukyedir.
Zikir ve benzeri şeylerle yapılan rukye ise böyle değildir. Ancak İyad ve
başkaları buna karşılık şöyle demektedirler: Hadis bu yetmişbin kişinin
diğerlerinden ayrıbir meziyetinin olduğunu ve sadece kendilerinin sahip
bulundukları bir fazilete sahip olduklarını göstermektedir. Böylelikle bunlar
asıl itibariyle faziletli ve dine bağlı olmakla kendileriyle ortak özelliğe
sahip olan kimselerden ayrılmış olmaktadırlar. İlaçların tabiatları itibariyle
etkili olacağına inanan yahut cahiliye dönemindeki rukyeleri ve benzerlerini
kullanan bir kimse ise Müslüman değildir. O halde böyle •bir cevap sağlıklı
olamaz.
2- ed-Davudi ve bir kesim şunları söyler: Hadiste kastedilen kimseler,
hastalanır korkusu ile sağlıklı iken bu gibi işleri yapmaktan uzak duran
kimselerdir. Hastalandıktan sonra ilaç ve tedaviye başvuran bir kimsenin durumu
böyle değildir. Bu doğrultudaki açıklamayı daha önce İbn Kuteybe'den ve
başkalarından "kendisini dağlatan kimse" başlığındanakletmiş
bulunuyorum. İbn Abdilberr'in tercih ettiği de budur. Ancak daha önce
kaydettiğimiz, hastalığın meydana gelmesinden önce (hastalıktan) Allah'a
sığınmanın sabit olduğuna dair rivayetler ile buna da itiraz edilmiştir.
3- el-Halimi dedi ki: Hadiste söz konusu edilen bu kimselerden
kasıt, dünya hallerinden ve dünyada bulunan çeşitli arıza ve rahatsızlıkları
önlemek için hazırlanmıış sebeplerden yana habersiz olan, bundan dolayı
dağlanmayı da, rukye yapmayı da bilmeyen ve karşı karşıya kaldıkları hallerde
dua etmekten, Allah'a sığınmaktan başka bir sığınakları, Allah'ın kazasına razı
olmaktanbaşka bir barınakları olmayan kimselerdir. Bunların, tabiplerin
tıbbından, rukyecilerin rukyesinden haberleri yoktur. Bunların hiçbirisini de
doğru dürüst beceremezler. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
4- Rukye ve dağlanmayı terk etmekten maksat, hastalığın
önlenmesinde Allah'a güvenip dayanmak ve onun kaderine rıza göstermektir. Yoksa
bunların caiz oluşunu tenkit etmek değildir. Çünkü bu hususlar sahih hadislerde
ve selef-i salih'ten sabit şeylerdir. Ama rıza ve teslimiyet makamı, sebeplere
başvurmaktan daha yüksek bir makamdır. el-Hattabi ve ona uyan kimseler bu
doğrultuda görüş beyan etmişlerdir. İbnu'l-Esir der ki: Bu, dünyadan, dünyadaki
sebeplerden, dünyaya bağlayan bağlardan yüz çeviren velilerin
niteliklerindendir. Böyleleri de velilerin en haslarıdır. Bu işleri Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fiilen ve emir olarak yapmış olması da bunu
reddetmez. Çünkü o irfan makamlarının ve tevekkül derecelerinin en yükseğinde
idi. Onun bu tür fiil ve açıklamaları teşri ve . caiz oluşun beyanı için idi.
Bununla birlikte onun bunları yapması, tevekkülünü de eksiltmez. Çünkü O,
kesinlikle tevekkülü kamil birisi idi. O halde sebeplere Başvurmak, onun
tevekkülünü hiçbir şekilde etkilemezdi. başkası ise böyle değildir. İsterse
tevekkülü çok olan bir kimse olsun. Ama sebeplere Başvurmayı terk ederek bu
hususta ihlasa sahip olan bir kimsenin makamı, böyle olmayandan daha yüksektir.
Taberi der ki: Kalbine saldırgan, yırtıcı hayvan vehücum eden
düşmana varıncaya kadar hiçbir şeyin korkusu bulaşmayan ve rızkını talep etmek,
herhangi bir hastalığı tedavi etmek için hiçbir şeye başvurmayan kimseler
dışındakiler tevekkül etmek vasfını hak edemez, denilmiştir. Ama gerçek şudur:
Allah'a güvenen, Allah'ınkaza ve kaderinin, hakkında takdir edilen şekliyle
gerçekleşeceğine kesin olarak inanan, bu hususta Allah'ın sünnetine ve
Rasulünün sünnetine uyarak sebeplere Başvuran kimsenin bu hali, tevekkülünü
olumsuz olarak etkilemez. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem savaşta üst
üste iki zırh giyinmiştir. Başına miğfer geçirmiştir, okçuları yol ağzına
yerleştirmiştir. Medine etrafına hendek kazmıştır, Habeşistan'a ve Medine'ye
hicret edilmesineizin vermiştir. Kendisi de hicret etmiştir, yemek ve içmek
için gerekli yollara başvurmuştur. Kendi aile halkı için ihtiyaçlarını bir
kenaraayırıp saklamış, üzerine semadan bir şeyler inmesini beklememiştir. Oysa
öyle bir şeyolsaydı, Allah'ın kulları arasında buna en layık olan o olurdu.
Kendisine: Devemi bağlayayım mı yoksa onu serbest mi bırakayım, diye soru
sorana da: "Onu bağla ve tevekkül et" diye cevap vermiş, gerekli
tedbirleri almanın tevekküle aykırı olmadığına işaret buyurmuştur. Doğrusunu en
iyi bilen Allah'tır.